Dünyanın neresine bakarsanız bakın, neresine giderseniz gidin ekoloji mücadelesinin giderek daha da zorlaştığını görüyorsunuz. Yeryüzünde sadece halkların değil, insan dışındaki tüm canlıların ve doğanın haklarını savunmak için mücadele eden, onları korumaya çalışan pek çok insan giderek daha fazla yıldırma, şiddet, ölüm tehditleri altında yaşamak zorunda bırakılıyor, davalarla yüz yüze kalıyor ve hatta kimileri ölümle bedel ödüyor.

Global Witness’ın son açıklanan raporuna göre, 2019 yılında dünya çapında 212 çevre aktivisti öldürüldü. Geçen yıl açıklanan bu veri, bugüne dek bu konuda duyurulan en yüksek sayıya tekabül ediyor. Bu aynı zamanda 2015’te Paris İklim Anlaşması imzalandıktan sonra ortalama olarak her hafta dört ekoloji aktivistinin öldürüldüğü anlamına geliyor.

Bazı olayların kayıtlara geçmediği ve cinayete kurban giden çevre aktivisti sayısının aslında gerçekte daha fazla olma ihtimalinin yüksek olduğu belirtiliyor. 

Çevre mücadelesi verenlere karşı ölümle sonuçlanan şiddet olayları en çok, toplam ölüm vakalarının üçte ikisinin kayda geçtiği Latin Amerika ülkelerinde yaşanıyor.

Rapora göre, özellikle madencilik sektörü ile karşılaşan çevre örgütleri ve aktivistlerde öldürülme, 50 vaka ile en yüksek iken kömür ve doğalgaz projelerine karşı çıkan sivil toplum örgütü üyeleri ölüm tehditleri ve kaçırılmalarla karşı karşıya kalıyor.

İnsanlar, yaşam alanlarını yok eden maden, baraj, yasadışı ormansızlaşma ve endüstriyel tarım projelerine karşı seslerini yükselttikleri için katledildi. Yaşam alanını, deresini, ormanını, dağını, yaylasını koruma mücadelesi veren binlercesi de ciddi mağduriyetler, engellemeler, tehditler ve şantajlar altında direnişini sürdürmeye çalışıyor. 

İçinden geçmekte olduğumuz iklim krizine eklenen ekonomik kriz ve pandemiyle birlikte ortaya çıkan sağlık krizi her ne kadar mücadeleyi güçleştirse de, direniş alanları tüm çeşitliliği ile birlikte güçlenerek devam ediyor.

Ekolojik hak temelli mücadele eden aktivistler yaşanan ihlallere karşı ses çıkarıyorlar, karar alıcıları adil dönüşüme yönelik harekete geçmeye zorluyorlar. Bu süreçte ise taşımış oldukları aktivist kimlikleri sebebiyle aynı zamanda insan hakları ihlallerine uğruyorlar. 

İtibarsızlaştırılıyor, tehdit ediliyor, psikolojik ya da fiziksel şiddete maruz kalıyor, keyfi gözaltına alınıyor ve hatta öldürülüyorlar. Dünyanın dört bir yanında neoliberal politikaların kontrol ettiği ülkelerde devletlere ve şirketlere karşı aktivistler korunmuyor.

Türkiye’de de ekolojik yıkımı arttıran projelerin hız kesmeden devam etmesi ile birlikte bu alanda hak temelli mücadele eden aktivistlere yönelik yaşanan hak ihlalleri de her geçen gün artarak devam ediyor. 

Bu konuyla ilgili geçtiğimiz günlerde yeni bir çalışma yayınlandı.

“Ekolojik Hak Savunucularının Uğradığı İnsan Hakları İhlalleri Üzerine Bilgi Notu” başlıklı çalışmada ekolojik haklar temelli, Kazdağları yöresinde mücadele eden aktivistlerin aktivizm süreci boyunca maruz kaldığı ihlaller hakkında bir bilgilendirme yapılması amaçlandı. 

Çalışma, 2019’da Alamos Gold’un Kazdağları yöresinde yapmayı planladığı Kirazlı Altın Madeni’ne karşı büyüyen mücadele özeline odaklandı.

Türkiye neoliberal politikaları uygulamaya başladığı 1980’ler itibariyle doğanın kendisinin bir meta olarak görüldüğü döneme hızlı bir giriş yaptı. Bu yıllar itibariyle artmaya başlayan çeşitli enerji, maden, inşaat projeleri ekolojik yıkımı da beraberinde getirdi. Bergama’da altına karşı, Karadeniz’de HES’lere karşı devam eden mücadeleler boyunca yaşam alanlarını savunan yerel halka, aktivistlere yönelik insan haklarını ihlal eden pek çok fiille karşılaşıldı.

Bu süreçte doğrudan kötü muamele niteliğindeki şiddet içerikli müdahaleler, keyfi gözaltılar ve tutuklamalar bir yana sistematik şekilde devam eden itibarsızlaştırma süreçleri de ekoloji aktivistlerine yönelik yaşanan ihlaller arasında yer alıyor. 

Hatırlanacağı üzere, hayvan, insan ve çevre konularına çok duyarlı kişilerin “terörist olmaya yatkın” olduğu sınıflandırılmasına kolluk kuvvetlerine yönelik eğitim içeriklerinde yer verilmişti.

Türkiye’de ekoloji aktivistlerine yönelik bilinen en büyük insan hakkı ihlali ise 9 Mayıs 2017 tarihinde Antalya’nın Finike İlçesi’nde yaşam alanlarını mermer ocaklarına karşı savunan Ali ve Aysin Büyüknohutçu çiftinin öldürülmesidir. 

Kazdağları örneği üzerinden yaşanan ihlallerin görünürlüğünü ve farkındalığını arttırmak amacıyla ortaya konan bu çalışma bu alanda mücadele eden ekoloji aktivistleri, ekolojik hak temelli çalışan sivil toplum kuruluşları, insan hakları aktivistleri, çalışanları ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik hazırlandı.

Kazdağları mücadelesi özelinde neler yaşandığını kısaca hatırlayalım:

“2019 yılında Alamos Gold’un Kazdağları yöresinde yapmak istediği Kirazlı Altın Madenine karşı güçlü bir kamuoyu tepkisi ortaya çıktı. O zamana kadar yerel ölçekte devam eden mücadele hızlı bir şekilde kitleselleşti ve hem ulusal hem uluslararası ölçekte mücadele kendini duyurur bir noktaya geldi. 

26 Temmuz 2019 itibariyle Kirazlı Balaban mevkiinde başlayan Su ve Vicdan Nöbeti ile birlikte çok sayıda insan bölgede çadırlı nöbet kurmaya başladı. Zaman içerisinde alanda çadırları ile sadece bir grup aktivist kalmıştı. 

22 Eylül 2020 tarihi sabah saatlerinde jandarma tarafından yapılan baskınla çadırlarda kalan dört aktivist gözaltına alındı, çadırların kurulduğu alan ise pandemi gerekçesiyle boşaltıldı. 

Kazdağları mücadelesi şu an Kazdağları yöresinin dört bir yanında, kırsal alanda ve kentlerde aktivistler tarafından halen sürdürülmeye devam ediyor. 

Ekoloji aktivistlerine yönelik itibarsızlaştırma süreci ulusal ve yerel basın, sosyal medya kanalları, kamu görevlilerinin söylemleri üzerinden kendini göstermektedir. Savunuculuk yapan sivil toplum kuruluşları, aktivistler tüm bu itibarsızlaştırmanın yanı sıra keyfi gözaltı, fiziksel ve psikolojik saldırı gibi durumlar ile de karşı karşıya kalmıştır. 

2020 yılında Kazdağları'ndaki ekoloji aktivistlerine pandemi koşullarında alınan kararlar öne sürülerek para cezaları kesilmeye başlandı ve yapılmak istenen gösterilere de aynı sebeple müdahale edildi, aktivistlerin bazıları gözaltına alındı.

Aynı dönem içerisinde 2 Mart 2020 - 24 Şubat 2021 tarihleri arasında Çanakkale’de enerji sektörü alanında dört inceleme değerlendirme komisyonu toplantısı (İDK), üç halkın katılımı toplantısı (HKT) düzenlenmiştir. Madencilik sektörü ile ilgili ise Çanakkale ve Balıkesir’de yedi İDK, dört HKT düzenlenmiştir.”

Pandemi bahane, pandemiyi çevre aktivistlerini sindirme aracı haline getirmek şahane…

Raporun son bölümünde yer alan şu değerlendirmeler ise önemli:

“İnsanı odağına alarak tanımlanan “çevre hakkının” sınırlarının artık yeterli ve doğru olmadığını biliyoruz. Ekoloji aktivistlerinin, sivil toplum kuruluşlarının doğanın hakları üzerine daha fazla argüman üretmesi, bu bağlamı ön plana çıkarması gerektiğini düşünüyoruz. Bu süreçte çevre hukuku üzerine çalışan hukukçularla işbirliği içerisinde olunması gerektiğine inanıyoruz. Değişimin herkesin elinden geleni yaptığı ve hak talepleri üzerine mücadele verdiği noktada geleceğini tarihsel süreçlere bakarak fark edebiliriz. 

Ekolojik hak temelli savunuculuk yapan herkesin temel insan hakları okuryazarlığı eğitimi almasının önem arz ettiğini vurgulamak istiyoruz. Haklar kesişimseldir. Bu bağlamda insan hakları üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarının da ekoloji aktivistlerine destek ve işbirliği sunması gerektiğine inanıyoruz. 

https://insanhaklariizleme.org/ insan haklarının izlenmesi, takip edilmesi ve korunmasına yönelik çalışan ulusal, uluslararası mekanizmaların takibi için tavsiye ettiğimiz bir kaynaktır. 

Ekoloji aktivistlerinin tüm bu süreçlerde yaşanan ihlalleri kayıt altına alması, arşivlemesi ile birlikte ihlallerin sistematikliği üzerine daha güçlü ve kanıt temelli argümanlar kurabiliriz. Bu bağlamda aktivistlerin yaşadıkları ihlaller ile ilgili başvurabilecekleri, danışabilecekleri mekanizmaların kurulması hem ekoloji hem de insan hakları temelinde çalışan sivil toplum kuruluşları için bir öneridir. 

Pek çok alanda yaşanan hak ihlalleri; ülkenin politik, ekonomik, sosyal olarak yaşadığı hızlı gündem değişimleri vs. ile birlikte motivasyonumuzu yitirebilir, mücadeleye dair inancımızı kaybedebiliriz. Lakin bu yaşanan hak ihlallerinin hiçbirinin önemsiz ya da göz ardı edilmesi gerektiğini göstermez. Bir arada olduğumuzu, yalnız olmadığımızı hissetmek adına ihlaller üzerine konuşmaya devam etmek, fark edilmesini sağlamak, görünür kılmak bu süreçte çok daha değerlidir. 

Krizler çağı içerisinde ‘yanmakta olan’ evi için dünyanın pek çok bölgesinde yaşanan ekolojik tahribatlara, yıkıma karşı savunuculuk yapan her bir birey, içinde bulunduğumuz sistem içerisinde sadece kendisi adına değil, sistemin söz hakkı vermediği tüm varlıklar adına mücadele etmektedir. 

Savunucuları savun!” 

Maalesef ne acıdır ki, insanlar hakları için direndiğinde ve çevrenin korunmasını talep ettiğinde en zalim yöntemlerle susturuluyor.

Bu cezasızlığın, yapanın yanına kâr kalması halinin normalleştirilmesi kabul edilemez. Üstelik, bu çevre savunucularına yönelik yeni yeni saldırıların, tehditlerin kapısını aralar ki, bu son derece tehlikeli, geri dönüşsüz yerlere gider. 

Çapraz dayanışma ağlarının bir an önce devreye alınması, müştereklerin temelini oluşturduğu yeni bir mücadele alanının inşa edilmesi gerekli. Mücadele sadece sokakta değil elbette, market rafından elinizi uzattığınız ürünlerde, oturduğunuz evde, bindiğiniz arabada, yediğiniz gıdada, talep ettiğiniz, vazgeçmediğiniz tüketim alışkanlıklarınızda…

Doğanın üzerindeki baskılar büyüdükçe, doğayı korumaya çalışan yaşam savunucuları da hem devletlerin hem de sermayenin saldırılarına çok daha fazla açık hale geliyor. Unutmamamız gereken en önemli nokta şu ki, bu insanlar sadece kendi bölgeleri için değil, hepimizin geleceği için de mücadele ediyor…