İYİP Genel Başkanı Meral Akşener, kendisine HDP ve Kürtlerle ilgili sorulan sorulardan bitap düşmüş... 

Bir kere daha HDP ile bir irtibatlarının olmadığını söylüyor.

Akşener, kendisine partisi ile HDP’nin yakınlaşıp yakınlaşmadığı sorusunu bıkmadan usanmadan sormaya devam eden gazetecilere, "Bizim HDP ile herhangi bir irtibatımız yok. Söylerken telef oldum ama neyse onu geçtik…” diye cevap veriyor.

Arkasından da zekice(!) taşı gediğine koyuyor!

“Şimdi bir şey söyleyeyim, Sayın Cumhurbaşkanı ve artı AK Parti tekrar çözüm sürecine giderse ne yapacaksın?" diyerek soruya soruyla cevap verme kurnazlığını gösteriyor.

Bu sözleri ile ne demek istediğini, kimlere, hangi çevrelere ne mesajlar verdiğini konuyu izleyen hemen herkes gayet iyi biliyor.

Bir yandan, Erdoğan iktidarına karşı çıkan muhalefet hareketi içinde Kürtlerle, HDP ile bir yakınlaşma, hatta irtibat içinde olmadıklarının güvencesini verirken, bir yandan da artık çiğnene çiğnene sakız olmuş o bayat iddiaya gönderme yaparak, “Asıl Cumhurbaşkanı yeni bir çözüm sürecine girerse ne yapacaksın?” diye soruyor.

Yani, “Biz Erdoğan’a karşı HDP ve Kürtlerle bir irtibat kurmayız, sağlam dururuz. Ama ya Kürtler ve HDP yeni bir adım atmaya niyetlenen Erdoğan’a yeşil ışık yakarsa ne olur?” demek istiyor.

Geçtiğimiz hafta kendisiyle yapılan bir röportajda, böyle bir olasılık üzerine analiz yapan HDP Milletvekili Erol Katırcıoğlu’nun sözlerini, partisinin resmi görüşü olmadığını bildiği halde tartışmaya açıyor. 

Katırcıoğlu’nun, bana kalırsa sağlam olmayan verilerden yola çıkarak fikir jimnastiği yaptığı o hassas konuya ilişkin, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın çok net açıklamasına rağmen  bunu yapıyor.

SANCAR: AKP’YLE UZLAŞMA YAKLAŞIMI İÇİNDE OLMAYIZ

Sancar bu iddialara yanıt verirken, ‘AKP’yle uzlaşma’ anlamına gelebilecek herhangi bir yaklaşım veya girişim içinde yer almayacaklarını özellikle vurgulamıştı...

HDP Eş Başkanı, “Bizim önerimiz ve tercihimiz, muhalefetin tümünü kapsayacak, geniş bir toplumsal temele dayanacak, parlamentonun etkin bir biçimde rol üstleneceği, yasal çerçeveye bağlanmış ve şeffaf bir sürecin işletilmesidir. Böyle bir yol açılırsa, biz de üzerimize düşen sorumluluğu ve görevleri elbette yerine getiririz” demişti. 

“Açıkçası muhalefet partilerinden ve demokrasi güçlerinden de Kürt sorununun çözümü bakımından, ana hatlarını belirttiğim ‘diyalog – müzakere – demokratik siyaset – toplumsal meşruiyet’ modeli konusunda açık ve cesur davranmalarını bekliyoruz diye de eklemişti…

Neresinden bakılırsa bakılsın Kürt seçmenlerin, HDP’ye oy verenlerin iradelerini hafife alan çirkin bir tabloyla karşı karşıyayız...

Öyle anlaşılıyor ki, Millet İttifakı’nı oluşturan CHP ve İYİP’in yöneticileri iktidar cephesinin sürekli oy kaybına karşılık kendi oylarının da nihayet artışa geçtiğini görüp, “Bu işi Kürtler olmadan, HDP seçmenine muhtaç kalmadan biz halledebiliriz” diye düşünüyor olmalılar. 

Akşener’in Kürtlere, HDP’ye ilişkin daha önce de değişik açıklamalarını biliyoruz. “Araya mesafe koyma” ile başlayan bildik laflarını... 

Akşener, bir ay önce yine ilginç bir çıkış yapıp, “HDP Cumhurbaşkanı adayı çıkarmalı” demişti.        

Bu garip açıklamaya HDP'den yanıt gecikmemişti: 

“Sizin aklınıza ihtiyacımız yok” denilmişti.

Oysa bu tek adam yönetiminin sona ermesi için HDP seçmenine, Kürt oylarına ne kadar muhtaç olduklarını gayet iyi biliyorlar. 

7 Haziran 2015’ten 31 Mart 2019 seçimlerine kadar Türkiye’de HDP’siz bir muhalefetin çaresizliğini görmemiş olamazlar. 

Akşener’in bu çıkışına cevap veren parti sözcüsü, HDP’nin devletin dehlizlerindeki çıkar çatışmaları sonucunda, gücü saman alevi gibi parlayıp sönen bir parti olmadığını, köklerinin mafya-devlet-siyaset üçgenine dayanmadığını söylemişti.

Gerçekten de Kürtleri, HDP seçmenini diğer siyasi partilerin seçmenleriyle kıyaslamamak gerekir. 

İSTANBUL SEÇİMİNDE BİLİNÇLİ KÜRT SEÇMENİNİN ROLÜ  

31 Mart yerel seçimlerinde iktidarın başta İstanbul, Ankara olmak üzere Antalya, Adana, ve Mersin’de yerel iktidarı kaybetmesinin en önemli nedeni iradesine sahip çıkan bu bilinçli seçmen kitlesidir. 

Bu gerçeğe rağmen Akşener, iktidar cephesinin milliyetçi, devletçi söylemini tekrarlayarak HDP’yi, Kürt seçmenini dışlamayı sürdürüyor.

Bu konuda kendisiyle yapılan bir başka röportajda şunları söylüyor:

“Biz bu konuda İYİ Parti olarak çok netiz: PKK, FETÖ, IŞİD, El Kaide, PYD, YPG her ne kadar terör örgütü varsa, onlarla legal-illegal, indirekt-direkt, sevgi veya saygı anlamında bir duruşu olan yapılarla yan yana gelmemiz mümkün değildir."

"O zaman HDP'nin 6 milyon seçmenine ne diyorsunuz? Onları da teröre yakın duruyor diye eleştiriyor musunuz?" sorusuna ise Akşener, şu yanıtı veriyor:

"Siyasi partilere oy veren seçmenler, İYİ Parti'nin seçmeni de dahil, hiçbir partinin tapulu malı, marabası değildir. Biz bunu en iyi şekilde 23 Haziran'da, İstanbul seçimlerinde gördük... 23 Haziran'da 800 binin üstünde İstanbullu seçmen İmamoğlu'na oy verdi. Bunun içinde her siyasi geleneğin seçmeni var."

Peki o kadar Kürt oyu, HDP seçmeni nerede?

Bunu kabullenmek yerine Akşener, siyaset hayatı boyunca Güneydoğu'ya çok sık gittiğini belirterek Güneydoğu'daki insanların (Kürtlerin değil!) iki alana, PKK ile AKP arasına sıkıştığını söylüyor. Kendilerinin üçüncü bir yol olarak Kürt oylarına talip olduğunu belirtiyor.

Onları devletin yanında yer almaya çağırıyor. “Bu insanlara ulaşabilmenin yollarını arıyoruz” diye de bir niyet belirtiyor.

Meral hanım bu niyetle bir yol araya dursun, devletle bütünleşmiş tek adam rejiminin zulüm balyozu Kürtlerin ve tüm muhaliflerin üzerine inmeye devam ediyor.

Aslında şunu cevaplamalı İYİP Genel Başkanı Akşener:

Bu tek adam zulüm rejiminin son bulmasını istiyor musun, istemiyor musun?

Bu rejime karşı mısın, değil misin? 

Asıl sorun bu…

Meral hanımın HDP’yle ilişkisinin olmadığını anlatırken ‘telef’ olmasının çok ötesinde bir sorun orta yerde duruyor…

Bu iktidarın gitmesine ilişkin bir niyete sahip olması yeter de artar bile...

Gerisi lafügüzaf...