“Bir iktidar sadece ikiyüzlüler tarafından temsil edildiğinde, varlığını sürdüremez.”

Nietzsche - İnsanca Pek İnsanca

Bu haftaki yazımı, önümüzdeki dönemle ilgili politikalar ve demokrasi üzerine yazmak istedim.

“Erken seçim olur mu?”, “erken seçimde HDP/HDK ve Demokrasi Cephesi ne yapmalı?” gibi soruların cevaplarını kendi merceğimden sizlerle paylaşmak isterim.

“Öncelikle erken seçim olur mu?” sorusunun neredeyse hepimizin ilk aklına gelen cevabı, güç kaybeden Erdoğan’ın iktidarını korumak adına doğal olarak her şeyi yapabileceği. Bu kapsamda yeni seçim ve medya yasasının seçim öncesinde en önemli adımlar olacağını şimdiden net bir şekilde görebiliyoruz.

Seçim yasasının değişmesinden sonra özellikle yıllar evvelinden vurguladıkları 2023 vizyonuna denk gelecek bir tarihte seçime gidecekleri bence en doğru öngörü.

Yani Meclis’te geçen yasa anayasaya göre 1 sene sonra seçim yasası olarak yürürlüğe girecek…

Bu süreçte seçim barajının %7’ye düşürülmesi ve ittifaklarla ilgili değişim AKP iktidarının elini güçlendirme çabasına vesile olacak.

Bir yandan da tek başına seçime giren AKP’nin olası bölgedeki Kürt seçmeni üzerinde etkiyi artırmak için kendine bir alan yaratma çabasını da göreceğiz.

Bunun ilk adımı olarak Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın bölgedeki STK temsilcileri ile toplantılarını gösterebilirim.

Diğer bir konu ise yeni medya yasası. Günümüzde özellikle Cumhur İttifakı’nın gençlerden daha az oranda bir oy aldığını araştırmalar gösteriyor. Bir diğer yandan medya üzerinden yapılan yayınların ve paylaşımların özgür düşüncelerin kitlelere ulaştırılması üzerinde ciddi bir etkisi olduğu herkesçe malum.

Bu konuda engellemelerin ve bazı kısıtlamaların yetmediği görüldü. Seçim öncesi muhalif yapıları baskı altına alacak bir düzenleme çok hayati olacaktır.

Karşımıza çıkacak en önemli konunun bu olacağı düşüncesindeyim.

AKP yeni bir siyasetin de emarelerini veriyor. Özellikle Saadet Partisi içerisinde bulunan Oğuzhan Asiltürk gibi eski yol arkadaşlarıyla bağ kurarak milliyetçilik dışında dini yanını da güçlendirme çabasında.

İşin özeti, AKP ve saz arkadaşları kaybedeceği bir seçime girmemek adına her şeyi deneyecek çünkü bunun aksi eşyanın tabiatına aykırı. Asla yere düşünce bizler gibi tekrar ayağa kalkamazlar…

3. YOL MÜMKÜN…

Cumhur ya da Millet İttifakı’na hepimizin muhtaç bırakılmaya çalışıldığının farkında olmayan yoktur sanırım. HDP/HDK ve Demokrasi Cephesi özellikle Belediye seçimlerinde ne kadar güçlü olabileceğini rakamsal olarak da ispat etti.

Bu birliktelik, birine kazandırmaktan ziyade birine kaybettirebilme refleksinin ne kadar güçlü olabileceğini gösterdi.

Peki, Millet İttifakı tarafından bu ne kadar anlaşıldı diye sorarsak, benim bu konuda olumlu bir yorum yapmam mümkün olmayacak.

Hatta özellikle CHP’nin, HDP’lilerle yan yana gelmekten çekinmesine rağmen büyük oranda HDP’ye oy veren Kürt seçmeninin oraya gitmesi manidar.

CHP’nin bu girişimi bir yanıyla HDP seçmeninin aslında ne kadar politik bir yapıda olduğunu henüz anlayamadığının kanıtı.

CHP’ye selam veren kitle, zamanında SHP’nin kısmi açılımına verdiği değerin görmezden gelinmesinden dolayı partiyi bölgeden silmekte sakınca görmeyen seçmen aynı zamanda…

Peki, HDP ve Demokrasi Cephesi’nin beklentisi neydi diye merak edenler olabilir. Bunun cevabı:

Ortak akıl ve halkların eşitliği.

“Yurtta barış, cihanda barış’’ İlkesini savunurken, savaş tezkerelerine onay veren ve “dokunulmazlıkların kaldırılması yasaya aykırı” dedikten sonra Meclis oylamalarında aksi tutum takınan tavırlardan vazgeçmesi lazım. Yaşananlar konusunda özeleştirisini vermesi ve Kürt meselesine barışçıl bir çözüm için yol haritasını açıklaması gerekiyor.

ÇÖZÜM “HALKLARIN DEMOKRATİK KONGRESİ’’

Halkların Demokratik Kongresi’nin kuruluş aşamasındaki hüviyetine dönmesi şart. Siyasetin yeni soluğu olabilmesi için bileşenler üzerinden ziyade katılımcı bir politikayla rotasını oluşturması lazım…

Bugüne kadar bileşenler üzerinden bir yol alındı. Ne yazık ki bu çevreler umulan bir genişlemeyi oluşturamadı.

Seçim süreçlerinde artı değer olabilme durumu sürekliliğini sağlayamadı.

Kuruluş aşamasında siyaseti besleyen damarlarını istenildiği gibi örgütleyemedi.

HDK’den neydi beklenti? HDP’li olmayan yapıları da kapsayacak bir demokratik yatay bir çalışma, bu çalışmaların Meclis vekillerini beslemek ve katılımcı demokratların fikirlerinden bir yol haritası oluşturmak idi.

Bu konuda ısrarcı olunmalı. Gelecek nefes aldıracak siyaset tam da bu…

Bu dönemin HDK ve HDP’sinde kurumların veya bileşenlerin işin yürütülmesinde yine etkili olması, fakat bireylerin daha fazla etkin olacağı bir çalışmanın hedeflenmesi gerektiğini savunuyorum.

Diğer yandan özellikle Türkiyeleşme anlayışındaki söylemin tekrar gözden geçirilmesi ve Türkiyeleşen HDK’nin kendini değerlerini daha iyi anlayan ve doğru ifade eden geniş katılımlı çalışmaları yol haritasına eklemesi gerekliliği de önem arz ediyor.

Geçmişten aldığım bir dersi anlatacağım. Halkların Demokratik Kongresi’nin geçmişte yol almasında büyük emeği olan ve bugün siyasi rehine olan Sebahat Tuncel, İstanbul 1’inci Bölge Bağımsız Vekil adayı olmuştu.

Herkesin görüşlerini dinledi. Örneğin benim de seçim bölgesi hakkındaki fikirlerimi dinledi. Hiç olamaz dediğimiz her yeri ziyaret etti ve seçim büroları açtı. O gün zor yerlerden biri de benim mahallemdi ama bugün HDP %16-18 oy oranına sahip oldu.

Son olarak HDP Eş Başkanları’nın dillendirdiği ve 27 Eylül’de açıklanacak yol haritası üzerine beklentiyi yazmak gerekir.

Sevgili Selahattin Demirtaş’ın geçmişte söylediği gibi hiçbir zaman HDP pazarlık partisi olmadı, olamaz da.

Hiçbir duyum almadan dillendiriyorum:

Açıklanacak bu yol haritası demokrasiyi oluşturmak için geniş tabanlı bir birlikteliği üzerine olacak.

Meselenin bir şahsı iktidardan indirmekten çok daha geniş bir perspektiften irdelenmesi çok önemli. 

3. yolun, parti anlayışından, kurum anlayışından, bileşen anlayışından çok daha büyük ve kalıcı bir yol olduğunu tekrarlamak gerekir. Otobanda sadece sağ ve orta şeritler yok. Demokrasi ve barış için en solda ki 3. Yol’u tercih etmek halklara ve coğrafyaya umut olacaktır…