Artı Gerçek

İklim krizi Türkiye’de kentleri vurmaya başladı

İklim değişikliği sadece daha sıcak hava anlamına gelmiyor. Geçen hafta İstanbul’da bir kişinin ölümüne ve 6 kişinin yaralanmasına neden olan fırtına da iklim krizine dair uyarı niteliğinde.


Son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan yangınlar hızla geniş alanlara yayılıyor ve uzun süre söndürülemiyor.

2018’de Yunanistan’ın başkenti Atina yakınlarında kuvvetli rüzgârın etkisiyle geniş bir alana yayılan yangınlarda 102 kişi öldü. Kışın beklenenden az yağış olması nedeniyle yeraltı su kaynakları beslenememiş ve 2017’nin yaz aylarında yüksek sıcaklıklarla bitki örtüsü dengesini sağlayamamıştı. Hava sıcaklıklarının artmasıyla yaşanan kuraklık, orman yangınlarını tetikledi. Bu yangından sonra, iklim kriziyle aşırı sıcak hava dalgalarının daha sık görüleceği ve yangın tehlikesinin artacağı konusunda uyarıda bulunan uzmanlar, siyasetçilere de olağan dışı hava koşullarını dikkate alarak iklim krizini tetikleyen kirlilikle mücadelede acil adımlar atmaları için çağrı yaptı. Burada konu karbon emisyonlarını azaltmak olduğu kadar, aynı zamanda kentleri olağan dışı hava koşullarına hazırlama meselesiydi. Zira Yunanistan’daki yangında, kaçak yapılaşma yüzünden felaket daha da büyümüştü. 2019 yazında Yunanistan yine günlerce söndürülemeyen yangınlarla boğuştu.

Orman yangınları ABD’nin Kaliforniya eyaletinde de büyük hasara neden oldu. Çiftlik alanlarını harap eden yangınlar, 25 trilyon dolarlık zarara yol açtı.

Dünyadaki her 10 bitki ve hayvan türünden en az birine ev sahipliği yapan ve oksijenin yüzde 20’sini üreten Amazon yağmur ormanlarındaki yangınlar ise bir yılda yüzde 70 artış gösterdi.

Ve tabii Avustralya…

Son dört aydır Avustralya’yı küle çeviren yangınlarda 1 milyardan fazla hayvan öldü, koala nüfusunun yüzde 30’u yok oldu.

Avustralya’da çalı yangınları doğanın binlerce yıldır kendisini yenilemesinin bir yolu olmasına rağmen, iklim krizinin etkisini ve bu krizle mücadelede yetersizliği görmezden gelemeyiz. Zira bu yangınlarda 8 milyon hektarlık alan kül oldu; 2 bin ev yandı. Uzmanlara göre, yangınların sıklığını ve şiddetini artıran yine iklim krizi oldu.

SÖYLEMLER EYLEME DÖNÜŞMÜYOR

İklim krizi bütün dünyayı etkilerken, Türkiye bundan azadeymiş gibi davranıyor, üzerimize düşeni yerine getirmiyoruz. İklim kriziyle mücadeleye dair söylemler eyleme dönüşmüyor.

Oysa Türkiye de iklim krizinden etkileniyor. Avustralya’da olduğu gibi, Türkiye’de de yangınların şiddetinin ve sıklığının sıcaklıkla beraber artması bekleniyor. 2019 verileri de bu anlamda uyarı niteliği taşıyor.

Avustralya yanarken, yıllık ortalama sıcaklık verilerine göre 2019 Türkiye’nin en sıcak dördüncü yılı oldu. 2019 dünyanın ise en sıcak ikinci yılıydı.

Ekosfer Derneği’nin meteoroloji verilerinden derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin 1970-2018 yılları arasındaki ortalama yüzey sıcaklığı 13,2 derece iken, 2019’da bu değer 14,2’ye ulaştı. Yaşanan en sıcak beş yılın son 10 yıl içinde gerçekleşmesi, Türkiye’nin iklim krizinden etkilendiğinin kanıtı.

Ama iklim krizinden sadece sıcaklık artışını, kuraklığı, yangınları anlamamalıyız. İklim krizi aynı zamanda seller, kasırgalar ve fırtınalar demek. 2019’da Arjantin ve Uruguay’da yaşanan sellerde 11 bin kişi evlerinden oldu. Zimbabwe, Mozambik ve Malawi’yi etkileyen Idai kasırgasında 1300, Hindistan ve Bangladeş’i vuran Fani kasırgasında 1900 kişi öldü. Avrupa’da Eberhard fırtınası, Japonya’da Faxai ve Hagibis tayfunları hayatı altüst etti.

Türkiye’de ise Adana’daki sel felaketi yüzünden tarım alanları ciddi anlamda zarar gördü; Adana Ovası’nda 14 bin mevsimlik tarım işçisinin yaşadığı 47 çadır yerleşkesi sular altında kaldı. Mersin’deki sel felaketinde iki kişi ölürken, okullar tatil edilmek zorunda kaldı.

Geçtiğimiz hafta İstanbul’daki fırtınada kaldırımda yürüyen bir kişi, rüzgârın etkisiyle reklam panosundan kopan bir parçanın kafasına düşmesi sonucunda ölürken, bir alışveriş merkezinde asma tavanın çökmesiyle insanlar yaralandı.

İklim değişikliğinin sadece daha sıcak hava anlamına gelmediğini vurgulayan Ekosfer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Özgür Gürbüz şöyle diyor: “İstanbul’da yaşanan ve hızı 104 kilometreye ulaşan fırtına iklim krizine dair ciddi bir uyarı niteliğinde. Bir kişi reklam panosunun düşmesi sonucu hayatını kaybetti. Bu gibi aşırı hava olaylarını artık daha sık yaşayacağız. Demek ki kentlerimizi, bu yeni iklim koşullarına göre yeniden tasarlamak zorundayız.”

Gürbüz, tabelaları ayakta tutan demirlerden tutun da altyapı ve kanalizasyona kadar her şeyi yeniden tasarlamamız gerektiğini ifade ediyor: “Bunun ne kadar zor ve maliyetli olacağı ortada. Hâlâ zamanımız varken iklim krizinden çıkmanın yollarını aramalıyız. Petrol, kömür ve doğalgaz kullanımını ciddi oranlarda azaltırsak sorunu kökten çözebiliriz. Yoksa sokaktaki her bir direkten balkondaki saksılara, her bir mazgaldan büyük altyapı projelerine kadar her şeyi değiştirmek zorunda kalacağız. Hangisi kolay, hangisi ucuz ve hangisi daha akla yatkın? Bu akıl tutulmasına bir an önce son vermeliyiz.”

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…