Korona gibi hızlı ölümler için panik var, ya iklim krizi gibi yavaş ölümler için?



Artı Gerçek

İnsanlara yavaş bir ölümün nasıl olduğunu söylediğinizde çoğunluğu genellikle sizi ciddiye almaz maalesef.


“İnsanın doğayı boyunduruk altına alma çabalarının tarihi, insanın insanı boyunduruk altına almasının da tarihidir.”

Bu cümle, neredeyse bütün insanlık tarihinin geçirdiği evrimi özetleyen Max Horkheimer’ın Akıl Tutulması kitabından altı kalın kalemle çizilesi bir cümle…

Kitaptan bir bölümle devam edelim:

“Bugün doğa, her zamankinden çok insanın bir aleti olarak görülmektedir. Doğa, akıl tarafından konulmuş bir amacı ve dolayısıyla hiçbir sınırı olmayan mutlak sömürünün nesnesidir. İnsanın ölçüsüz emperyalizmi hiçbir sınır tanımamaktadır artık. Doğa tarihinde başka hayvan türlerinin en yüksek organik gelişme biçimini temsil ettikleri dönemlerde, insan türünün doğa üzerindeki egemenliğini andıran bir durum bulmak mümkün değildir. Hayvanların iştihaları kendi fiziksel varoluşlarının zorunluluklarıyla sınırlıydı.

Gerçekte, insanın gücünü iki sonsuz (mikrokozm ve evren) yönünde genişletmede gösterdiği açgözlülük, doğrudan doğruya kendi doğasının değil, toplumsal yapının sonucudur. Nasıl emperyalist ulusların dünyaya saldırıları sözde ulusal karakterlerle değil de kendi iç mücadeleleriyle açıklanmak zorundaysa, insan türünün kendi dışında saydığı her şeye karşı totaliter saldırısı da insanın doğuştan gelen özellikleriyle değil, insanlar arası ilişkilerle açıklanmalıdır.

İnsan türünün açgözlülüğü ve bunun sonucu olan pratik davranışlar kadar, doğayı sadece etkin bir sömürü açısından gören bilimsel zihniyetin kategorileri ve yöntemlerinin anahtarı da insanlar arasında hem savaşta hem de barışta sürüp giden bu çatışmadadır. Bu algılama biçimi, insanların ekonomik ve siyasal ilişkiler içinde birbirlerine bakış tarzını da belirlemiştir.

İnsanlığın doğaya bakış biçimleri, eninde sonunda, insanların zihnindeki insan imgesine de yansır ve onu belirler, böylece süreci başlatabilecek olan son nesnel amacı da ortadan kaldırır. Toplumun ego aracılığıyla gerçekleştirdiği arzuların bastırılması, sadece toplum açısından değil, birey için de daha akıldışı bir durum haline gelir. Rasyonellik büyük tantanalarla öne sürüldüğü ve savunulduğu ölçüde, insanların zihninde de uygarlığa ve onun bireyin içindeki temsilcisi olan egoya karşı bilinçli ya da bilinçsiz bir öfke de büyümeye başlar.”

İçinden geçmekte olduğumuz koronavirüs salgını, aslında insanların birbirlerine ve içinde yaşadığı bu gezegene ne kadar hassas bağlarla bağlı olduğunu bir kez daha gösterdi.

Bu salgın hastalık krizinin getirdiği kara bulutlar, elbet bir gün azalarak sönümlenecek, insanlar yine eskisi gibi caddeleri, sokakları dolduracak, hastalığı “şimdilik” atlatmış olmanın getirdiği iştahla yine doya doya alışveriş yapacak, tüketecek, hiç bitmeyen tatminsizliğini dindirebilmek için gezip tozacak, seyahat edecek.

Olan biteni unutmak isteyecek, eski alışkanlıklarının getirdiği umursamazlıklarına devam edecek.

Ani ekonomik duruşla kaybedilen zamanı telafi edebilmek için üreticiler daha fazla üretmeye, insanlar daha fazla tüketmeye, yarınlar yokmuşçasına topyekûn herkes daha fazla kirletmeye devam edecek.

Para muslukları açılacak, bu 7,5 milyar insanın ortak evini kimin ne kadar kirlettiğine bakılmadan şirketler kurtarılacak, parasal genişlemeyle dertlere deva aranacak.

Binlerce can kaybına neden olan, en gelişmişlerin bile sağlık sistemlerinin nasıl yetersiz kaldığını ortaya koyan bu hastalık krizinden çıkarabileceğimiz hiç mi bir ders olmayacak? Dünya, bu en zorlu sınavlarından birinden geçerken geleceği için hangi kararları alacak?

İnsanlığın karşı karşıya olduğu bu koronavirüs krizi, artık her şeyin eskisi gibi devam edemeyeceğini, bunun sisteme dair temel bir sorun olduğunu, en başta insanın kendi davranışlarından başlayarak tüm ekonomik, siyasal, toplumsal ve sosyal alanlarda yeni bir düzenin hikâyesinin yazılmaya başlanmasının gerektiğini gösterdi.

Üstelik krizler, toplumun her kesimini aynı oranda etkilemiyor. Yaşı, sağlık durumu, sosyoekonomik şartları kırılgan olan milyarlarca insan da aynı krizle mücadele etmek zorunda kalıyor.

Koronavirüs salgını, bağışıklık sistemi nispeten zayıf, başka hastalıkları da olan insanları hızla öldürüyor, ancak uzmanlar bu hastalığa sağlıklı ve genç insanların da yakalanabileceği yönünde uyarılarda bulunuyor.

Diğer yandan, günümüzde halihazırda yaşanan felaketlerin iklim kriziyle olan bağlantısı yeterince anlaşılabilmiş değil.

İnsanlara yıllardır tarımsal üretimde kullanılan tarımsal zehirlerin, kömürlü termik santrallerin, hava kirliliğinin, nükleer atıkların, doğal varlıkları yok ediyor olmanın, dünyanın en fazla karbon emisyonuna sahip hayvansal gıda endüstrisinin zararlarını anlatıyoruz.

Bunları söylediğinizde genellikle alayla, en hafifinden aldırmazlıkla veya tepki ve direnişle karşılaşırsınız. İnsanlara yavaş bir ölümün nasıl olduğunu söylediğinizde çoğunluğu genellikle sizi ciddiye almaz maalesef.

Usanmadan söylemeye devam edelim, bu salgında da deneyimlediğimiz üzere başta sağlıkta olmak üzere somut önlemlerin, herkese adil, eşit ve temiz bir dünya talebiyle tekrar tekrar gündeme getirilmesi önemli. İklim krizinin giderek artan etkisiyle ve şiddetiyle her an bir kriz dünya çapında insanlığın kapısını çalabilir, buna hazır olunmayan her gün ödenecek bedeli artırıyor, fatura kabarıyor.

Bu hastalık, dünyanın deneyimlediği sorunların en büyüğü olmayabilir ama iklim kriziyle mücadelenin çok daha ileri boyuta taşınması için çok sağlam bir uyarı.

İşlerin tamamen kontrolden çıkmaması için insan, doğayı bir sömürü aracı olmaktan çıkarıp, sadece kendi egosunu tatmin etmeyi bırakıp, diğer canlılara ve yaşadığı gezegene verdiği zararı artık sınırlandırmanın yollarını aramak zorunda.

Koronavirüs salgını bize, geleceğimiz ve iklim kriziyle mücadele hakkında tam olarak ne öğretti, şimdiden bir şey söylemek belki zor. Ama buna şimdiden verilebilecek ilk cevap, büyük ve yakın bir tehdit karşısında her ne olursa olsun, insan davranışlarının değiştirilmesini sağlamak gerektiği…

Toplumlar, daha yaşanabilir bir dünya için birbirlerini boyunduruk altına almak yerine egoları bir kenara bırakarak, işbirliğine ve ortaklaşmaya gitmek zorundadır.

Davranışlar ve alışkanlıklar değişmek zorundadır.

Bu salgını ancak doğayı ve birbirimizi savunarak alt edebiliriz. Hepimizin hayatı birbirine ve eninde sonun doğaya bağlı…

YAZARIN TÜM YAZILARI