19 Aralık lanet bir gün. Sene 2000. Sadece yeni bir çağın değil, yeni bir bin yılın başladığı sene tam tamamlanmak üzere iken, bir cezaevi kıyımı yaşandı. Ecevit Başbakan, Devlet Bahçeli Başbakan Yardımcısı, General Hüseyin Kıvrıkoğlu Genel Kurmay Başkanı, General Aytaç Yalman, Sadettin Tantan İçişleri bakanı ve Prof. Dr. Hikmet Türk Adalet Bakanı idi.

Operasyonun adı “Hayata Dönüş” idi ama 30 kişi yaşamını yitirdi, yüzlercesi yaralandı.

Dünyada benzeri bir cezaevi kıyımı 1986 yılında Peru’da, Lima ve Callao’da yaşanmış, 224 kişi yaşamını yitirmişti. İlginçtir o zaman Peru’nun kadim popülist partisi, APRA’nın, 70’lerdeki Ecevit gibi karizmatik bir lider olan Alan Garcia başbakandı. APRA’ya Peru’nun CHP’si diyebiliriz.

Alan Garcia döneminde Peru ekonomisi çöktü ve Peru’nun Özal/Erdoğan kırması merkez sağ yeni yıldızı Fujumori, kimi “sol” seçmenin de oyunu alarak Başkan oldu. İlk işi parlamentoyu işlevsiz kılmak, askıya almak oldu.

İkinci Ecevit döneminde Türkiye ekonomisi yine çöktü. Kara baht! Ve kapı RTE’nin AKP’sine aralandı.

Hani ne derler, kader. 20 yıl sonra, kim bilebilirdi ki, Fujumori ile kimi generaller, Peru’nun Apo’su Aydınlık Yol lideri Guzman ile aynı adada zindanda komşu olacak?

1992 sonbaharında, Clinton’ın yeni seçildiği günlerde bulunduğum Lima’da gözlemlediğim şeylere, kısa süre sonra Türkiye’de tanık olacağımı, milyon liraya basit eşyalar satın alacağımı nereden bilebilirdim.

2016, 19 Aralık’ın yıldönümünde Berlin’de son günüm. Rosa Luxemburg Vakfı’nda konferansımız sona ermiş. Charlottenburg’da evlerinde konuk olduğum Werner beni arabasıyla Schönefeld Havaalanına bırakıyor. Fırsat olsaydı, Berlin’deki Noel pazarına uğrayabilseydim, geleneksel glühwein, bir sıcak şarap içebilseydim diye düşünüyorum yolda.

Uçak 21’de. 2 saat önce orada oluyorum. Havaalanında uçağın gecikmeyle 24’te kalkacağını öğreniyorum. Cep telefonumdaki mesajlara havaalanında ancak bakabiliyorum, hazırlık telaşı içinde olduğum için. Baksam, görecektim. Havayolu şirketi bildirmiş, uçak Helsinki’den sis nedeniyle kalkamadığı için uçuşun 3 saat ertelendiğini.

Tüh, diyorum haberim olsaydı, zamanı Noel pazarında geçirir, birkaç da hediye alırdım diye düşünmeye devam ediyorum.

Çare yok, 5 saate yakın süreyi, Schönefeld havaalanında geçireceğim. Bir masa bulup, bilgisayarımla yayılıyorum.

Evrensel için köşe yazımı çıkarayım aradan bari diyorum, zaten başlamıştım. 20.15’te yazıyı yollamak için internet bağlantısı içine giriyorum.

Ve ilk dehşet haberi düşüyor. Charlottenburg’da Noel Pazarı’na saldırı!

Kafasına kurşun sıkılarak infaz edilen Polonyalı bir tır sürücüsünden gaspedilen tırın kalabalığın içine dalması ile gerçekleştirilen, bu cihatist saldırıda, toplam 12 kişi yaşamını yitirdi, 56 kişi ciddi biçimde yaralandı. Tırlar yeni saldırı aracına dönüşecekti anlaşılan, 14 Temmuz 2016’da Fransa’da Nice kentinde Fransız Devrimi’nin yıl dönümünü kalabalığın içine dalan, 86 kişinin öldüğü, 500 kişinin yaralandığı katliam ile. Berlin Katliamı’ndan 12 gün sonra, İstanbul’da yeni yılın ilk saatinde Ortaköy’deki Reina Kulübü’ndeki cihatist katliama tanık olacaktık. 39 insan yaşamını yitirecekti. İnsanların kurban edildiği bir güne çevireceklerdi Noel ve yeni yıl kutlamalarını. Herhalde Kurban Bayramı onlara yeterli olmadığı için!

Aslında bizim coğrafyada ilk bombalı saldırı 5 Haziran 2015 tarihinde, Diyarbakır’da HDP mitingine, Demirtaş konuşurken yapılmıştı. 100 dolayında insan yaralanmıştı. 20 Temmuz 2015’te Suruç’ta yapılan cihatist kıyımda 34 kişi ölecek, 100 küsür insan yaralanacaktı. 10 Ekim 2015’te Ankara’da Tren Garı Meydanı’nda düzenlenen Barış Mitingi’ne karşı düzenlenen saldırıda ise 95 kişi ölecek bir kısmı ağır 250 kişi yaralanacaktı. 2016 martında Ankara Kızılay’daki saldırıda ise 18 kişi ölecekti.

Cep telefonuna bakıp, gecikmeyi öğrenmiş olsaydım, 19 Aralık 2016 tarihinde vakit geçirmek için kesinlikle ben de Noel Pazarı’nda olacaktım. Aklımdan, 1969 Kanlı Pazar’da, 1977 1 Mayıs’ta Taksim’de oluşum geçiyor hızlıca. Acaba bunu da atlatabilir miydim diye düşündüm. Çekirge kaç sıçrar?

3.5 ay sonra yaşadığım Stockholm’de , 2 Nisan 2017’de hep dolandığım çevrede yeni bir tır saldırısı gerçekleşiyor.

Arkasından başka bir haber düşüyor bilgisayara: Rus büyükelçisi Andrey Karlov, bir cihatist tarafından öldürüldü. Karlov, Berlin’deki Noel Pazarı’ndaki saldırıdan 10 dakika sonra, 20.15’te "Kalingrad'dan Kamçatka'ya" adlı serginin açılışında, Mevlüt Mert Altıntaş adlı bir polis memuru tarafından öldürülmüştü.

Biraz nefes almak istiyorum. Havaalanı yakınındaki Schönefeld İstasyonuna yürüyeyim diyorum. Taşıyıcıya valizimi ve onun üstüne bilgisayarımın olduğu sırt çantamı koyuyorum.

Havaalanından hâlâ Doğu Almanya’nın kasvetli havasını yansıtan istasyona doğru yürüyorum. Bir dahaki sefere kamu ulaşımıyla gelirsem diye keşfedeyim diyorum. Asansör bile yok, peronlara ulaşmak için yokuş aşağı inmeniz gerekiyor.

İstasyon oldukça ıssız… Kafamda Ankara ve Noel Pazarı, binlerce soru dolanırken keşif yapıp havaalanına geri dönmek üzere yokuş yukarı taşıyıcıyı itip tırmanıyorum. Derken, önümde yürüyen birisi “bir şey düşürdünüz” diyor. Geriye bakıyorum düşen bir şey yok. Taşıyıcının önündeki sırt çantam ise, geriye döndüğüm anda başkası tarafından kapılmış.

İçinde bilgisayar ve niye koydumsa, cüzdanım ile birlikte. Bremen’deki arkadaşlarımdan yeni borç aldığım 1500 euro cebimde kalsa daha emniyette olacakmış.

Bilgisayarda ise arşivim, birçok tercüme ve yeni tamamladığım, “Sigtuna Güncesi” adlı İsveççeye çevrilmek üzere anlaşma yaptığım yeni kitabım. Her nedense bir diskete almayı, kendi kendime e mail ile yollamayı ihmal ettiğim.

Yine de, Charlottenburg Noel Pazarı’nda olmak daha beter olacaktı diye kendi kendimi teselli ediyorum. Bunda pek başarılı olamasam da.

Bir hafta sonra insan hakları mücadelecisi bir arkadaşım bana bir bilgisayar getirmez mi, Türkçe klavyeli? Yazma eylemi aksamıyor. Berlin Konferansı’ndan bir süre sonra yayına başlayan Artı-Gerçek’te yazmaya başlıyorum yeni bilgisayarımla.