Mehmet KORKMAZ


ARTI GERÇEK- Ankaralı bir grup genç kadın hukukçu tarafından sosyal sorumluluk projesi çerçevesinde kurulan “Toplumsal Hukuk Kadın” ekibi içinde yer alan Avukat İlayda Doğan Karaman ve Avukat Neslihan Varol’la pandemi sürecinde yaşanan aile içi şiddeti konuştuk. Her iki genç avukata göre çarpıcı olan; devletin tüm kurumlarıyla şiddetin sürekliliğini sağlayan işleyişi.

Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız İlayda Doğan Karaman ve Neslihan Varol kimdir?

İlayda Doğa Karaman: Ben, Toplumsal Hukuk’ta kadın çalışmaları yapan, eğitim hayatı boyunca da birçok uluslararası sosyal sorumluluk projelerinde katılımcı ve lider olarak yer almış genç bir avukatım. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine eğitimler aldım ve bu alanda çalışmalar yürütmeye devam ediyorum.

Neslihan Varol: Staj dönemimden bu yana Toplumsal Hukuk çalışması içinde yer alan bir avukatım. Şiddete maruz kalan bireylerin yasal yollara başvuru süreçleriyle ilgili olarak çeşitli eğitimlerde katılımcı ya da eğitimci olarak yer aldım. Bu konuda sivil toplum kuruluşları ve demokratik kitle örgütleri ile ortak çalışmalar yürüttüm. Ankara Barosu bünyesindeki hak temelli merkezlerde aktif olarak yer alıyorum. 2019 yılından bu yana da Toplumsal Hukuk bünyesinde özel olarak kadın çalışmaları alanında faaliyet yürütüyorum.

Toplumsal Hukuk nedir, hangi tarihte kimler tarafından ne amaçla kuruldu?

Avukat İlayda Doğa Karaman 

CİNSİYET TABANLI ŞİDDETE YÖNELİK ÇALIŞMALARIMIZDA ARTIŞ OLMASI SEBEBİ İLE TOPLUMSAL HUKUK KADIN OLARAK DEVAM ETMEYE KARAR VERDİK’

Toplumsal Hukuk insan hakları alanında mücadele yürüten hukukçuların, gericiliğe teslim olmuş eğitim kurumlarındaki çocuklar, şiddet ve ayrımcılık gören kadınlar, barınma alanları yağmalanan kentin yoksul mahalle sakinleri, dereleri ormanları talan edilen köylüler, kölelik düzeninde çalışmaya zorlanan ve iş cinayetlerine kurban giden işçiler, düşünceleri nedeniyle gözaltına alınıp tutuklanan aydınlar, bilim insanları, gazeteciler için, mülteciler, eşcinseller, azınlıklar,  dili, kültürü, varlığı inkar edilen halklar, sokak ortasında vurulanlar, işkence görenler, katledilenler için gerçek adalete katkıda bulunmak amacıyla oluşturdukları bir hukuk örgütüdür. 2019 yılında cinsiyet tabanlı şiddete yönelik çalışmalarımızda artış olması sebebi ile Toplumsal Hukuk Kadın olarak devam etmeye karar verdik.


“Evde kal ama sessiz kalma, kadın mücadelesi yaşatır” kampanyasını hangi ihtiyaçtan başlattınız?

‘PANDEMİ DÖNEMİNDE YÜKLERİ ARTAN KADINLAR, AYNI ZAMANDA SİSTEMATİK OLARAK ŞİDDETE MARUZ KALDILAR’

Dünya Sağlık Örgütüne göre dünyada üç kadından biri hayatlarında en az bir kez fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalmaktadır. Cinsiyet tabanlı şiddet rakamları da doğal afet, savaş, salgın gibi kriz zamanlarında oldukça çok artıyor. Bu varsayım korona pandemisi dönemi için de geçerliliğini sürdürdü. Evde kalmak durumunda olduğumuz bu günlerde kadınların üzerine ataerkil toplum tarafından yüklenmiş yükler arttı ve kadınlar sistematik olarak şiddete maruz kalmaya başladılar. Korona salgını sürecinde yaşanan krizin önüne geçmek için Türkiye’de olduğu gibi tüm dünyada da “Evde Kal” çağrıları yapıldı. Fakat bu da ev içi şiddetin artmasına ve kadınların bu şiddet karşısında devletten destek talebinde bulunamamasına neden oldu. Pandemi sürecinin başlangıcında devlet tarafından alınması gereken önlemlerle ilgili birçok kadın örgütü gibi biz de açıklamalar yaptık. Ancak herhangi bir önlem alınmadı ve kadına yönelik şiddette artış yaşandı. Biz de bu artışa dikkat çekmek ve bunun sınır tanımayan ortak bir sorun olduğunun altını çizmek için böyle bir proje başlatmaya karar verdik. Ortak sorun, ortak mücadele gerektirdi ve farklı ülkelerden kadınlar sesini duyurabilmek için bu uluslararası mahiyet kazanan projeye dahil oldular.

Avukat Neslihan Varol

Çağrınıza hangi ülkelerin kadınlarından karşılık aldınız, nasıl bir işbirliği ve çalışma gerçekleştirdiniz? Beklediğiniz kadar karşılık ve destek buldunuz mu?

‘ÇAĞRIMIZA BEKLEDİĞİMİZDEN ÇOK DAHA FAZLA ÜLKEDEN DESTEK VİDEOSU ALDIK’

Çağrımıza 30 farklı ülkeden, 18 farklı dilde destek videosu aldık.

Okyanusya kıtası: Yeni Zelanda

Afrika Kıtası: Kamerun, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Çad, Benin, Togo, Cezayir, Fas

Asya Kıtası: Türkiye, Filistin, Irak, Hindistan, Kazakistan

Latin Amerika: Kolombiya, Brezilya, Madagaskar, El Salvador, Arjantin

Avrupa kıtası: Romanya, İtalya, Bulgaristan, Litvanya, Fransa, Polonya, Avusturya, Arnavutluk, Çek Cumhuriyeti, Kuzey Makedonya

Amerika kıtası: ABD, Kanada

Sosyal medya aracılığıyla çağrımızı yapıp videoların bize ulaşmasını sağladık. Katılımcıların büyük çoğunluğu hukukçu olup hepsi kendi ülkelerinde aktivizmin içinde olan kadınlar. Kadın hakları, çocuk hakları, çevre hakkı, yerli halkların hakları, azınlık hakları ve daha pek çok farklı insan hakları alanında aktif rol alıyorlar.

Çağrımıza birçok ülkeden destek geleceğini biliyorduk, fakat bu kadar çok destek geleceğini düşünmemiştik. İlk videomuz yayınlandıktan sonra daha çok insana ulaştık ve dünyanın dört bir yanındaki kız kardeşlerimizden destekler gelmeye devam etti. Yalnızca video göndermek değil, aynı zamanda ilk videonun sonunda çıkan illüstrasyonu Fransız/Türk genç tasarımcı Melodi Baskal destek için hazırladı. Videonun fonunda çalan müzik, bu projeye özel olmak üzere, aynı zamanda Agora Gençlik Senfoni Orkestrasının kurucularından olan genç besteci Yağız Oral tarafından hazırlandı. Videoları birleştirme ve düzenleme çalışması da yine birden çok gönüllünün desteği ile gerçekleşti.

Bildiğiniz yaşanmış çarpıcı bir evde kadına şiddet olayını bizimle paylaşır mısınız?

‘ÇARPICI OLAN; DEVLETİN TÜM KURUMLARIYLA ŞİDDETİN SÜREKLİLİĞİNİ SAĞLAYAN İŞLEYİŞİ VE KADINLARIN BU ŞİDDETE SON VERME İRADESİDİR’

Yaşanan şiddet olayları arasında çarpıcı olan olmayan ayrımı yapmak yaşanan şiddeti kendi içinde kıyaslamak olur. Bu da kimi şiddet olaylarının diğerlerine göre daha önemli ya da önemsiz olarak değerlendirilmesine, şiddetin gizlenmesine ve saklanmasına yol açar algılarda. Oysa ki, her kadının kendi şiddet deneyiminin hikayesi yine kendisi için, tüm kadınlar için, bizim için, yaşamı için biricik ve önemlidir. Şiddet konusunda bize çarpıcı gelen kısmın olayın kendisinden ziyade kadınların şiddet karşısında göstermiş olduğu direniş, dayanışma, hayatta kalma ve şiddeti sonlandırma iradesi olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle basın şiddet haberlerini toplumsal bir soruna işaret eden bir yönden değil, “dehşet” öyküleri haline getirerek yazmayı tercih edebiliyor. Kadınları ve tüm toplumu travmatize edici haberlerle her türlü şiddet en ince ayrıntısına kadar resmediliyor. “Sapık” “psikopat” erkekler ve “mağdur” kadın öyküleri yazılıyor. Şiddetin sistematikliğini, devletin sorumluluğunu, polisin ne yapıp ne yapmadığını, yargının ne yapıp ne yapmadığını sistematik olarak tartışabileceği yerde, şiddet pornografisini bizzat kendisi var ediyor. Bu nedenle “çarpıcı şiddet” sorusunun bu anlamda doğru olmadığını düşünüyoruz. Çarpıcı olan; devletin polis, yargı, bakanlık tüm kurumlarıyla şiddetin sürekliliğini sağlayan işleyişidir. Ve daha çarpıcı olan kadınların bu şiddete son verme iradesidir.

Pandemi döneminde şiddet gören kadınlar seslerini duyurabildiler mi? İçişleri Bakanlığı’nın pandemi döneminde kadına şiddetin azaldığı yönündeki açıklamasına katılıyor musunuz?

‘ŞİDDETİN FAİLLERİYLE AYNI EVE KAPANMAK ZORUNDA KALAN KADINLAR, ŞİDDETİ İHBAR DAHİ EDEMEDİLER’

Şiddete maruz kalan kadınların sesleri pandemi sürecinde ne yazık ki daha az duyuldu. Şiddet failleri ile aynı eve kapanmak zorunda kalan kadınlar, şiddeti ihbar dahi edemediler. Tam da bu noktada, tüm kadın örgütleri kadına yönelik şiddetin arttığını işaret eden veriler paylaşmaya başlamışken İçişleri Bakanlığı kadına yönelik şiddetin ciddi oranda azaldığını açıkladı. Öncelikle bakanlığın kadına yönelik şiddetin azaldığını tespit edebilmek için pandemi öncesindeki rakamları biliyor olması gerekirdi, fakat kadına yönelik şiddet ile ilgili bakanlık tarafından herhangi bir raporlama yapılmıyor. Ayrıca bakanlığın resmi mercilere ulaşan ihbarlarla sınırlı olan, katiyen şiddetin azalmakta olduğuna işaret etmeyen verilere dayanarak yapmış olduğu açıklamanın gerçeği yansıtmadığını düşünüyoruz. Aksine bu verilerin, kadınların daha çok şiddete maruz kalıyor olmasına rağmen, ihbar kanallarına ulaşamadıklarını, koruyucu tedbirlere başvuramadıklarına işaret ettiğini görüyoruz.

Kadınlara evde şiddet en çok hangi ülkelerde görüldü? Oralarda yaşananlar ve kadınların neler yaşadıkları konusunda bilgi verir misiniz?

‘PANDEMİ DÖNEMİNDE DÜNYADA KADINA ŞİDDETTE KOLOMBİYA, EL SALVADOR VE AVUSTRALYA İLK SIRALARDA YER ALIYOR’  

Bu konuda karşılaştırmalı bir çalışma yapılmadı, ancak pandemi sürecince evde kalma önlemi uygulanan her ülkede artış olduğunu söyleyebiliriz. Somut örnek vermek gerekirse, videomuza katılan kadınların da belirttiği gibi Kolombiya’da evde kalma çağrıları başladığından beri ev içi şiddet ihbarı için arayan kadınların sayısı %91 artmış. El Salvador’da ise aile içi şiddet %70 oranında artış göstermiş. Bunun yanında Avustralya’da pandemi sürecinde Google’da yapılan “ev içi şiddet yardım” anahtar kelimeleriyle yapılan aramalar geçtiğimiz beş yıla oranla %75 artmış, acil yardım aramalarında %40 artış yaşanmış, her 2 kadından birinin sığınak talebi geri çevrilmek zorunda kalınmış ve en çok arananlar listesine eklenmiş. Yeni Zelanda da %20 artış bildirildi, Almanya'da da %20 artış belirlendi, ama devlet net bir açıklama yapmadı. Devletlerin bu konudaki son rakamları için bu sürecin sonlanması gerekiyor ancak genel olarak Avrupa'da da aynı şekilde, kadın örgütleri şiddetin arttığına dair açıklamalarda bulunuyor ve hükümetleri daha etkili tedbirler almaya davet ediyor. Kısacası ülke ve kıta ayırt etmeksizin, kadına şiddet artmaya devam ediyor.

Pandemi döneminde sokağa çıkma yasaklarının başlamasıyla birlikte devletin evde kadınlara ve çocuklara yönelik şiddete karşı yeterli önlemler aldığı söylenebilir mi? Tespit ettiğiniz önlemleri ve eksikleri anlatır mısınız?

‘ŞİDDETİ İHBAR EDEN KADINLARA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNABİLMELERİ İÇİN YASAĞIN BİTMESİNİ BEKLEMELERİ ÖNERİLDİ’

Devletin, pandemi sürecinde şiddete uğrayan bireyleri korumaya yönelik olarak etkili önlemler aldığını söylemek mümkün değil. Aksine pek çok kadının şiddeti ihbar edemediğini, etse de kolluk tarafından çağrısına cevap verilmediğini, resmi makam ve mercilerin suç duyurusunda bulunabilmek için yasağın bitmesinin beklemelerini söylediklerini biliyoruz. Bu dönemde bizim tespit edebildiğimiz kadarıyla en önemli eksiklik: kadınların sokağa çıkma yasaklarında bile şiddeti ihbar edebilecekleri kanallar olduğunun resmi makamlarca duyurulmamasıydı. Ve elbette uygulamada pek çok kadın başvuru kanallarından haberdar olsa bile adliye kapısından ya da karakollardan evlerine gönderildi. Kadınları ve çocukları şiddet faili ile aynı ortamda bulunmaktan büyük ölçüde koruyan uzaklaştırma tedbirleri, mağdurların yaşama hakkı hilafına, salgın bahane edilerek uygulanmamaya başlandı. Biz buradaki temel sorunun, uygulayıcıların 6284 sayılı kanunu uygulamaktaki ihmal ve isteksizliklerinin yaptırıma uğramaması olduğunu düşünüyoruz.

Pandemi döneminde kadına yönelik şiddeti önleme konusunda dış ülkelerde ne tür önlemler alındığı konusunda elinizde bilgi var mı? Varsa bizimle paylaşır mısınız?

‘FRANSA’DA KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN ÖNÜNE GEÇEBİLMEK İÇİN KADIN ÖRGÜTLERİNE BÜTÇE AYRILDI, OTELLERLE ANLAŞMALAR YAPILDI’

Pandemi sürecinde kadına yönelik şiddetin bütün ülkelerde artış gösterdiğini biliyoruz. Fakat bu ülkelerin çoğu pandemiyi bahane göstererek erkek şiddetini görmezden geldiler ve gerekli önlemleri almadılar ya da almakta geciktiler. Fakat bildiğimiz kadarıyla Fransa, Almanya ve İngiltere gibi bazı ülkelerde tedbirler alındı. Bunlara örnek vermek gerekirse Fransa’da kadına yönelik şiddetin özellikle pandemi sürecinde önüne geçilebilmesi adına kadın örgütlerine devlet tarafından bütçe ayrıldı, aynı zamanda dışarı çıkma yasağında kadınların şiddet failleriyle aynı ortamda olmalarının engellenmesi adına otellerle de anlaşmalar yapıldı ve kadınlara gidebilecekleri yerler sağlandı. İngiltere’de yine bir kadın örgütü aracılığı ile kadına yönelik şiddet ihbarları yapılabilecek özel danışma hatları oluşturuldu. Almanya’da gerek marketlerdeki poşetlerin üstünde, gerekse kasaplarda kağıtların üzerinde kadınların şiddet durumunda başvurabilecekleri yerler ve telefonlar paylaşıldı.

Şiddet gören kadınlara gazetemiz aracılığıyla bir çağrınız olacak mı? Onlara ne yapmalarını önerirsiniz?

‘KADINA YÖNELİK ŞİDDET RAKAMLARININ YÜKSEK OLDUĞUNDAN SÖZ EDİYORUZ, DAHA VAHİM OLANI BİLDİRİLMEYEN VAKALARIN OLMASI’

Toplumsal cinsiyet tabanlı şiddetin önüne geçmek için önce tüm kadınlara şiddet karşısında yalnız olmadıklarını hatırlatmak isteriz. Bugün dünya üzerinde her üç kadından biri şiddete maruz kalıyor. Şiddet sadece fiziken zarar vermek değildir, birçok türü vardır, psikolojik, ekonomik, cinsel ve dijital olarak da uygulanabilir. Aslında kadına yönelik şiddet rakamlarının ne kadar yüksek olduğundan bahsediyoruz, fakat daha vahim olanı bunlar sadece bildirilenler. Daha bildirilmeyen vakalar mevcut. Bu noktada kadınlar yalnız olmadıklarını bilmelidirler. Eğer şiddete maruz kalıyorsak mutlaka ihbar etmeliyiz. 6284 sayılı Kanun ve İstanbul Sözleşmesi ile birlikte şiddete karşı alınabilecek birçok önleyici ve koruyucu tedbir mevcut. Eğer ihbar edemiyorsak kadın örgütlerine ulaşabiliriz. Hiçbir zaman yalnız değiliz. Tek yapmamız gereken; destek istemek. Sonrasında bizimle dayanışma gösteren birçok kadının olduğunu ve yalnız olmadığımızı göreceğiz.

Son olarak Toplumsal Hukuk Kadın olarak her zaman “Sen olmazsan bir kişi eksiğiz” diyoruz. Toplumsal Hukuk Kadın olarak bize her kadın her zaman ulaşabilir. Kız kardeşlerimizle birlikte mücadele etmekten her zaman mutluluk ve gurur duyarız.

Kampanyanız hayat normale dönünce de sürecek mi, ya da nasıl sonlandıracaksınız?

‘TOPLUMSAL CİNSİYET TABANLI ŞİDDET SONA ERENE KADAR MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK’

Kampanyamız her ne kadar özellikle pandemi döneminde artışa geçen kadına yönelik şiddetin uluslararası ve ortak bir problem olduğuna dikkat çekmek için başlamış olsa da, buradan çıkaracağımız birçok ders var. Kadına yönelik şiddet pandemi ile karşımıza çıkan değil her daim karşılaştığımız ve mücadele ettiğimiz bir problem. Öncelikle kampanyamızı raporlayacağız. Sonrasında kampanyamıza destek veren kız kardeşlerimizin de paylaştığı problemler ile ülkemizde yaşanmakta olan problemleri göz önünde bulundurarak somut taleplerimizi gerekli mercilere yöneltmeyi planlıyoruz. Tabii ki toplumsal cinsiyet tabanlı şiddet sona erene kadar mücadelemiz devam edecek.

Toplumsal Hukuk olarak başka kampanyalarınız/çalışmalarınız olacak mı? Ne tür projeler üzerinde çalışıyorsunuz?

‘TOPLUMSAL HUKUK KADIN EKİBİ OLARAK PANDEMİ DÖNEMİ BOYUNCA PEK ÇOK KADIN İÇİN UMUT VERİCİ OLDUK’

Toplumsal Hukuk ekibi olarak; feminist hukuk çalışmaları, dava takipleri, raporlama çalışmaları, meslek içi eğitimler ve benzeri alanlarda aktif çalışmalar yürütüyoruz. Çalışmalarımızı takip etmek isteyenler için de bunları toplumsal hukuk.net ve sosyal medya hesaplarımız üzerinden paylaşıyoruz. Özellikle Toplumsal Hukuk Kadın ekibi olarak yürüttüğümüz sosyal medya kampanyalarının pandemi boyunca pek çok kadın için umut verici olduğunu gördük. Bunu devam ettirmek niyetindeyiz.

Pandemi sürecinde kadına yönelik şiddet dosyalarıyla ilgili olarak sahada avukatlık yaparken ne gibi sorunlarla karşılaştınız?

‘PANDEMİ SÜRECİNDE DURUŞMALAR YAPILDI, ANCAK HAKİMLER; MÜŞTEKİLER VE VEKİLLERİNİN DURUŞMADA AKTİF OLARAK YER ALABİLME HAKLARINI GÖZETMEDİ’

Sadece nöbetçi mahkemeler çalıştığı için 6284 talepleri ve bu talepler hakkında karar verilmesi sırasında sıkıntılar oldu. Hakim, savcı görüşmelerimiz kısıtlandı. Karakollar ayni şekilde işlem yapmamak konusunda ısrarcıydılar. Barolar tarafından verilen adli yardım hizmeti durduruldu ve kadınlar sahada avukatsız kaldılar. Kadınların talepleri ile kendi sağlığımız arasında ciddi seçimler yapmak zorunda kaldık. Bundan başka, Covid-19 kapsamında mahkemelerce alınan tedbirler doğrultusunda mağdur/müşteki vekilleri olarak yargılamalardan fiilen uzak tutulmaya çalışıldık. Pandemi sürecinde tutuklu sanıkların özgürlük ve adil yargılanma hakkı gözetilerek mecburen duruşmalar devam etti. Ancak hakimler bu dosyaların mağdurları, müştekileri ve vekillerinin duruşmada aktif olarak yer alabilme hakkını gözetmedi. Sanıkların tutuklu yargılandığı dosyalarımızda müşteki vekili olarak kendimiz ve diğer yargılama özneleri için her türlü tedbiri alarak duruşmalara katılmak istediğimizde, mahkemelerin fiili engellemesiyle karşı karşıya kaldık.