Stockholm. Bu ara kafayı ajanlara taktım. Bir yandan elimde Benjamin Fortna’nın “The Circassian” (2016) adlı kitabı var. Birkaç yıl öce La Haye’de Özgür Kitap Fuarı'nda almıştım. Suriye’de yaşayan enteresan bir Amerikalının standından. Her ne işi varsa Suriye’de!

Elbette, Philby (baba) olmadan olmaz, Ketebe’den çıkan “Bir İngiliz Casususun Vehhabi Devletinin Kuruluşundaki Rolü” (Leyli Sedef Kalaycı, 2020). Adam hızını alamamış, Müslüman da olmuş. Ama Lawrence’den daha başarılı olduğu kesin! Hiç olmazsa bir devlet durdurmuş.

Baba öyle olur da oğul durur mu! Philby (Jr.)’de MI6’de çalışırken, KGB’yi de ihmal etmemiş. Baba Beyrut’da oğul Moskova’da defnedilmiş sonuç olarak.

Ajanlığın bir başka özelliği de galiba bipolar olmaları!

Tanıdığım tek gerçek ajan Mahir Kaynak’tı. İÜ İktisat’ta İdris Hoca'nın doktora seminerlerine katıldığımda onun asistanı idi. Ama daha 12 Mart darbesine 2 ay falan kala fakülte koridorlarında ajanlığı dile düşmüştü. Ama aynı apartmanda kalan arkadaşımız gazeteci Şükran ve eşini inandıramadık. TMTF’den arkadaşımız olan eşi tutuklanınca şoke oldu tabii.

TMGT’nin Tünel yakınındaki binasında üslenmişti. Sadece tabeladan ibaret bir örgüttü.

Ama cunta da ona güvenmediği için deşifre edilmişti, sıkıyönetim mahkemesinde aleyhte tanık olarak kullanılarak. Yani 9 Martçılar kazansa oraya kaymaya hazırdı anlaşılan.

Bir yandan da, Polat Safi’nin alternatif “Eşref” biyografisi ile (Kronik Y. 2020) paralel okuma yapıyorum.  Polat Safi hayli iddialı, Kuşçubaşı efsanesin deşme konusunda.

Artık açık toplum olduk. Kendileri Harp Akademisi'nde istihbarat hocası. Ajansı falan da varmış, kitaptaki biyografisine göre. Askeri arşivlere girebilmesi önemli.

Kronik yayınları da Yeni Türkiye’nin yayınevlerinden biri, Timaş’tan ayrılma 2016 yılında.

Kitap iddialı da, bence Eşref’in Çerkes ulusal hareketi ile bağı es geçilmiş. Yunanistan Eşref’in ikinci adresi gibi olmuş. Herkesi iyi idare etmiş anlaşılan.

İkinci es geçilen ya da geçiştirilen ise İttihatçılar ile Kemalistler arasındaki erk kavgası. 

İstiklal Savaşı, aynı zamanda bir iç erk savaşıydı. Bu savaşta Eşref, İttihat Terakki'ye sadık kalanlardandı. Elbette, zaten Teşkilat-ı Mahsusa’yı onlar kurmadı mı?

Eşref’in İttihat Terakki çekirdeği ile Kemalistlerin erk kavgasında postu deldirmemesi başarı.

Eşref, 50’li yıllarda patlama yapan, popüler tarihçilik diye de tanımlanan, oldukça şişirme palavralara da açık tarihçiliğin pirlerinden  Cemal Kutay’ın efsaneleştirdiği bir isim.

Cemal Kutay, Sabahattin Ali’yi ihbar edip, ilk hapse girmesini gerçekleştiren bir tarih öğretmeniydi, Mim Kemal’i eleştiren bir şiirinden dolayı. Bu arada Bedirhani olduğunu da ekleyelim de tabloda eksik kalmasın!

Aynı Kutay, 50’li yıllarda İstiklal Savaşının “alternatif” tarihini yazmaya girişecekti. Hakkı yenenlerin sözcüsü olarak bir bakıma.  Zaferin miras kavgası!

Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal, toplam 18 yıl kaldı iktidarda. Ondan sonra İKinci adam İnönü,  ondan sonra yine onun Üçüncü adamı, Bayar geldi iktidara. Dolayısıyla kurucu kadro 40 yıl siyaseti kontrol etti diyebiliriz. Buna İnönü’nün 60’lı yılların ilk yarısında başbakan olarak görev yaptığı 3 küsür yılı da ekleyebiliriz.

İnönü, Meclis’e hakim olduğu halde, Kemal Paşa tarafından, belki de yeteri kadar Dersim’de şiddet uygulamadığı için azledilmişti, ölümünden bir yıl önce.

İnönü, başkan olunca İttihatçılarla barışma yoluna gitti. Hatta onlara görev de verdi, bakanlık, Meclis Başkanlığı dahil. Kemal karşıtlarından oluşan 150’liklerin affolunması ilk adımlarından biri oldu. Belki de, askeriyenin şefi Fevzi Çakmak karşısında elini güçlendirmek için.

Eşref hemen dönmedi. Çerkes Ethem ile asla. İstiklal Savaşı'nda Çerkes subayların konumu başlı başına bir konu. Kimi Sultan’dan yana kimi Ankara’dan!

Ankara’ya karşı Çerkes direniş hareketi düzenlemiş, hatta Midilli adasında Ermeni Devrimci Federasyonu ile komşu gerilla kampları bile kurmuşlardı(*)

Bu bir Çerkes tehcirine de yol açtı Marmara yöresinden…

Kemal’in mutlak erki kontrolüne alması bir anlamda Çerkeslerin farklı kademelerde tasfiyesi anlamına da geliyordu.

İsmet Paşa’ya kindar derler. 1950’li yıllarda, Gazi Paşa'yı kokuttuğu söylenirdi, tabutunu müzede tutup, Anıtkabir inşaatını bir türlü bitirmeyip.

Biz 50’li yıllarda ilkokul okuyanlar, Mustafa Kemal değil, Atatürk hikayeleri ile büyüdük. Kemalizm efsanesini ise 27 Mayıs darbesi canlandıracaktı. Atatürk kitapları patlama yapacaktı DP döneminde çoğu cep kitabı olarak. İnönü milli şefliğine karşı anısı yeniden yülseltilen Ebedi Şef!

DP döneminde en büyük şeytan ise, komünizm ve sosyalizm olarak ilan olunacaktı. Ne de olsa bankacı idi üçüncü başkan!


(*) Hüseyin Aykol, Çerkes Ethem /Gerçek Yaşam Öyküsü, Belge Yayınları 2001; Emrah Cilasun, Çerkes Ethem/”Baki İlk Selam”, Belge Yayınları 2004. Çerkes Ethem,”Baki İlk Selam”’da, Nutuk’taki suçlamalara yanıt veriyordu.