Bangkok’taki 52. Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) Dışişleri Bakanları Toplantısı’na katılan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Çin'deki Uygur Türklerinin sorunlarına ilişkin sorulan bir soruyu şöyle cevaplandırmış:

"Bizim beklentimiz tek Çin çatısı altında Uygur kardeşlerimizin huzur ve barış içinde yaşamalarıdır. Cumhurbaşkanımızın ziyareti sırasında Çin Devlet Başkanı, Türkiye'den bölgeye bir heyet göndermemizi teklif etmişti. Şimdi o bölgeye Çin'in daveti üzerine değişik kurumlardan oluşan yaklaşık 10 kişilik bir heyetimizi göndereceğiz ve oradaki durumu arkadaşlarımız yerinde görecekler."

Görecekler de ne olacak?

Oradaki resmî durumu tescil edip Çin hükümetini aklayacaklar ve Çavuşoğlu’nun sözlerini tekrarlayacaklar.

Çin’in, ülkenin batısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan Uygur azınlığa (25 milyon kadar) yönelik insan hakları ihlallerine, baskı ve sindirme uygulamalarına karşı iktidarın resmî politikasını onaylayacaklar.

Yoksa Çin, 10 kişilik bir heyeti adeta dış dünyadan tecrit edilmiş o bölgeye niçin davet etsin?

Milliyetçilik yarışını kimselere bırakmayan AKP-MHP iktidarının, yüzbinlercesi (Batı medyası bu rakamın bir milyon olduğunu ileri sürüyor) eğitim kampı adı verilen toplama kamplarında beyin yıkama programlarına tabi tutulan Uygur azınlığın sorunlarına yaklaşımı işte bu.

Özellikle seçim zamanlarında dış Türkler edebiyatına sarılıp hamaset tüccarlığı yapan AKP ve MHP’nin, iş insan haklarını savunmaya gelince iktidarlarının çıkarı uğruna Uygur Türklerini nasıl harcadıklarını görüyoruz.

BBC PANAROMA’DA SİNCAN’DAKİ TOPLAMA KAMPLARI

Bir süre önce BBC’de yayınlanan Panaroma programında Sincan bölgesindeki Uygur azınlığa yönelik asimilasyon ve beyin yıkama programlarına ve baskı altındaki yaşamlarına ilişkin ilginç bir belgesel izledim. Çok etkileyiciydi.

Program çekiminin rejimin kontrolü altında gerçekleştiği apaçık belli oluyordu. Buna rağmen hem saha ropörtajlarından hem de programı yapan gazetecinin yetkililerle yaptığı konuşmalardan nelerin olduğunu anlamak mümkün oluyordu.

Bu haber belgeseli izlerken ister istemez Türkiye’yi düşündüm.

Mangalda kül bırakmayan milliyetçi iktidar ve Saray’ın güdümündeki medyasından ses seda çıkmıyordu.

Birkaç gün sonra  20 Haziran’da iktidarın hangi noktada olduğu resmen ortaya çıktı.

İYİ Parti Meclis Başkanlığı’na Çin tarafından Uygur Türklerine yönelik uygulanan zulmün araştırılması için bir araştırma önergesi vermişti. Ancak Meclis Genel Kurulu’nda görüşülen önerge AKP’nin ret ve MHP’nin çekimser oylarıyla reddedilmişti. CHP, HDP ve İYİ Parti ise kabul oyu vermişti.

Söz konusu iktidarın çıkarı olunca ne insan haklarının ne de sıradan insanlığın önemi olmadığı anlaşılıyor. 

AKP-MHP İktidarı, Çin rejimini rahatsız etmemek adına bu insani meselenin Meclis’te tartışılmasından bile izin vermiyor.

Aynı yaklaşım Kırım Tatarları için de söz konusu.

Putin’i kızdırmamak için, ne Kırım’ın Rusya tarafından uluslararası hukukun ihlal edilerek gerçekleştirilen ilhakına ses çıkartabiliyorlar ne de oradaki Tatarların haklarını gündeme getirebiliyorlar.

TÜRKİYE’YE SIĞINAN UYGUR TÜRKLERİ İADE EDİLİYOR

İktidar, bir bestesi yüzünden 8 yıl hapse mahkûm edilen Uygur halk ozanı Abdurrehim Heyit’in hapishanedeki ikinci yılında hapishanede ölümü üzerine şubat ayında  Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile olayı kınayıp Uygur Türklerine yönelik asimilasyon uygulamalarını ve toplama kamplarını eleştirmiştir ama Çin’den de konuyla ilgili sert bir açıklama gelmiştir. 

Daha sonra iktidar tarafından konu gündeme dahi getirilmemiştir.

Hatta bu arada, Türkiye’ye sığınan bazı Uygur Türkleri, Pekin’in talebi üzerine Çin’e iade edildi. 

Özellikle bunlardan bir tanesi medyaya da yansıdı ve büyük tepki topladı. 

İzmir Göç İdaresi tarafından sınır dışı edilerek Tacikistan'a gönderilen Uygur Türk'ü Zinnetgül'ün Çin’e iade edildiği bildirildi. 

Zinnetgül Tursun ve iki çocuğu insan hakları hiçe sayılarak önce Tacik denilerek Tacikistan’a, oradan da Çin’e gönderildi. 

Sınırdışı etme (Deport) işlemlerinin, Türkiye ile Çin arasındaki ‘güvenlik’ anlaşmaları doğrultusunda gerçekleştiği, Çin’e teslim edilen başka Uygur vatandaşların olduğu da öğrenildi.

Başka ülkelerden mafya yöntemiyle adam kaçıran ya da bazı iddialarla suçlanan vatandaşlarının sınır dışı edilmesi için yoğun çaba harcayan iktidar şu sıralarda Çin’in desteğini kaybetmemek adına her yola başvurabilir.

Milliyetçilik, vatan-millet, beka gibi hamasi laflar iktidarın gerektiğinde kullandığı kavramlar.

Batılı kurumlar ve medya Uygur Türklerine yönelik insan hakları ihlallerine karşı çıkarken bizim sahte milliyetçiler zalim Çin devletini savunuyor.

Uygurlara da ‘tek devlet, tek millet vb.’ diye akıl veriyorlar. 

İşlerine gelince, yine dönüp ‘Türk kardeşlerimiz’ edebiyatı yapmaya başlayıncaya kadar...