İran’daki gösterilere ne oldu?



Artı Gerçek

İran’daki gösteriler zaten sönümlenmişken ABD’nin operasyonu ve savaş ihtimali ile bu halk hareketi artık iyice geri çekilmiş durumda. Ancak çok daha can sıkıcı bir ihtimal var.


ABD ile İran karşı karşıya geldiğinde memleketin solcusu da sağcısı da İran’dan yana çıkar genellikle. Bu da aslında normal, zira ABD Ortadoğu’dan bir türlü elini çekmediği gibi ta 1950’lerden bu yana İran ile özel olarak ilgilenmiş, hükümet devirme operasyonlarına katılmış, Humeyni devriminden sonra da bu ilgisini hiç kesmemiştir. ABD, bütün bunlar yetmezmiş gibi Irak’ı da işgal etmiş, kukla bir hükümet kurmaya çalışmış, bunda pek de başarılı olamamış ancak her halükarda Ortadoğu’da etkili bir güç olma siyasetini sürdürmüştür. Dünyanın diğer bölgelerinde, özellikle de Latin Amerika’daki faaliyetleri de dikkate alınınca ABD, bu emperyalist performansıyla memleketin sağcısına da solcusuna da hiç sempatik gelmez. Gladio işlerini şimdilik saymıyorum bile.

İran’ın antipatik gelmesi için ise Türkiye’de laik düşünürlerin suikastlerle öldürülmesi işine ülke olarak isimlerinin karışması gerekir. Böyle durumlarda Türkiye’de sol ve seküler kesim İran ile hayli mesafelenir ancak bu meseleler unutulunca, bu antipati de geçer gider.

İran rejimine karşı İran içinde meydana gelen gösteriler konusunda ise kafalar karışır. Bir halk hareketi olarak ilk başta sempatik ve ilginç gelse de hemen dikkatler İran rejiminin açıklamalarına odaklanır. Acaba bu gösterilerin arkasında emperyalist güçler ya da CIA mi vardır? Böyle olunca gösterilerle hemen bir mesafe belirir. Bu mesafe memleket sağcısında da vardır çünkü onlar da bu emperyalist el kuramını hemen dikkate alırlar.

Sağcılarınki eh, normal, ama sol kesimin bu mesafesi açıkça ilginçtir. Türkiye’deki halk hareketleri iktidar tarafından “dış kaynaklı” olarak tanımlanınca haklı olarak bozulan -kimi- solcular ve emperyalizm karşıtları, iş İran’a gelince rejim tarafından ortaya atılan “dış kaynaklı” teorilerini yabana atmazlar.

Bu başka bir yazıda uzun uzadıya ele alınması gereken bir durumdur deyip asıl mevzumuza gelelim. İran’ın en kudretli komutanlarından Kasım Süleymani’nin ABD tarafından uluslararası hukuk kuralları hiçe sayılarak öldürülmesi sonrasında “Acaba yeni bir savaş mı başlıyor?” endişesi tüm dünyayı haklı olarak sardı.

“Çok sert yanıt vereceğiz” açıklamaları yapan İran, Irak’taki ABD üslerini bombaladı ancak ABD bu operasyondan can kaybı anlamında zarar görmediğini söylüyor. İran ilk başta 80 ABD askerinin öldüğünü söylese de bağımsız gözlemciler ve ajanslar bu yönde bir kanıt olmadığına dikkat çekiyorlar.

Ancak bu bombardımanın daha acı bir sonucu oldu. Bombardımanın başladığı saatlerde İran’dan havalanan Ukrayna havayollarına ait bir yolcu uçağı düşmüştü. Olaydan kısa bir süre sonra bu uçağın İran füzelerince düşürülmüş olabileceği söylendi ama İran bunu ısrarla reddetti.

Ancak İran üç günlük inkârın ardından geçtiğimiz cuma günü, 176 kişinin hayatını kaybettiği bu olayın sorumluluğunu kabul etti ve uçağın “insani hata sonucu” füze ile vurulduğunu açıkladı.

Böylece geriye 176 acılı aile ve bu savaş restleşmesinin ilk evresinin gayet utanç verici bir facia ile sonuçlanması kaldı. İran rejimi sanıyorum önümüzdeki günlerde bu konu ile ilgili olarak maddi ve manevi hayli çaba harcamak zorunda kalacak.

Savaş ihtimali meselesine dönecek olursak. ABD bu işten şimdilik en az hasarla yakayı sıyırmış görünüyor. Kendince önemli saydığı bir aktörü yok etti ve Rusya’nın yanı sıra ABD’nin bölgede bulunmasından hazzetmeyen diğer devletlere de “Ortadoğu’da hâlâ varım” mesajı gönderdi.

İran’dan ise beklenti büyüktü. ABD’ye karşı çıkabilecek bölgedeki tek yerel güç olarak bakılan İran, yine “şimdilik” kaydıyla operasyonel anlamda düşünüldüğü kadar güçlü olmayabileceği gibi bir tablo çizdi. En güçlü generalini dikkatsiz biçimde kaybetmesi bir yana, bu saldırıya yanıt verme sürecini de -kendi açısından- başarılı biçimde yürütemediği açık. Ancak tabii böyle konularda kısa vadeli süreçlere bakarak karar vermemek lazım.

Trump’ın son açıklamalarıyla savaş ihtimali de hayli hafiflemiş görünüyor. Dolayısıyla bu dosya şimdilik bu şekilde kapanabilir belki ama arkada bir mesele kalıyor.

Hatırlanacaktır bu savaş meselesi başlamadan önce İran, halk gösterileri ile çalkalanmaktaydı. Benzin zammı protestolarıyla başlayan gösteriler Kasım ayı boyunca ülke geneline yayılmış ve göstericiler rejimden memnuniyetsizliklerini ortaya koymuşlardı. Bu gösteriler sert biçimde bastırıldı. Aralık ayında Reuters haber ajansı İranlı üç yetkiliye dayandırdığı haberinde gösterilerde 1.500 kişinin öldüğünü duyurdu. Habere göre ölenlerin 17’si çocuk, 400’ü de kadındı. Uluslararası Af Örgütü ise kendi verilerine göre gösterilerde 300’ü aşkın kişinin öldüğünü duyurmuştu. Aynı dönemde Şiilerin yönetimde etkin olduğu Irak’ta da halkın yönetime karşı sokaklara çıktığını hatırlayalım.

İran’daki gösteriler bu sert bastırma hareketi ile zaten sönümlenmişken ABD’nin operasyonu ve savaş ihtimali ile bu halk hareketi artık iyice geri çekilmiş durumda. Ancak çok daha can sıkıcı bir ihtimal var. Süleymani’nin öldürülmesi sonrası yayınlanan bir analize bakılırsa Süleymani bilhassa Irak’taki gösterileri geri plana itmek için bölgedeki ABD unsurlarına bir saldırı planlamakta idi. ABD’nin cevap vermesi ile denklem değişecek ve İran’ın etki alanı içinde saydığı Lübnan ve Irak’taki halk hareketleri geri çekilecek, ABD’ye yönelik protestolar ön plana çıkacaktı.

Eğer bu analiz doğru ise biz Trump’ın tweetleri ve Hamaney’in açıklamalarına bakarken 176 kişi boş yere ölmüş ve halk hareketleri yine türlü dalaverelerle bastırılmış oluyor.

YAZARIN TÜM YAZILARI