İktidarın attığı son adımlar tartışılıyor.

Türkiye nereye gidiyor? Saray yönetimi niçin vites yükseltti?

Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun dokunulmazlığı niçin apar topar kaldırıldı?

İstanbul Sözleşmesi'nden neden çıkıldı?

Erdoğan ekonomik krizin daha da derinleşeceğini bile bile neden Merkez Bankası başkanını görevden aldı?

Gezi Parkı’na niçin el konuldu?

Daha birçok adım sayılabilir.

Peki, iktidar bunları yaparken muhalefet ne yaptı ya da yapıyor?

Muhalefet nerede?

Her olayda mesele aynı ama Gergerlioğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılması ve HDP’ye kapatma davasının açılması meselesine yakından bakarsak, muhalefetin nerede olduğunu, ne yaptığını ya da yapmadığını daha iyi anlarız.

Bunlar olup biterken muhalefet ortada yok.

Daha doğrusu muhalefet uzunca bir zamandır ortada yok.

Şeklen ve salı günleri Meclis’teler, suç duyuruları yapıyorlar, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi’ne itiraz ve iptal davaları açıyorlar.

Soru önergeleri veriyor, basın toplantılarında esip gürlüyorlar.

Gerçekten muhalefet yapılması gereken yerlerde, direnen kadınlara, emekçilere, gençlere destek vermek, yanlarında durmak gerektiği zaman ise ortada yoklar.

Söz konusu Kürtler, HDP olduğu zamanlar bazen yarım ağızla konuşuyorlar. Ne yalan söyleyelim, bazen açıklama yaparken de varlar. Telefonla destek vermek için varlar. Kulislerde üzüntü beyan etmek için de varlar.

Ama Kürtler’e, HDP’ye destek olmak, yanlarında durmak gerektiğinde ortadan tamamen kayboluyorlar.

Bu durumlarda, arazi olmayı tercih ediyorlar.

Muhalefetin bu muhteşem buluşunun adı, “İktidarın oyununu bozalım’ taktiği...

Söz gelimi, Gergerlioğlu’nun dokunulmazlığının kaldırıldığı oturumda muhalefet neredeyse hiç görünmedi desek yeridir.

Haklarını yemeyelim!

Görüşmeler sırasında boş sıraların ön tarafında yerlerini alan grup sözcüleri,

tamamen siyasi bir mesele olan bu iktidar hamlesine karşı aslanlar gibi hukuki nutuklar attılar.

Fakat Gergerliolu’nun direnişe geçtiği saatlerde ve sonrasında muhalefeti -birkaç yürekli milletvekili hariç- ara ki bulasın!

Sonradan anlıyoruz ki, CHP milletvekilleri, o sırada kuşkusuz ‘Oyunu bozma’ taktiği gereği ortalıkta görünmemişler. Daha sonrasında ise hiç görünmediler zaten...

İKTİDARIN ADIMLARI KARŞISINDA MUHALEFET ARANIYOR

HDP’nin kapatılması meselesinde de böyle.

Yine iş söze gelince, doğrusu eskisinden daha fazla konuşuyorlar, “Parti de kapatılır mı canım? Olmaz böyle şey” falan diyorlar. O kadar…

İstanbul Sözleşmesi’nin cumhurbaşkanı imzasıyla yürürlükten kaldırılması karşılığında Danıştay’a başvuracaklarını açıkladılar.

Birçok konuda Anayasa Mahkemesi’ne başvurmayı, en etkin kuhalefet yöntemi olarak benimsediklerini biliyoruz.

Çok kızarlarsa Saray’a bağlı savcılara suç duyurusunda da bulunuyorlar.

İYİP daha da temkinli davranıyor. Bazı meslektaşlarımızın adına güzellemeler yazdıkları genel başkan Meral Akşener sözgelimi, HDP’nin kapatılması meselesine hiç girmedi.

Bu konuda sorulan bir soruyu da duymazdan geldi.

Son Meclis konuşmasında da Gergerlioğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılmasına hiç değinmedi. Sanki memlekette böyle meseleler yokmuş gibi davranıyor.

Kimi yorumcular bu tavırları yüksek politika olarak değerlendiriyor.

“Kadın nasıl da hassas sorudan kaçtı, bu ne manevra kabiliyeti!” gibisinden yorumlar okuyoruz.

Ve sonra iktidarın bunca adımı atma cesaretini nereden bulduğunu tartışıyoruz.

Oysa, özellikle Gergerlioğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılması ve HDP’nin kapatılması davası meselesi sadece Gergerlioğlu’nu ya da HDP’yi ilgilendirmiyor. Doğrudan Meclis’i, milli iradeyi dolayısıyla öteki partileri de ilgilendiriyor.

Onlara yapılan saldırı tüm parlamentoya, tüm partilere ve tüm milletvekillerine yapıldı aslında.

Hadi koalisyon partileri zaten bu oyunun kurucuları, muhalefetin bu konuda yan yana durması, birlikte mücadele etmesi gerekmez mi?

Oyuna gelmemekse amaç, bu konuda iktidarın HDP üzerinden oynamak istediği oyunu bozmanın başka yolu var mı?

Anayasa Mahkemesi’nde yapılacak yargılama sonucunda HDP, 684 üyesine yasaklar getirilerek ve hazine yardımı kesilerek ağır bir şekilde cezalandırılacak ya da kapatılacak.

SANCAR: SİNE-İ MİLLETE DÖNMEK SÖZ KONUSU DEĞİL

Son gelişmelere baktığımızda, HDP’nin kapatılmasını beklemek gerçekçi olacak.

Nitekim HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da “Kapatma dışında bir karar beklemediklerini” açıkladı.

Bu nedenle sine-i millete dönmeyi kesinlikle düşünmediklerini, yeni parti ya da HDP'nin kendisini feshetmesi seçeneklerini tartıştıklarını söyledi.

Sancar fesih derken, 90’lı yıllarda yapıldığı gibi kapanmak üzere olan bir partiyi kapatıp daha önce kurulmuş bir başka partiye geçmeyi kastediyor. Bu konuda, 2014’te kurulmuş ve halen Meclis’te tek bir milletvekili ile temsil edilen DBP (Demokratik Bölgeler Partisi) seçeneğini gündeme getiriyor.

Bu seçenek gerçekleşebilir mi?

Bu konuda tereddütler var. Böyle bir çözüm olasılığını dikkate alan Saray yönetimi, bu parti için de kapatma davası açtırabilir ya da nasılsa anayasa ve kanunlar askıya alındığına göre keyfi bir kararla ya da uygulama ile bu birleşme engellenebilir.

Bir diğer seçenek ise daha önce birçok kez yapıldığı gibi yeni bir parti kurarak çalışmaları bu parti tüzel kişiliğinde devam ettirmek olabilir.

Yalnız bu konuda kesin konuşmak pek gerçekçi değil. Çünkü HDP’nin kapatılmasını ısrarla isteyen ve sonunda Cumhuriyet Başavcısı’nın dava açmasını sağlayan Bahçeli’nin beklentisini, daha doğrusu yargıya talimatını unutmayalım. Bahçeli “Bir daha açılmamak üzere” buyurmuştu!

Yani, yargı ya da Saray yönetimi yeni parti kurulmasını da öyle görünüyor ki engelleyecektir.

Bu durumda Kürt siyasi hareketi partisiz, örgütsüz kalma tehlikesi ile başbaşa demektir. İktidar, örgütsüz kalacak HDP ve Kürt oylarının değişik partilere dağılacağı beklentisinde.Bir kısım seçmenin de sandığa gitmeyebileceği hesabı yapılıyor. Böylece Cumhur İttifakı’nın -Tabii diğer tedbirlerin de yardımıyla- seçimleri kazanması sağlanabilir.

MUHALEFET HDP’YE YÖNELİK PLANA KARŞI ÇIKAR MI?

Bu plan işler mi, işlemez mi ayrı bir mesele.

Ama böyle bir durumda muhalefe hayati bir rol düşüyor.

Soru şu: Muhalefet ittifakı ya da muhalefet partileri yine aynı havada Kürtlere, HDP’ye yönelik bu planı, siyasi mühendislik çalışmasını seyretmeye devam mı edecekler?

Yoksa son bir hamle ile muhalefet cephesini bir demokrasi ittifakına dönüştürmek üzere bir araya gelip bir çözüm mü üretecekler?

Örneğin, 1991 yılında Erdal İnönü’nün Genel Başkanı olduğu SHP’nin (Sosyal Demokrat Parti) yaptığı gibi HDP milletvekillerini kendi listelerinden aday gösterip bütün bu tuzakları boşa çıkartabilecekler mi?

Hatırlatalım, 20 Ekim 1991’de yapılan genel seçimlerde 80 sonrasının ilk Kürt Siyasi Partisi HEP (Halkın Emek Partisi), SHP ile kurumsal olarak ittifak yaparak, SHP listelerinden seçime katıldı.

Böylece SHP, 18 Kürt milletvekilinin Meclis’e girmesini sağlamış oldu.

Tabii bu olayla yaşadıklarımız pek örtüşmüyor ama burada anlayış çok önemli. Üstelik SHP, Batı bölgelerinde oy kaybetme pahasına Kürt milletvekillerini listelerine almıştı. Bu nedenle partinin oylarında bu bölgelerde önceki seçime oranla azalma olmuştu.

Yakın zamanda, 2018’de Kılıçdaroğlu da benzer bir yaklaşım sergilemiş ve İYİP’e grup kurarak seçimlere katılabilmesi için 15 CHP milletvekilini demokrasi adına ödünç vermişti.

Bu amaçla yapılan törende CHP sözcüsü, “Demokrasimizin daha fazla tahrip edilmesini doğru bulmuyoruz. Biz yok edilen adaleti yeniden inşa edeceğiz.” demişti.

Şimdi Türkiye hayati bir dönemeçte.

Önümüzdeki süreçte muhalefet ve özellikle de ana muhalefet yine demokrasi adına SHP ya da İYİP örneğini tekrarlayabilir mi?

Kılıçdaroğlu eğer partisiz, örgütsüz kalırlarsa Kürt siyasi hareketinin adaylarını CHP listelerinden aday gösterebilir mi?

Çünkü bu seferki parti kapatma işlemi sadece HDP’ye ya da Kürtlere yönelik olmayacak, ülkenin siyasi hayatı da kapatılacak.

Muhalefetin hatta Türkiye’nin köprüden önce son çıkış şansı belki bu olacak. Ya HDP’yle Kürtlerle bir arada demokrasi yoluna ya da dönüşü olmayan karanlığa...