Önceki iki yazımda Türkiye’nin koskoca bir maden sahasına dönmesinin ardında yatan nedenleri aktarmıştım. Özetle temel neden, ‘toprağın altı üstünden değerlidir’ anlayışıyla Maden Kanunu, Orman Kanunu, Mera Kanunu ile Toprak Koruma ve Arazi Kanunu’nda son 20 yılda yapılan sayısız değişiklikle tarım alanlarından koruma alanlarına Türkiye’de her yerde madenciliğin önünün açılması.

Antidemokratik, plansız ve bilimsellikten uzak uygulama süreci de, tüm eksiklikleri ve çarpıklıklarıyla maden istilasındaki Türkiye manzarasını yaratıyor.

Fakat bu manzara her geçen gün daha da kötü bir hal almaya devam ediyor. Ekim ayında meclise sunulan “Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” bu kötü hale su taşıyan yakın gelişmelerden biri.

TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Alt Komisyonundan ve daha sonra da Komisyondan geçerek 30 Ekim 2020 tarihinde Meclis Başkanlığı’na sunulan kanun teklifi yasalaşırsa ülkemiz doğasına ve yaşam alanlarına geri dönülmez zararlar verilecek.

‘GEÇİCİ TESİSLER’ DOĞAYA KALICI ZARAR VERİYOR

47 maddeden oluşan kanun teklifi elektrik piyasaları haricinde maden kanuna ilişkin maddeleri de içeriyor. Bu maddelerin içinde 6. Madde özelikle öne çıkıyor. Madde 6 normal şartlarda ruhsat sınırları içinde faaliyet gösteren maden şirketlerinin ruhsat alanları dışında da faaliyet göstermesinin önünü açıyor. Madde değişikliği gerçekleşirse maden işletmeleri ruhsat alanı dışına maden tesisi kurabilecek. Madde metninde her ne kadar “ruhsat alanı dışında ‘geçici tesis’ kurulabilir” ifadesi yer alsa da, Maden Kanunu’ndaki geçici tesis tanımına bakıldığında kağıt üzerinde geçici olarak tanımlanan bu tesislerin her birinin doğaya kalıcı zararlar verdiği görülüyor.

Maden Kanunu’nda yer alan ‘geçici tesis’ tanımına liçleme tesislerinden atık barajlarına, dev atık tepelerini oluşturan pasa alanlarından siyanür havuzlarına ve patlayıcı madde depolarına kadar maden faaliyetleri için kullanılacak her türlü yapı ve daha fazlası giriyor.

Ruhsat alanlarında yapılan tahribatlar dahi doğaya çok yoğun zararlar verirken, devasa ruhsat alanları eleştirilirken, şimdi bir de madencilik için gerekli tesislerin ruhsat sınırına dahi sığmayıp her yerde yapılabileceğini öngören bu madde yasalaşırsa orman, tarım ve mera alanları, kıyılar, içme suyu alanları maden tesisleri ile parçalanacak, maden faaliyetlerinden doğan kirlilik çok daha geniş alanlara yayılacak.

MADDE 6 GERİ ÇEKİLMELİ!

Bu maddeye dur demeliyiz. Kasım ayında Meclis’te görüşülmesi beklenen kanun maddesi için başta TEMA Vakfı olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşu milletvekillerinden Madde 6’yı geri çekmelerini talep ediyor. Sivil toplum kuruluşlarının mesajlarını yaygınlaştırarak ve milletvekillerine ulaşıp Madde 6’ın geri çekilmesini talep ederek bu harekete destek verebilirsiniz.

Fakat bu madde yasalaşmasa dahi doğayı ve halk sağlığını korumak için bu yeterli olmayacak. Zira bugün karşı karşıya kaldığımız tablonun sorumlusu her yerde madenciliğe izin veren Maden Kanunu.

Oysa dünyanın birçok ülkesinde madenciliğe kapalı alanlar kanunlarla net bir şekilde ifade ediliyor. Doğal, kültürel özellikleriyle bugün ve gelecek için dünya mirası olan bu alanlar arama faaliyetleri de dahil madencilik faaliyetlerine asla izin verilmiyor.

TEMA Vakfı da, Türkiye’nin maden politikaları için bunu öneriyor. Madenciliğe kapalı alanların Türkiye’de de yasalarla belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.