Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak



Artı Gerçek

Plastik sektörü, virüsten korunmak için plastikleri teşvik ediyor. Oysa plastik kirliliği yaşamı tehdit ediyor. Okyanusun en derin noktasında keşfedilen canlılarda bile plastiğe rastlanıyor.


Dünyamız ve tüm canlılar için çok büyük bir tehdit haline gelen plastik kullanımı ne yazık ki Covid-19 salgınıyla beraber artıyor. Kullan-at maskeler ve eldivenler bir yana, marketlerde ekmeğin, sebze ve meyvelerin plastik poşette satılması, marketten eve virüs taşıma kaygısıyla bez torbaların yerini yeniden plastik poşetlerin alması ve plastik çatal-kaşık-bıçak gibi tek kullanımlık ürünlerin kullanımının artmasıyla -tam da salgından ders alıp doğayı gözetmemiz gerekirken- plastik kirliliğinin gidişatı kaygı veriyor. 

Plastik sektörü, salgına karşı -hijyenik olduğu gerekçesiyle- plastik tüketimini teşvik ediyor. Türk Plastik Sanayicileri Araştırma ve Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) yaptığı yazılı açıklamada, salgının tek kullanımlık plastiklerin hijyen açısından önemini ortaya koyduğunu ve salgından korunmak isteyenlerin tek kullanımlık plastik ürünlere yöneldiğini belirtti. 

Açıklamada, “Türkiye tek kullanımlık plastik ihracatında Çin ve İtalya’dan sonra dünyanın üçüncü büyük oyuncusu. Tek kullanımlık plastik ürün üreten fabrikalarımız hem yurt içinden hem de yurt dışından artan talebe cevap vermek için tam kapasite çalışıyor. Hijyenik, pratik ve ekonomik özellikleriyle tek kullanımlık plastik ürünler tüketim rekoru kırdı” dendi. 

Bu hakikaten çok talihsiz bir durum. Zira, özellikle tek kullanımlık plastiklerin yarattığı kirlilik konusunda uzun yıllardır yapılan farkındalık çalışmaları ve Çevre Kanunu’nda yapılan değişikliklerle yavaş yavaş alışkanlıklarımız değişiyor, plastikten uzaklaşma yolunda adımlar atıyorduk. AB’nin plastik pipet, kulak çubuğu, tabak, çatal, bıçak, kaşık, içecek karıştırıcıları, köpük gıda kapları ve içecek bardakları gibi tek kullanımlık ürünleri yasakladığını belirten Greenpeace Türkiye’nin Mart 2019’da başlattığı ‘Tek Kullanımlık Plastikler Yasaklansın!’ kampanyasına 200 bin kişi imza vermişti. Plastik kirliliğine son vermek için bağlayıcı bir uluslararası sözleşme çağrısı yapan WWF’in başlattığı küresel imza kampanyasına kapsamında ise 2019’dan bu yana 1.6 milyondan fazla imza toplandı.

Şimdi ise virüs korkusuyla başlangıç noktasının da gerisine düşüyoruz. 

Plastik sektörü ise krizi fırsata çevirme peşinde, 2019’da Türkiye’de 2 milyar 105 milyon TL’lik tek kullanımlık plastik ürün üretildiğini gururla anlatıyor. Oysa doğa üzerindeki tahribatımız, sadece bazılarımızın değil, hepimizin yüzünü kızartmalı. Ekonomiye katkı sunan pek çok sektör, aslında dünyanın sonuna hızla yaklaşmamıza katkı veriyor. 

TÜRKİYE’DE 2 BALIKTAN BİRİNİN MİDESİNDE PLASTİK VAR

Dünyada son 60 yılda üretilen 8,3 milyar ton plastiğin yüzde 90’ı geri dönüştürülmedi. Dahası, her yıl 12 milyon ton -yani dakikada bir kamyon dolusu- plastik deniz sularına karışıyor. Bugün denizlerde 150 milyon tondan fazla plastik var. Denizler 2025’te, her 3 ton balığa karşılık 1 ton plastiğe ev sahipliği yapacak. 2050’de ise denizlerde balıklardan çok plastik olacak.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın (WWF) 2018 tarihli ‘Plastik Kapanından Çıkış’ başlıklı raporu, Akdeniz’deki plastik kirliliğinin boyutlarını ortaya koydu. Rapora göre, Akdeniz’e en fazla plastik boşaltan ülkeler arasında günde 144 ton ile Türkiye birinci sırada. Denizleri ve canlıları düşünmüyorsak, kendimizi düşünelim; zira, büyük plastik parçaları mikro plastiklere bölünerek deniz canlılarının besin zincirine karışıyor ve tabaklarımıza kadar geliyor. 

Geçtiğimiz yıl Greenpeace Akdeniz’in yayımladığı ‘Türkiye’deki Deniz Canlılarında Mikroplastik Kirliliği’ raporuna göre, Türkiye’den incelenen balıkların yüzde 44’ünün, yani neredeyse iki balıktan birinin midesinde mikroplastik olduğu saptandı. Kefal türünün yüzde 64,8’inde, barbunun yüzde 63’ünde, mırmırın yüzde 34,3’ünde, tekirin yüzde 32,8’inde, istavritin yüzde 26,7’sinde, kırmızı karidesin yüzde 18’inde, çoğu Ege ve Marmara Denizi’nden tedarik edilmiş midye dolmaların ise yüzde 91’inde mikroplastik bulundu. Balıklardaki, karidesteki ve midye dolmalardaki mikroplastiklerin 13 farklı polimer tipinde olduğu tespit edilirken, en fazla bulunan polimer tiplerinin ise tek kullanımlık plastiklerin üretiminde kullanılanlar olduğu görüldü. 

Covid-19 salgını dünyayı etkisi altına almaya başladığı sıralarda sonuçları açıklanan WWF destekli yeni bir araştırma, dünyanın en derin yerlerinde yaşayan derin deniz canlılarının yeni keşfedilen bir türünde plastik bulunduğunu ortaya çıkardı. Dünyanın en derin noktası kabul edilen Pasifik Okyanusu’ndaki Mariana Çukuru’nda görülen ve bedenindeki plastiğe atfen ‘Plasticus’ adı verilen deniz kabuklusunda, pet su şişeleri ve spor kıyafetleri gibi yaygın kullanılan birçok üründe yer alan PET (polietilen tereftalat) bulundu. Böylece, yeterince ciddiye almadığımız plastik kirliliğinin ne kadar geniş bir alana yayıldığını gördük. Dünyanın en derin noktasında, medeniyetten çok uzak bir köşede, henüz insan tarafından keşfedilmemiş canlıların bile plastiğe maruz kaldığını öğrendik.  

PLASTİK BİZİ VİRÜSLERDEN KORUMUYOR

Atık yönetiminde de fena halde sınıfta kalıyoruz. Atık plastiklerin yakılarak bertaraf edilmesindeki artış yüzünden, karbondioksit emisyonları da hızla artıyor. Atık yönetimine bu şekilde devam edilirse 2030’da plastik döngüsünden kaynaklanan karbondioksit emisyonlarının yüzde 50 artması ve plastik atık yönetiminden kaynaklanan karbondioksit emisyonlarının üç katına çıkması bekleniyor.

Bizi Covid-19 gibi virüslerden plastiğin değil, hijyen kurallarına uymanın koruyacağını belirten Greenpeace Akdeniz Plastik Proje Sorumlusu Nihan Temiz Ataş, kamuoyunda tek kullanımlık plastik ürünlerin (plastik poşetler, çatal, bıçak, kaşık, tabak, yiyecek ve içecek kapları vs.) bizi virüsten koruduğuna dair bir algı yaratılmasına rağmen, bilimsel araştırmalara göre virüsün farklı yüzeylerde farklı sürelerde varlığını koruyabildiğini söylüyor. 

“Bir malzemenin tek kullanımlık plastikten yapılması, kullanım sırasında viral enfeksiyonların bulaşma olasılığını azaltmaz; aksine plastik, virüsün en uzun tutunma süresine sahip olduğu materyallerden biri” diyen Ataş, şöyle uyarıyor: “Bu süreçte kişisel hijyenimizin yanı sıra, yarınlarımızı da düşünerek çevreyi korumalı ve kontamine plastik atık dağları oluşturmamalıyız. Bu noktada hem karar alıcı olarak devlet yetkililerine hem de endüstriye büyük görev düşüyor. Başka bir çevresel felakete bugünden zemin hazırlamayalım.”

YAZARIN TÜM YAZILARI