Birbiri peşi sıra patlayan yolsuzluklar, ayyuka çıkan rüşvet olayları, AKP belediyeleri eliyle gerçekleştirilen Avrupa’ya insan kaçakçılığı ve devletin hazinesinden buharlaşan 128 milyar doların hesabını veremeyen iktidarın muhteşem paniği...

Kötü yönetim nedeniyle hergün rekorlar kırarak yüzlerce ölüm ve 50-60 bin vaka sayısı ile dünyada en üst sıralara yükselen kovid 19 salgını... Beceriksizlik ve ekonomik krizin yol açtığı parasızlık nedeniyle bir türlü çözülemeyen aşı sorunu...

Sürekli yalpalayan dış politika... İktidarının ömrünü uzatacak yeni güvenceler sağlayabilmek adına ABD’ye, Avrupa’ya, NATO’ya dönüş için, biat için atılan adımlar, verilen tavizler…

ABD’nin yeni başkanı Biden’dan 20 Ocak’tan bu yana beklenen ama bir türlü gelmeyen telefon...

Ve giderek yoğunlaşan ekonomik kriz..

Vatandaşa göre, Türkiye'nin en büyük sorunu ekonomi.

Saros’un yaptığı mart ayı Türkiye Gündemi ve Siyaset araştırması da bunu doğruluyor. Araştırmaya katılanlardan “Türkiye'nin en önemli gündemi nedir?” sorusuna ‘ekonomi’ yanıtı verenlerin oranı yüzde 30.6, ‘koronavirüs salgını’ yanıtı verenlerin oranı yüzde 29.8 oldu. Yüzde 14.5'i ise ‘hükümet’ dedi.

Aynı araştırmaya göre, AKP seçmenlerinin yüzde 24.5'inin, MHP seçmenlerinin ise yüzde 56.3'ünün de birinci gündeminin ekonomi olduğu belirlendi.

Avrasya’nın yaptığı araştırmada da Türkiye'de bir ekonomik kriz olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 88 olarak ortaya çıktı.

Yukarıda sıraladığım ve bu listeye almadığım daha yüzlerce, binlerce mesele var Türkiye gündeminde.

Bu, çoğu bilinen gerçekleri niçin tekrarladım?

MUHALEFET PARTİLERİ İÇİN BULUNMAZ BİR ORTAM VAR

Sadece yukarıda sıralananlar bile yeter. Bu kadar sorunla boğuşan bir ülkede, muhalefet partileri için bulunmaz bir ortamın olduğu akla gelen ilk şeydir. İktidarın, amiyane tabiriyle bu kadar ‘çuvalladığı’ bir ülkede muhalefetin de çok güçlü olması beklenir.

Parlamenter demokrasinin kurallarının en azından adil bir şekilde işlediği ülkelerde muhalefet partileri, özellikle de ana muhalefet (Sayısal olarak gücü yetmiyorsa da diğer partilerle birlikte) böyle bir ortamda artık iktidara hazır olması gerektiğinin farkındadır.

AKP-MHP koalisyonu özellikle son günlerde, muhalefet için bulunmaz fırsatlar sunuyor.

Üstelik sık sık yapılan kamuoyu yoklamaları, iktidarın hızla seçmen desteğini kaybettiğini gösteriyor.

Avrasya Araştırma şirketinin birkaç gün önce açıkladığı son kamuoyu yoklamasına göre iktidar cephesini temsil eden Cumhur İttifakı kendisine yeni ortaklar bulsa dahi baraj altında kalıyor.

Bu araştırmaya göre seçmenin yarısı Cumhurbaşkanı Erdoğan'a güvenmiyor ve ona oy vermek de istemiyor.

Cumhurbaşkanlığına aday olmaları halinde İstanbul ve Ankara belediye başkanlarının Erdoğan’dan çok oy alacaklarına ilişkin bulgular yayınlanıyor.

Ancak iktidar bloğundan kopan oyların tamamen muhalefet ittifakına gitmediği de dikkat çeken bir gerçek. Yüzde 15-20 dolayında gezen kararsız oyların yüksekliği bunun göstergesi.

Araştırma şirketleri genel olarak bu kararsızları partiler arasında bölüştürerek bir sonuca ulaşıyor.

Örneğin, Avrasya Araştırma’nın son kamuoyu yoklamasında iktidar bloğunun oy oranı yüzde 31.8, muhalefetin oy oranı ise yüzde 46.4’ü gösteriyor. Kararsızların oranı ise yüzde 20.7 gibi hayli, yüksek bir oran.

Tabii bu oran, iktidardan kopan yüzde 20 gibi bir seçmenin henüz ne tarafa gideceğine karar vermediğini gösteriyor.

Bu kararsızlar dağıtıldıktan sonra iktidar cephesinin oy oranı yüzde 40, muhalefet cephesinin oranı ise yüzde 58.1 olarak ortaya çıkıyor.

Bu sonuçlara göre Cumhur İttifakı yeni ortaklar bulsa bile, yüzde 50 olan barajın altında kalıyor.

İKTİDAR ZAYIFLIYOR AMA SEÇİM ÇANTADA KEKLİK DEĞİL

Yine geçtiğimiz günlerde açıklanan MetroPoll Şirketi’nin araştırmasına göre de seçimin kaderini belirleyecek bu kesim, kararsız pozisyonunu sürdürüyor.

Bu araştırmaya göre de AKP yüzde 31, MHP ise yüzde 8 civarında oy alıyor. Millet ittifakı ve HDP ile diğer tüm muhalefet partilerinin oy oranı ise yüzde 40 civarında görünüyor. Kararsız, protesto oyu ve cevap yok diyenlerin oranı ise yüzde 18.

MetroPoll'ün yöneticisi Özer Sencar, anket sonuçlarını değerlendirirken "Kararsızlar ve dar gelirli seçmene ulaşabilen partilerin kazanma şansının yüksek olacağını" belirtiyor. "Kararsızları ne oransal ne de keyfi dağıtmakla uğraşmayın. Onları anlamaya, onlara ulaşmaya ve ikna etmeye yoğunlaşın" ifadelerini kullanıyor.

Kararsızlar ve dar gelirli seçmene ulaşabilen partilerin kazanma şansının yüksek olacağını söylüyor.

Bunu sağlamak için seçmeni anlamak, onların sorunlarını yerinden saptamak ve mücadelelerinde yanlarında olmak gerekir.

Bu ise sokağa çıkmakla, sahaya inmekle olur.

Özel olarak kararsız seçmenleri ve önümüzdeki seçimde ilk kez oy kullanacak olan 6 milyon kadar genç seçmeni kazanmanın yolu da onlarla birarada olmayı gerektiriyor.

Tabii verilecek mesajlar da önemli.

Muhalefetin bu konularda yeterli hazırlığının olmadığı ortada.

Oysa iktidara karşı ciddi bir muhalefet cephesi oluşturmak için şartlar hiç bu kadar uygun olmamıştı.

Buna rağmen muhalefet partileri, iktidarın neden olduğu bu vahim durumu değerlendirmekten uzak görünüyor.

Ekonomik durumun acil vehameti, buharlaşan 128 milyar dolar rezaleti ve kontrol edilemeyen salgının yarattığı dramatik sorunlara güvenip, “İktidar gidici. Seçimi kazanıyoruz” laflarıyla bir yere varılamaz.

Muhalefet, özellikle de ana muhalefet büyük bir dağınıklık içinde adeta muhalefet yapmaktan korkan bir havada bildiği gibi gidiyor.

Kılıçdaroğlu, etrafına topladığı ve bugüne dek hangi liderle çalışırlarsa çalışsınlar partilerini bulunduğı noktadan daha da sağa çekmeye çalışan çağı geçmiş politikacılardan yarar umuyor. Geçtiğimiz günlerde onlarla bir toplantı yaparak, “Vatanın bütünlüğü ile sorunu olmayanlarla işbirliği yapabiliriz” mesajı verdi.

Hiçbir şey bilmiyorsanız kamuoyu yoklamalarına bakın, Türkiye’nin en önemli sorunları arasında vatanın bütünlüğü gibi bir meseleyi kimse saymamış, ya da saydıysa bile sıralamalarda yer bile almamış.

Ana muhalefet yine, seçmenin gündeminin en uzağında durmaya, yapay gündemleri kovalamaya devam ediyor.

Son günlerde 128 milyar dolar kampanyasında iyi bir hava yakalandı ama bunun diğer muhalefet partileriyle birlikte ortak bir muhalefet kampanyasına dönüştürülmesi gerekir.

Belki bu yolla önümüzdeki seçimler için şimdiden ortak bir muhalefet dili oluşturulabilir.

Baş aşağı giden, her an dağılmaya hazır bir iktidara karşı ortak bir hedefe yönelmiş, ilkeleri, mesajları ve söylemleri açıkça belirlenmiş, halka değişim umudu verecek cesur ve kararlı bir muhalefet cephesine ihtiyaç var.

“Daha seçime çok var. İttifaklar meselesini ve diğer konuları nasılsa konuşuruz” demek durumun ciddiyetiyle bağdaşmıyor.

Muhalefet bir an önce toparlanıp ortak bir dil ve hedefler oluşturarak şimdiden sahaya inmeli.

Seçim çantada keklik değil!