Sevmiyorlar, anlaşıldı. Yılbaşı kutlamalarını sevmiyorlar. Fark etmiştik zaten. Hele içki falan… Evlerde bile… Zinhar! Nasıl da hınçla yasakladılar.

Şu malum virüs de pek elverişliymiş. “Yaşasın Koronarovirüs: Tüm otoriter ve totaliter iktidarların koltuk değneği!”

Aslında eğlenceyi sevmiyor bunlar. İnsanların eğlenmesini istemiyorlar, besbelli. Daracık, kasavetli bir iç dünyaları var. Sıkıcı. Müziç. Neşeye, eğlenceye izin vermeyen bungun bir dünya.

Ama zaten iktidar öyledir: Kaskatı, kasıntılı, kekremsi. Asık suratlıdır iktidar, erildir. Dili zifirdir. Her daim şiddet ve nefret barındırır.

İktidardakiler hep korku içindedirler. İktidarı eninde sonunda yitirecekleri ana odaklıdırlar. Bu kuruntunun gerilimiyle kuruturlar içlerini. Bu gerilim, yaşama sevincine yer bırakmaz, tüketir. Marazidir iktidardakiler, ölü gözü gibidir ruhları.

Oysa yaşam tam tersine cıvıl cıvıldır, yerinde duramaz, oynar, hoplar, zıplar, kıpır kıpır… Ele avuca sığmaz.

İktidar, denetleyemediği her şeyden korkar. Yaşamdan da. Yaşamın kendi sonunu getireceğini bilir. Yaşamı ele geçirmek, denetlemek, zapturapt altına almak, hatta dondurmak, askıya almak ister.

Onlar yaşamı sevmezler. Yaşayanlardan, yaşamasını bilenlerden nefret ederler. Ölüsevicidirler.

Virüs de öldürür. Virüs onlar için Allah’ın lütfudur.

Eğlenmemizi bu nedenle istemezler, çünkü eğlence yaşama sevincidir, yaşama arzusudur, yaşamın ta kendisidir… Bağ bozumu şenliğidir yaşam. Karnavaldır. Bayram… Cümbüş…

İktidar eğlenceyi sevmez. Eğlenenleri sevmez.

Çocuklar ve gençler ise eğlenmesini bilirler. Şevkleri henüz kırılmamıştır. Oyun oynarlar, düş kurarlar, eğlenirler, sevişirler. Şekle, kalıba henüz tam sokulamamışlardır. Taşkındırlar. İktidarlar taşkınlık sevmez.

Onlar gençleri de sevmezler. Ne coşkularını ne enerjilerini. Ne de kahkahalarını. Hele genç kadınların kahkahalarını.

İktidar erildir. Dişili sevmez. Dişil, onun değerlerinin tam zıt kutbudur. Kadınlar çoğunlukla dişildir. İktidar kadınları sevmez. Hele itaatkâr değillerse, boyun eğmiyorlarsa.

Onlar kadınlardan ölesiye korkarlar. Kadın düşmanıdırlar. Kadınları aşağılarlar, köle gibi çalıştırıp eve hapsederler; yetmedi öldürürler.

İktidarların yalnızca dişiye tahammülü vardır… O da sadece kendilerine tebaa ve asker doğurması kaydıyla. Doğurduğu sürece, doğuruncaya kadar.

Doğurganlık da yaşamdır gerçi. Doğurganlıktan da korkar iktidarlar. Hükmetmek isterler. Mülklerine geçirmek. Kurala uymayan kadınları recmederler.

İktidar sadece kadını değil, kadınsıyı da sevmez. Eril normlara uymayanları… Denetim dışına çıkanları, kalıba sığmayanları… Öteki aşkları. Gökkuşağının tüm renklerini.

Onlar gökkuşağına düşmandır. Gökkuşağı ezberlerini bozar, kafalarını karıştırır. Fikrine de görüntüsüne de tahammül dahi edemezler: Derhal poşete ya da mezara sokmak isterler.

Renkli değildir iktidar. Renkleri, nüansları sevmez. Grinin tonlarından bile ürker. Siyahtır onun dünyası. Renk içermez. Ya siyah ya da siyah. Ya ondan yana taraf ya da berhava. Biat etmeyenleri sevmez. Ortadan kaldırır.

Kendine biat etmeyenlerden ödü kopar iktidarların. Kendine benzemeyenlerden, farklı hisseden, farklı inanan, farklı düşünen ve farklı davrananlardan…

Onlar hiçbir “öteki”yi sevmez. Sevmemenin ötesinde, tiksinir. Değil varlığına, var olduğunu bilmeye dahi tahammül edemezler. İlk fırsatta imha etmek isterler “öteki”yi, kendine benzemeyeni, sürüden ayrılanı: Kökünü kazırlar. Soyunu kuruturlar.

İktidar ölümcüldür.

İktidardakiler sevgi nedir bilmezler. Para istiflerler. Ama parayı bile sevmezler. Nadir para koleksiyoncusunun tutkusu yoktur onlarda. Parayı değil, sağladığı gücü severler. Korku salmak ve kandırmak için güce, gösterişe, şakşakçı ve tetikçiye, dolayısıyla parayla satın alabileceklerine gereksinimleri vardır.

Onlar güce taparlar. Sadece güce. Kibirlidirler. Kendilerine tapılmasını isterler. Tek gerçek kutsalları kendi güçleridir. Güçlerinin sorgulanmasına, karşı çıkılmasına tahammülleri yoktur. Hele hafife alınmasına, alay konusu yapılmasına. Alıngandır iktidarlar.

İktidar mizahı sevmez. Mizah anlayışı yoktur iktidarın. Somurtuktur. Çatık kaşlı. Yüzü sirke satar.

İktidar dalkavukları bu nedenle muktedirin önünde onursuzca takla atarlar hiç durmadan: Onu hoşnut ederek ekşimiş suratının yaydığı gerilimi bir an için hafifletmek, gözünü girmektir tek dertleri.

Onlar arsızdırlar, pervasız, yılışık. Hamhalat. Kendilerine ait tek bir düşünce kırıntıları yoktur. Borazancıdırlar. Efendilerinin sesi olmaktır tek emelleri. Onu bile yüzlerine gözlerine bulaştırırlar. Azarlanırlar. Ama aldırmazlar. Kasap süngeriyle silinmişlerdir suratları.

İktidar düşünceye ve mizaha sadece hakaretle ve şiddetle karşılık verir. Şedittir iktidar. Nobrandır.

Onlar, yüzü gülenleri sevmezler.

İşte o nedenle istemiyorlar eğlenmemizi, sevmiyorlar bizleri.

Üstat doğru söylemiş: Onlar bize düşman, size, bize hepimize, her şeye düşman: “Ümide, akar suya, meyve çağında ağaca, serpilip giden yaşama…”

Değişen pek bir şey yok bu gök kubbenin altında.

Ola ki bizler… Bizler değiştik biraz…

Daha az akrebiz. Daha az midye, daha az koyun.

İktidarın ölümle, ölümlerle, öldürerek, işkence ederek üzerimize örttüğü ölü toprağını da silkebildik sonunda: Kahkaha atmasını öğretti gençler. İnadına kahkaha. Hakarete bile kahkahayla cevap vermesini…

İktidarların kahkaha atan asilere hiç tahammülleri yoktur. Hele dişil asilere… Uykularını kaçırır biat etmeyenlerin kahkahaları. En ölümcül düşmanları, asilerin gamsız ve korkusuz kahkahalarıdır.

İşte o yüzden hiç ama hiç sevmiyorlar bizleri. Hatta şiddetle nefret ediyorlar.

Varsın sevmesinler.

Nefretlerine nefretle karşılık vermemize değmez. Bizi nefrete boğmalarına, bir kez daha nefret sarmalına hapsetmelerine izin vermeyeceğiz bu sefer: Nefretle kurutamayacaklar içimizi. Yolda yitirdiklerimizi bile ağıtlara gömmeden, tam tersine yaşama sahip çıkarak yaşatmasını bileceğiz.

Bekledikleri, yaratmak için kışkırttıkları tepkiyi vermediğimizde daha güçlü olduğumuzu öğretti gençler.

Ele avuca sığmayacağız. İnadına eğleneceğiz. Kahkaha da atacağız. Çünkü bizler yaşamın ta kendisiyiz.

Tüm iktidarların panzehiri…

Virüslerin bile!