Meclis’te üç vekilin dokunulmazlığının düşürülüp tutuklanması üzerine çıkan tepki ve tartışmalar, hızla sönümlenecek mi?

Yoksa muhalefet, giderek daraltılan/sıkışılan alana rağmen yeni bir oyun kurmayı başarabilecek mi?

İki HDP, bir CHP’li vekil, seçmenin iradesi bir kez daha yok sayılarak, hukuka aykırı olarak Meclis’ten atıldı.

CHP ve İYİ Parti liderleriyse yine şaşırtmadı. Sadece Berberoğlu’na yapılan haksız hukuksuzluktan dem vurdular. Bu arada Berberoğlu, “COVID-19 izni” ile tahliye edildi. Zaten hiç tutuklanmaması gerekiyordu, ayrı. Fakat bu hamleyle milletvekilliğinden edilmiş oldu.

HDP’li vekillere gelince, onlara koronavirüse işlemiyor tabii! Daha doğrusu, iktidar ve yancılarının bakış açısıyla “beter olsunlar.” Ki Leyla Güven, 200 gün açlık grevi yaptığı için sağlık açısından muhtemelen en riskli grupta.

COVID-19, evrensel hukuk, Anayasa... Hedefte muhalefet olunca bunlar mevzu dahi değil, sayın okur. Kayyımlardan sivil topluma (barolar, meslek odaları) müdahalelere, siyasi partiler yasasından İş Bankası’na el koymak için konuşulan süper formüllere...

Herşey, AKP+MHP (+Vatan Partisi)’nin iktidarını sürekli kılmak için mübah görülen yöntemler.

ÜÇ VEKİL VE ÜÇ MAYMUN

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na bakarsanız, Adalet Yürüyüşü’nden bile daha geriye düştü. T24’e, bu koşullarda böyle bir yürüyüşü “yanlış” bulduğunu açıkladı: “Gerginlik yaratacak, provokasyona açık eylemlerden uzak durmalıyız...”

Aman sokağa çıkma evladım, bizi kaka ederler... Referandumdan beri böyle. Atlar böyle teslim edildi de Üsküdar’lara geçildi.

Kılıçdaroğlu’nun söylediklerinde gerçeklik payı olabilir mi, kuvvetle muhtemel. Bir cenazede linç girişimine uğramış anamuhalefet partisi lideri olarak, belki açıkça söyleyemediği bir takım kaynak ve güçler tarafından böyle yönlendiriliyor.

Anayasa askıya alındığından, adı konmamış bir OHAL’le yönetim daimileştiğinden, hak aramak için yürüyüş veya açıklama yapmanın riskleri, herkesin malumu.

Azınlık inançlarına saldırılardan işkence görüntülerine, Hrant Dink Vakfı’na tehditten mafya bozuntularının youtube hesaplaşmalarına, fena alametler ortaya çıkmış vaziyette.

Öte yandan, gerginlik ve provokasyon çıkması için muhalefetin sokağa çıkmasına gerek yok... Üç maymunu oynasalar, Meclis’e gitmeseler, birkaç maddelik deklarasyonlar yayınlasalar ve “herşey güzel olacak” deyip seçim tarihine kadar uykuya yatsalar mesela, yine darbecilikle, teröristlikle suçlanacaklar.

Üç yıl öncesine, yani Adalet Yürüyüşü’ne dönelim: Hatırlarsanız Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştiriler referandum sonrasında doruğa çıkmıştı. CHP lideri, Enis Berberoğlu’nun tutuklanıp 25 yıl hapis cezası alması üzerine yürüyüş kararını almıştı.

Kendi başına Ankara’dan yollara düşmesi, uzun zaman sonra, belki de ilk kez farklı, yaratıcı bir eylemlilikti. İstanbul sınırına geldiğinde (muhalif) milyonlarla buluştu ki herhalde siyasi kariyerinin hiçbir döneminde bu kadar ilgi toplamamıştır.

AKP ve tedarikçileri bu manzaradan tabii ki hiç memnun olmadı. Ama endişelenecek bir şey yoktu: Kılıçdaroğlu yürüyüş sonrasında yine Ankara’ya kapanınca yürüyüşün gazı da hızla kaçtı. 2018 genel seçimlerinde CHP yüzde 22.64 oy alabildi.

BİRŞEY YAPACAKSA ADALET YÜRÜYÜŞÜNÜN ÖTESİNE GEÇMELİ

Anlaşılan Kılıçdaroğlu, Berberoğlu hapiste tutulsaydı da Adalet Yürüyüşü benzeri bir eylemliliğe girişmeyecekti. Neden, çünkü “koşullar uygun değil”...

İyi de “koşullar” darbe girişiminden bir yıl sonra, OHAL altında bir barış yürüyüşü için uygunsa, CHP lideri şimdi neden ve nasıl uygun olmadığını da açıklamalı.

Şu son üç yılda iktidar ve tedarikçilerinin yarattığı düşman ortamı kadar, muhalefetin bu sürede ne yapıp ne yapamadığı da bugünkü koşulları oluşturdu.

Bugün Kılıçdaroğlu yeniden bir Adalet Yürüyüşü’ne çıksa, elbette aynı şey olmaz. Birşey yapacaksa, Adalet Yürüyüşü’nün ötesinde, sürpriz bir çıkış yapmalı.

Tersine, muhalefete (topluma) daha da içine büzüşmesini öğütlüyor... Bu tutum, aynı zamanda sokakta daha hareketli olmaya çalışan HDP’yi, daha da yalnızlaştırmak anlamına geliyor.

CHP’nin, HDP’yle sokaklarda halay çekerek “hak adalet özgürlük/ iş aş eşitlik ” sloganı atmasını kimse beklemiyor. Olsa -ki olabildiğini gördük- işte o zaman kendi tabiriyle “oyun bozulur”, o ayrı...

Muhalefet partileri haksızlık, hukuksuzluk başkalarına da yapıldığında, onların adını bile anamayacak kadar korkuyorsa, sesini çıkaramayacaksa neden siyaset (muhalefet) yapma iddiasında olduğunu ve bunu nasıl gerçekleştireceğini anlatabilmeli. Aksi takdirde, artı eksi 1 oynayan yüzde 20 bandında gider, daha da etkisiz ve sessiz.

Muhalefet, sokağa gelene kadar siyaset sahnesinde güç birliği yapmadığı müddetçe daha çoook “onların gündemi”ni konuşur, tehdit ve zorbalıklarla böyle kavrulur, gideriz.