Sakarya’da Kürt işçilere yapılan saldırının yankısı çabuk sönümlendi. E zaten Valilikçe yalanlanan linç girişiminin failleri de serbest bırakıldı.

Dün, Afyon’da yine Kürt işçilere yapılan silahlı saldırıda bir kişi öldü, iki kişi yaralı.

Valilik, derhal gereğini yaptı:

“PKK yandaşı haber siteleri.” Kürt işçilere saldırı yapıldığını yalanladı. Daha doğrusu, “tartışma” gürültü ve tozdan kaynaklanmıştı. Mesele Kürtlük değildi. Saldırganı bulmak için “gerekli çalışmalar” yapılmaktaydı.

Gel gör ki işçiler, şans bu ya, Van Ercişli. Ama kavganın çıkmasına, ardından silahla vurulmalarına sebep, inşaatta toz çıkarıp gürültü yapmalarıydı.

Nedense memleketin her bir karışında süren inşaatlarda silahla vurulma “şansı” yine Kürtlere denk gelmişti. Suriyeli olsalar da vurulabilirlerdi. İnşaatlarda, tarım arazilerinde çalışanlar, bu ülkede nedense çoğunlukla onlardı. 

Konunun ırkçılıkla ne alakası vardı? Sakarya’dakiler “gidin memleketimizden” diye kovulmuşlardı, Afyon’da ise birisi gürültüden çileden çıkmıştı, hepsi bu...

Dün, bu defa Edirne’den bir haber:

Zorunluk’ta askerlik yapan Çetin Doğan (20), “Keşke Kürtçe eğitim alsaydık” dedikten sonra saldırıya uğradı ve suç duyurusunda bulundu.

Gördüğünüz gibi, sadece erler arasında bir şakalaşma, ırkçılık filan öyle şeyler asla kat’a yok bu ülkede...

ÖLÜNÜZÜ AL VE BURADAN ÇIKIN

Afyon’daki cinayete dönelim, hani ırkçı olmayan toz gürültü cinayetine: MA’nın haberine göre polis, yaralı işçilere "Ölünüzü buradan alın ve çıkın" demiş.

Valilik henüz bu kısmı yalanlayıp terörle iltisaklandırmadı. Ayrıntıları henüz bilmiyoruz ama silahlı saldırıya uğrayanlara bu cümleyi sarf etmenin cüreti, günümüz siyasetinin, hukuksuzluğunun ruh halini de yansıtıyor.

Bir işçi, silahla vurularak mı ölmüş?

Al ölünü git, çık buradan.

Bir başkası, “iş kazasına kurban” mı gitmiş?

Al ölünü git, başıma bela olma...

Bir erkek, bir kadını hunharca öldürdü mü?

Al ölünü git, işim mi yok?

Çocuklar “bir tren kazasında” mı can verdi?

Al ölünü git, yeter ki beni uğraştırma...

COVID-19’dan ölüm sayıları mı arttı?

Al ölünü git, zaten bir ayağı çukurdaydı... (Evet Bolu Valisi, “bir ayağı çukurda olanlar”ın salgın hastalıktan öldüğünü söyledi.)

Bir flamingoyu kanadından vurmuşlar, tüfekle...

Amaaan bir kuş eksikti, sen de!

Yaşamı değerli olanlar ve değerli olmayanlar, daha beteri “öldürülmeye müstahak olanlar” diye keskin bir şekilde ayrıştırılan; ırk, cinsiyet, yaş, tür, ideoloji tanımayan bir şiddet, hoyratlık, suç.

İktidarından muhalefetine yayılmış bir umursamazlık.

Sorsanız “seçim olacak, her şey değişecek!”

“Bir ittifak yapacağız, memlekette güller açacak!”

Siz bekleyin daha, hesap yapın daha, açıklama yapın daha, daha, daha...

İnsanlar ölsün...İnsanlar hapislerde sürünsün... Doğanın her karışı talan edilsin...

Kimse konuşmasın, hatta idam cezası gelsin.

Ama siz Gazi Mustafa Kemal mi denmiş, Atatürk mü, bunlarla uğraşın.

Cumhurbaşkanınızın “dış politikası” yetmez, daha da gazlayın, geri adım attı diye bildiri yayınlayın.

NEDENSE ÇOK ŞÜPHELİ BU ÖLÜMLER?

Bir de “şüpheli ölüm” meselesi var ki sormayın gitsin. Mesela askerde oluyor böyle “şeyler.”

Vallahi ırkçılıkla alakası yok!

Vallahi er Sevag Balıkçı, Ermeni olduğu için öldürülmedi! (Katili, dokuz yıl süren mahkemeden sonra nihayet ceza aldı.)

Vallahi son zamanlarda duyduğunuz-duymadığınız asker ölümleri, bunların hepsi ya kaza, ya 20’sinde kalpten hoppacık gidenler!

Misal, Ağustos başında, “tehdit ediliyorum” dedikten bir gün sonra İzmir Kapalı Cezaevi’nde Jandarma Er Osman Özçalımlı “ölü bulundu.”

Özçalımlı, tesadüf bu ya, Karslı’ydı. Adli tıp raporunda “kalp krizi” dendi. Ailesi suç duyurusunda bulundu.

HDP, kışlalardaki asker ölümlerini Meclis’e taşıdı

Cevap neydi? Cevap yok.

Daha doğrusu sesli değil, sessizce, kalın ve büyük harflerle verilen hep aynı cevap:

Ölünü al ve git buradan!

“Şüpheli kadın ölümleri”yle bitirelim. Bakan Selçuk, her şüpheli kadın ölümü ve intiharın kadın cinayeti olmadığını söyledi. Doğru. Bir ölümde “şüphelerin” üzerine gitmez; intiharın şeklini, nedenini araştırmazsan, tabii ki kasıt aramaz, İçişleri Bakanlığı istatistiğine havale edersin...

Zira bu bilinmeyen “rakamları” kadın cinayetlerine ekleyince devletin sorumluluğu ve ne yapıp ne yapmadığı daha da görünür oluyor.

Örnek mi? Temmuz 2020’de, “net olarak” 27 kadın cinayeti ve 23 şüpheli kadın ölümü var.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, “nedeni” belirlenemediğini için şüpheli ölüm dendiğini söylüyor

Kadınlar öldürülürken, ölmeye sürüklenir ve zorlanırken de hep aynı sesi duyuyoruz:

Ölünü al ve git buradan.

Bu korkunç hoyratlığın sonu ne olacak, düşünen var mı?