Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi ve HDP'ye kapatma davası açılmasıyla AKP-MHP Koalisyonu yeni bir süreci başlatmış oldu.

Zaten kendilerini herhangi bir hukuki kurala, mevcut yasalara ve anayasaya bağlı saymadıklarından kafalarına göre ne gerekirse onu yapıyorlardı, yine buna devam edecekler.

Ama bu sefer çok daha pervasız ve çok daha ölçüsüz olacakları anlaşılıyor.

Bütün dertleri, HDP’nin seçim sonuçlarını doğrudan etkileyen oy potansiyeli... İktidar cephesini oluşturan Cumhur İttifakı’nın önümüzdeki seçimlerde yeniden iktidar olabilmesinin tek yolu HDP oylarına, Kürt oylarına bağlı.

Yılbaşından bu yana yapılan bütü kamuoyu araştırmalarında koalisyonu oluşturan iki partinin toplam oy oranı yüzde 40’lar, hatta daha aşağı seviyelerde dolaşıyor.

Üstelilk iktidar cephesi oy kaybını durduramıyor, oyları sürekli baş aşağı gidiyor.

Bu durumda HDP’nin yüzde 10-13 civarındaki oyu büyük önem taşıyor.

HDP seçmeni ve Kürtler önümüzdeki ilk seçimde, 31 Mart 2019 yerel seçiminde yaptıkları gibi muhalefet cephesi ile birlikte oy verirlerse muhalefetin seçimi kazanması kesin gibi görünüyor. Böyle bir durum, iktidar partileri için kabus demek. Bu kabusta yargılanmak da var.

İşte iktidarın bütün derdi bu sonucu engellemek… Gelişmeleri tersine çevirebilmek.

Peki bunu niye yapıyorlar? Böyle bir şeye ihtiyaçları mı var? “Seçimsiz devam ediyoruz” deseler kim ne karışır?

Hem içeride hem de dışarıda, özellikle de Batı dünyasına karşı meşru seçimle geldiklerini ispat için, sandığa ve çok partili seçim sürecine büyük önem veriyorlar.

Bu nedenle de iktidarlarını devam ettirecek bir oy çoğunluğuna ne pahasına olursa olsun ulaşabilmenin telaşındalar.

İKTİDAR KÜRT OYLARI İÇİN SİYASİ MÜHENDİSLİK PEŞİNDE

Bir yandan HDP’nin, Kürtlerin oylarını alamayacaklarını bildikleri için, şimdi siyasi mühendislik peşindeler. Bu amaçla HDP’yi kapatmak olmazsa da çalışamaz hale getirmek ilk hedef. Böylelikle bu oyları sahipsiz bırakmayı tahayyül ediyorlar!

Bir yandan da terör öcüsünü kullanıp HDP’yi her zamanki gibi kriminalize ederek zaten bir araya gelmeyi henüz başaramamış muhalefet cephesini parçalamanın hesabını yapıyorlar.

Bunun için önce HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması gündeme getirildi. Bu operasyon zokasını İYİP dışında pek yutan olmadı. İYİP de fezlekeler konusunda, “Duruma bakarız, ona göre davranırız” havasında kaçak bir tavır takınsa da iktidarın oyununa gelmeyeceği izlenimi verdi.

Arkasından iktidar, Gergerlioğlu’nun dokunulmazlığını kaldırdı ve HDP’nin kapatılması sürecini başlattı.

Devletçi yaklaşımlarından dolayı HDP’ye, Kürtlere karşı zaten mesafeli olan korkak ve ön yargılı muhalefet partilerinin bu adımlar karşısında döküldüklerini gördük.

Ne öncesinde Gergerlioğlu’nun insan hakları mücadelesine sahip çıkıp onu yeterince savundular ne de dokunulmazlığının kaldırıldığı oturuma katılıp süreci engellemeye çalıştılar.

HDP’ye kapatma davasının açılmasına karşı da muhalefet, göstermelik tepkiler vermekle yetindi. HDP Eş Başkanlarını telefonla arayarak ya da beylik açıklamalarla meseleyi geçiştirmeye çalıştılar.

Oysa iktidarın her iki hamlesi de sadece HDP’yi değil tüm parlamentoyu ilgilendiriyor. Hatta HDP’ye yönelik hamle tepkisiz kalırsa sonraki hamlelerin İYİP ve CHP’ye de yöneleceğine dair şimdiden kuvvetli belirtiler görülüyor.

SEÇİM KANUNU’NDA OYNAMALAR, SANDIK GÜVENLİĞİ

İktidarın bu siyasi mühendislik operasyonları ile yetinmeyeceği, seçimde kazanmayı garantileyebilmek adına Seçim Kanunu’nda ve YSK’nın yapısında ve işleyişinde önemli değişiklikler için şimdiden hazırlıklara başladığıni görmek için müneccim olmaya gerek yok.

Hazırlıkların bir kısmı seçim kanunuyla ilgili.

Barajın düşürülmesi (MHP’nin baraj altında kalmasını engellemek için), kısmi dar bölge sistemi getirilmesi ve buna benzer düzenlemelerin tek bir amacı var.

HDP’nin oylarını dağıtıp çıkaracağı milletvekili sayısını azaltabilmek...

Diğer konu çok daha önemli ve doğrudan seçim güvenliği ile ilgili.

İktidar, il ve ilçe seçim kurullarının oluşturulmasındaki esasları değiştirmek için çalışmalara başladı bile.

Hazırladıkları taslağa göre, her ilde en kıdemli hakimin seçim kurulu başkanı olması esası değiştiriliyor. O ildeki kamu görevlilerinden ya da yargıçlardan herhangi biri, YSK tarafından il seçim kurulu başkanı olarak atanabilecek.

Yani iktidarın adamları seçim kurulu başkanlıklarına getirilmiş olacak.

İktidarın seçimi garantilemek amacıyla bunlarla yetineceğini sanmak safdillik olur.

Mutlaka başka mühendisliklere de başvurmayı hesaplıyorlardır.

Mesela demokratik seçimlerin olmazsa olmaz kuralı açık oy-gizli sayım ilkesi tersine çevrilebilir. Özellikle Kürt bölgelerinde zaten uygulanagelen ve diğer muhalefet partileri tarafından da bugüne dek görmezden gelinen (Geçtiğimiz seçimlerde sık sık rastlanıldığı gibi) açık oy-gizli sayım Türkiye geneline yaygınlaştırılabilir.

Güvenlik güçlerinin ve diğer paramiliter grupların baskısı ve sandık kurullarının göz yumması ile oyların açık kullanılması ve sayım aşamasında da aleniliği engelleyip gizli sayımla oy tutanaklarının belirlenmesi sağlanabilir. Büyük bir ihtimalle bunları da yaşayarak göreceğiz.

Peki, iktidar bütün bu tedbirleri yeterli görmez, sahip olduğu oy oranı ile seçimleri kazanmasının bütün bu tedbirlere rağmen mümkün olamayacağını anlarsa ne yapacak?

Bu iktidarın şimdiye kadar kazanamayacağı seçimlere girmemek konusundaki kararlılığı da biliniyorken…

Bu durumda yapılacak şey herhalde Kürtlere seçimleri yasaklamak, Kürtlerin oy kullanmasını bir şekilde engellemek olabilir.

Bu kadar da olur mu? demeyin! Şimdiye kadar ‘olmaz’ diye düşündüğümüz ne kadar çok olayla karşılaştığımızı bir düşünün!

Kaldı ki HDP’yi, hele de o açıklanan inanılmaz uyduruk iddianame ile kapatmaya çalışmanın ardında yatan amaç zaten bu değil mi?

HDP’yi kapatıp, ortada kalan oylarının sağa sola dağılmasını sağlamak... Olmazsa, seçmenlerin bir kısmının da sandığı boykot etmesini teşvik etmek.

Peki, bütün bu siyasi mühendislik numaraları, parti kapatma manevraları, siyasi yasaklar, baskılar ve sandık hileleri uygulansa ve diğer muhalefet partileri de buna göz yumsa, HDP’nin, Kürtlerin oyları gasp edilebilir mi?

1990’lı yıllardan bu yana rejim, devletçi partilerle birlikte bu yolların çoğunu denedi ama yine de başaramadı.

İş başındaki devlet koalisyonu da muhtemelen aynı sonuçla karşılaşacak.