Geçtiğimiz cuma günü Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Batı Karadeniz’de bulunduğu ilan edilen doğal gaz kaynakları ‘müjdesi’ görünen o ki, beklenen heyecan ve etkiyi yaratmadı.

Son 18 yıldır bolca ve hovardaca kullanılan bu ‘gaz ve petrol keşfetme’ sakızının bir kere daha alıcısı olmadı.

Üstelik bu kez, Erdoğan’ın büyük bir halkla ilişkiler organizasyonu olarak sunulan bu propaganda faaliyetinde, keşif miktarı bir hayli yüksek tutulmuş olsa da beklenen heyecanı yaratmadı.

İnsanlar, ne miktarda, ne zaman çıkartılacağı tam olarak bilinmeyen ve çıkartılsa bile kendilerine bir yarar sağlayacağını tahmin etmedikleri bu keşfe ilgi göstermediler.

Günlük geçim dertleri ile ve başta korona salgını olmak üzere ağırlaşan sorunlarla baş etmeye çalışırken hamaset ağırlıklı böylesine afaki açıklamalara kulak asmıyorlar. Bunların siyasi amaçlı olduğunu gayet iyi biliyorlar. 

Bu nedenle iktidar umduğunu bulamadı. 

Bir erken seçim için olmasa bile, eriyip giden seçmen desteğini bir noktada tutabilmek ve mümkünse yeniden kazanabilmek için bu ‘gaz müjdesi’ yeterli olmadı.

Buna rağmen iktidar güdümündeki tartışmalar ve Erdoğan ve Berat Albayrak’ın bu konuya ilişkin hamasi açıklamaları sürüyor ama boşuna... 

Erdoğan dün yaptığı açıklamada, çıkartılacak gazın doğrudan gaz kullanıcılarının bütçelerine katkı yapacağını söyleyerek vatandaşın bu keşfe ilgisini sağlamaya çalıştı.

Maliye Bakanı Albayrak ise işi daha da ilerletip, bu gaz sayesinde 40 milyarlık enerji faturasının karşılanacağını ve Türkiye’nin cari açığının kapanarak ülkenin sınıf atlayacağı, iddialarını tekrarladı.

Bu açıklamaların da bir işe yaramayacağı anlaşılıyor.

KARADENİZ GAZINDAN YENİDEN DOĞU AKDENİZ GAZINA

Karadeniz’de bulunduğu iddia edilen gaz yataklarının gereken heyecanı yaratarak iktidara desteği sağlayamayacağını sanıyorum onlar da tahmin etmiş olmalılar.

Aynı anda Doğu Akdeniz’de bir süredir oluşturulan gerginliğe yeniden döndüler.

Çünkü Karadeniz’de şimdilik komşu ülkeler Bulgaristan ve Romanya ile bir sorun beklenmiyor. (Ama şimdilik!) 

Buna karşılık iktidar, bir süredir özellikle Yunanistan’la münhasır bölgeler iddiaları üzerinden bir gerginliği tırmandırıyor.

Savaş gemileri eşliğinde Yunanistan’ın kara suları çevresinde ve Kıbrıs’ı çevreleyen suların çeşitli bölgelerinde sismik araştırma ve sondaj gemileri dolaştırıyor.     

Geçtiğimiz ay Ankara, Meis adası ile Rodos arasındaki bölgede donanma gemileri eşliğinde sismik araştırma yapmak isteyince Yunanistan da donanmasını  bölgeye göndermiş ve ortam daha da gerilmişti.

İki ülkenin çatışması ihtimali ortaya çıkmıştı.

Almanya Başbakanı Merkel’in müdahalesi ile iktidar, savaş gemilerini ve Oruç Reis sismik araştırma gemisini geriye çekip sorunun görüşmelerle çözülmesi önerisini kabul edince ya da etmiş gibi yapınca gerilim ötelendi.

Ama Ankara durmadı. Daha sonra yeniden askeri güç gösterisine yöneldi ve donanma  eşliğinde münhasır bölge olarak ilan ettiği bölgelerde faaliyetlerini sürdürdü. 

Yunanistan ise Fransa’nın desteğinde Avrupa Birliği’ni yardıma çağırdı.

Doğu Akdeniz’de iktidarın güce dayalı efelenme politikası nedeniyle bölgede durum gerginliğini koruyor.

İktidar, Erdoğan ve diğer sözcülerinin ağzından, “Araştırma gemilerimize ya da askeri gemilere yönelik bir saldırı olursa savaş nedeni sayılacaktır” diyerek adeta savaş çağrısı yapıyor. 

İDLİB’DE “RUSLAR NASILSA MÜDAHALE EDEMEZ” DEMİŞLERDİ

Uygulanan politika İdlib’de Ruslar’a karşı uygulanan politikaya benziyor.

Orada da Saray’ın danışmanları Rusya’nın TSK’nın (Türk Silahlı Kuvvetleri) ilerleyişine karşı bir şey yapamayacağını, bunu göze alamayacağını söylemişlerdi. Bu varsayımla TSK’ya ait bir birlik İdlib’in güneydoğusunda cihatçı güçleri desteklemek amacıyla ilerlerken Rus uçağı olduğu bilinen uçaklar tarafından bombalanmış ve 37 asker yaşamını yitirmişti.

Bunun üzerine Erdoğan Moskova’ya kadar gidip Putin’den ateşkes rica etmişti.

Şimdi de iktidar, aynı anlayışla Yunanistan’ı gözüne kestirmiş gibi davranıyor.

Yunanistan’ı sürekli kışkırtıyor, karasularının kenarında dolaşıyor, adeta askeri gövde gösterisine karşı müdahale etmesini sağlamaya çalışıyor.

Bu arada Saray’ın TV’lerindeki kadrolu uzmanlar(!) Erdoğan’ın ve iktidar sözcülerinin yolundan giderek Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e geçiş yapıp, “ O bölgede de önemli rezervlerin bulunduğu haberlerini bekliyoruz.” diyerek 

iktidarın Doğu Akdeniz’de giriştiği tehlikeli macerayı övmeye devam ediyorlar.

Milliyetçisinden, ulusalcısına, kendisine sosyal demokrat diyeninden meseleye bilim adamı gözüyle baktığını söyleyenlere kadar alayı, iktidarın Akdeniz’de  giriştiği savaş kışkırtıcılığını dstekliyor. Kaba kuvvete dayalı uygulamalarına, ‘Ulusal çıkarlarımız, Ege ve Akdeniz’deki haklarımız.” diyerek nasıl destek verdiklerini ballandıra ballandıra anlatıyorlar.  

AB ise Yunanistan’ı destekleyip Ankara’yı meselenin görüşmeler yoluyla çözümünü kabul etmeye çağırıyor.

Bu gerilimde arabuluculuk rolü oynayan Almanya’nın Dişişleri Bakanı 

Maas, Almanya'nın Doğu Akdeniz krizindeki arabuluculuk görüşmeleri kapsamında ilk olarak gittiği Atina’da Türkiye’ye gelmeden Yunanistan’ı desteklediklerini açıkladı. 

Bakan, Almanya ve tüm AB’nin sıkı bir dayanışma içinde Yunanistan’ın yanında olduğunu söyledi.

Yunanistan ile Türkiye arasında Doğu Akdeniz enerji kaynakları üzerinde hak iddialarından kaynaklanan krizin doğrudan görüşmelerle çözülmesi çağrısı yapan Maas, bu yüzden askeri çatışma riski bulunduğu uyarısını yaptı.

Evet, iktidar Karadeniz gazından yararlanmak istedi olmadı.

Şimdi Akdeniz gazı bahanesi ile Yunanistan’ı gözüne kestirmiş kapışmak istiyor.

Düşüşü, çöküşü durdurabilecek, iktidarı kaybetmeyi engelleyebilecek tek seçenek savaş gibi görünüyor.

Almanya Dışişleri Bakanı, "Doğu Akdeniz'de halihazırdaki durumun ateşle oynamaktan farkı yok. En ufak kıvılcım bir felakete yol açabilir." dedi. 

Gerçekten de savaşa ihtiyacı olan iktidar Doğu Akdeniz’de ateşle oynuyor.

Belki AB, NATO ve ABD devreye girip Doğu Akdeniz’de bir savaşı engelleyebilir.

Ama ya Ankara’nın gönderdiği savaş gemileri Akdeniz’de güç gösterisi sırasında bir kıvılcıma neden olursa?