Galatasaray, Şampiyonlar Ligi ikinci tur eşleşmesinin ilk ayağında deplasmanda PSV’ye 5-1 yenildi. 5-1 sadece bir sonuç. Bu skora yol açan nedenlerin iyi analiz edilmesini gerektiren bir sonuç. Şayet bu sonuç, tek başına Fernando Muslera performansı, ya da transferlerin yapılmaması gibi nedenler üzerinden okunursa, PSV karşılaşmasının bir maçtan daha fazla bir şey söylediğini duymamış oluruz. Bu girişten sonra bazı başlıklar üzerinden minik bir analiz yapmak istiyorum.

Maç kondisyonunun algoritması: Galatasaray hazırlık maç planlamasında ciddi bir hata yaparak PSV karşısına çıktı. Normalde yeni sezona hazırlanan takımlar ilk resmi maçlarına çıkmadan önce minimum üç hazırlık karşılaşması oynarlar kısa aralıklarla. Bunun temel nedeni oyuncuların maç kondisyonunu yükseltmektir. İlk hazırlık karşılaşmasında her oyuncuya yaklaşık 45 dakika görev verilir. İkinci maçta ilk 11 oynaması muhtemelen oyuncuların 60-75 dakika sahada kalması amaçlanır. Üçüncü karşılaşmada ise takımın ana omurgasını oluşturan oyuncular 90 dakika sahada kalırlar; böylece maç kondisyonlarını mümkün olan en iyi seviyeye çekmiş olurlar. Galatasaray PSV karşısına sadece iki hazırlık karşılaşması yaparak çıktığı ve bu iki maç arasında oldukça uzun bir süre olduğu için (Galatasaray’ın ilk hazırlık maçı 26 Haziran’daydı, ikincisi ise 10 Temmuz’da) oyuncuların maç kondisyonları oldukça kötüydü. Bu sorunu maçın hemen başında kaleciye yapılan geri pas sonrası yenilen golde net biçimde gördük. Golün iki kahramanı olan Fernando Muslera ve Marcao Teixeira bırakalım 45 dakika oynamayı, hiçbir hazırlık karşılaşması yapmadan çıkmıştılar maça.

Maç kadrosu: Galatasaray 23 kişilik bir kadroyla gitti Eindhoven’a. Bu kadroda dikkat çeken iki önemli unsur vardı. İlki 23 kişilik kadronun önemli bir bölümü orijinal pozisyonu kanat forvet, ya da ofansif orta saha olan oyunculardan oluşuyordu. Bir çırpıda sayalım hemen: Kerem Aktürkoğlu, Ryan Babel, Barış Alper Yılmaz, Emre Kılınç, Arda Turan, Yunus Akgün, Jesse Sekidika, Sofiane Feghouli ve Ali Yavuz Kol. Yani, üç kaleciyi dışarıda bırakırsak 20 futbolcudan dokuzunun ana pozisyonu kanat forvetti. Kadroda ikinci olarak dikkati çeken unsur, ana pozisyonu merkez orta saha olan oyuncu sayısının sadece bir tane olmasıydı; Aytaç Kara. PSV karşısında sağ iç ve sol içte görev yapan üç oyuncu da kanat forvetten orta sahaya devşirilmeye çalışılan isimler oldu: Arda Turan, Emre Kılınç ve Sofiane Feghouli.

Yapısal sorun: Bu tablo aslında yapısal bir soruna dikkat çekiyor. Galatasaray, modern futbolda en kritik bölge olan merkezi orta sahasını, asıl görev bölgesi burası olan oyunculardan değil, kanat forvetten devşirmeye çalıştığı futbolculardan oluşturmaya çalışıyor. Merkez orta saha futbolcularının oyunun hem savunma, hem de hücum yönünü iyi oynamaları; sınırsıza yakın enerji harcamaları ve alan kaplama yeteneklerinin üst seviye olması gerekliliklerini dikkate aldığımızda, temaslı ve sert oynayan takımlar karşısında bu niteliklere sahip olmayan devşirme orta sahalarla oynayan Galatasaray’ın neredeyse iki yıldır niçin sinmek zorunda kaldığını daha iyi anlayabiliyoruz.

(Örnek olarak geçen sezon ligin ikinci yarısındaki Alanyasyor maçı verilebilir. Galatasaray 1-0 yenmesine karşın o maçta Alanyaspor tarafından  inanılmaz derecede ezilmişti. Öyle ki, Galatasaray ikinci yarıda dakikada sadece bir kere pas yapabilmişti yaklaşık olarak.)

Burada Galatasaray’ın ana formasyon olarak 433’ün 4141 varyantını oynamasının bu sorunu daha yakıcı hale getirdiği görülüyor. Çünkü örneğin Galatasaray 433 yerine 4231 formasyonuyla sahaya çıksa iki merkez orta saha oyuncusunun önünde ofansif bir orta saha futbolcusunu oynatması belirgin bir zafiyet yaratmayacaktı. Örneğin Hamza Hamzaoğlu döneminde Selçuk İnan ve Felipe Melo’nun önünde oynayan Wesley Senijder, ya da Igor Tudor yönetiminde Fernando Reges ve Badou N’Diaye önünde oynayan Youness Belhanda bu türden bir sorun yaratmamıştı. Ancak Fatih Terim’in 4141’inde bu önemli bir sorun olarak ortaya çıkıyor.

Fizik kalite: Galatasaray’ın Avrupa takımlarıyla arasındaki tempo ve fizik kalite makası her yıl daha da açılıyor. Denilebilir ki son dönemde Galatasaray fizik kalite açısından 1970’lerdeki Türkiye kulüplerini andırmaya başladı. 1970’lerde fiziki kalitesizlik taktik kaliteyi olumsuz etkiliyor, Türkiye adına Avrupa kupalarına katılan takımlar genelde ilk turda hiçbir mevcudiyet gösteremeden kupa dışına itiliyorlardı. Galatasaray’ın Avrupa kupalarında oynadığı son 10 maçın sekizinde yenilmesinde hiç kuşkusuz takımın fizik kalitesinin rakip takımların temposu karşısında çaresiz kalması belirleyici oldu.

Her dört yılda bir düzenlenen Avrupa Futbol Şampiyonası’nı, futboldaki en son yenilik ve teknolojilerin pazara çıkması olarak okursak İtalya’nın şampiyonluğuyla sona eren turnuvada oynanan futbolun tempo ve fizik kalite olarak sınır ve standartları zorladığını söylememiz gerekiyor. Dolayısıyla eğer böyle devam edecek olursa Galatasaray’la Avrupa futbolu arasındaki makasın daha da açılacağı görülüyor.

Avrupa’yla fizik kalite farkının kapanması için ilk şartın, makasın açık olduğunun kabul edilmesi olduğu tartışılmaz. Bu ise bizi takımın futbol felsefesine götürüyor.

Futbol felsefesi: Galatasaray’ın futbol felsefesi ne? Galatasaray hangi futbolu oynamak istiyor? Top hâkimiyetini nasıl sağlamak istiyor Galatasaray? Fiziksel teması zorlamayan pozisyon futbolu oynayarak mı? Yoksa ön alanda rakibe bıktırıcı baskı yapıp topa sahip olmaya çalışarak mı? (PSV bunu yaptı Galatasaray’a.)

Dönüp geçmişe baktığımızda 2019-2020 sezonunun devre arasından itibaren Galatasaray’ın pas futboluna yöneldiği, rakibin birinci bölgedeki baskısını ayağa oynayarak aşmaya çalıştığını görüyoruz. Ancak bu futbol her şeyden önce topu, kaptırılması durumunda mükemmel bir saha parselasyonuna dayanan şok presle yeniden kazanmayı gerektiren bir futbol. Bu da saha içi parselasyonu kusursuz biçimde yapabilmek için fizik güç ve gerekirse fiziki temasta ayakta kalmayı gerektiriyor. Galatasaray’ın ise bu iki derste son yıllarda pek başarılı olamadığını biliyoruz.

Demek oluyor ki bir amacı var Galatasaray’ın, ancak bu amacı yerine getirecek bazı değer ve kalitelerden ise yoksun. Ya da bunları çok önemsemiyor diyelim. Bu ise istenilenle yapılan arasında bir mesafe var demektir. Mesafenin varlığı, seçilen futbol felsefesi hakkında her anlamda biraz daha mesai yapılmasını gerektiriyor.

Sonuç: Galatasaray’ın 5-1 yenilgisiyle sonuçlanan PSV karşılaşmasının bir maçtan daha fazlası olması isteniyorsa (ki böyle de olmalı), atletizm departmanından altyapı organizasyonuna, transfer politikalarından yapay zekânın futbol endüstrisindeki kullanımına dek Galatasaray’daki futbol aklının masaya yatırılması ve ameliyat edilmesi gerektiği aşikâr. (Son genel kurulun Galatasaray’a bu fırsatı verdiği de çok açık.) Bu yapılmazsa Galatasaray bir kuyruklu yıldız gibi karanlık ve soğuk bir uzayda koşacak geleceğine, bir dönem çok yaklaştığı modern futbol gezegeninden giderek uzaklaştığının farkında olmadan.