Emekli olma arifesinde

“Emek sadece bir ekonomik etkinlik değildir, aynı zamanda bir insan etkinliğidir. İnsan varlığının genel bir alanıdır ve ekonomik ya da toplumsal yapılardan bağımsızdır. Emek bizi dinamik halde tutar, geliştirir. Bu oldukça geniş bir kavramdır. Emek eylem ya da praksis ile bir tutulabilir. Emek yaptığımız şeydir.”

Andreas Wittel


Bu haftaki yazımı karmaşık duygular yaşadığım bir dönemde yazıyorum. Yaş almayı sanırım kabul etmeye başladığım bir döneme girdim. Resmi olarak 28-29 yıllık çalışma hayatım son aşamasına geldi. 1991 yılında staj döneminde yapılan sigortayla çalışma hayatım başladı ve o günden bu yana staj günleri sayılmadan 9600 gün civarında iş günü çalıştım.

Son çalıştığım iş yerinin muhasebesinden gelen bir cümleyle süreç başladı. “Murad, sen şirketteki EYT’liler arasındasın. 1999 öncesi SSK’lı olanlar için uygulanan 3600 gün belgesini al ve çıkışını yapalım. Daha sonra ne çıkar, ne çıkmaz belli olmaz. Senin işini bir şekilde çözelim” dendi. Benim bu konularda çok da bilgim olmadığı için düşündüm. Etrafa sorduğumda her kafadan bir ses çıktığını fark edince durumu kabullendim. Diğer yandan ilk SGK’lı günüm aklıma geldi. Okulda okurken staj dönemimde atölyede başvuru formunu doldurmuştum.

Bir yandan da aslında yıllar önce emekli olmam lazımdı. Herkesin malumu sonradan değişen kanunla emekli olma hakkımız gasp edildi. Yıllar önce almamız gereken emekli maaşlarımıza kondular.

Bugüne kadar babamın iş yerinde sayılmayan iki sene staj yapmam dışında, SGK’lı çalışan olarak askere gitmeden yaklaşık 6 yıl, şimdiki işyerimde 24 yıl civarı çalıştım.

Pek fazla iş değiştirmediğimden bu girdaplı konulara pek hâkim değilim.

Hafta içi ağır aksak, SGK’nın yolunu tuttum. Göztepe SGK Müdürlüğü’ne ulaştığımda kapıdaki arkadaş ezbere kimin nereye gideceğini söylüyordu. Bana da ikinci kata çıkıp emeklilik işlemlerinden numara almam gerektiğini söyledi.

İkinci kata çıktım. Aman Allah’ım ayakta duracak yer yok. Neyse sıra numaramı aldım (172) ve bir köşede beklemeye başladım. Bir köşede gözlem yaparken insanların özellikle annelik ve askerlik borçlanmaları için çaba harcadıklarını fark ettim. İnanın gelenlerin bilgisi Tv’lere çıkıp SGK kanunlarını anlatan uzmanların çoğundan daha kapsamlı. Bugünlerde SGK kanunları hakkında eksiğiniz varsa gidin bir şubeye, kalabalıkla sohbet edin. İnanın en detaylı bilgilere hem de lehinize kullanabileceğiniz bilgilere ulaşırsınız.

Bekleyenlere borçlanmaları neden şimdi yaptıklarını sordum. Sonuçta çıkacak kanun belli değil. Askerlik borçlanması yapacak biri şöyle cevap verdi: “Abi şu an otuz dokuz bin TL ödeyeceğim, seneye bu elli dört bin olacak. Diğer yandan bu sene ödersem emeklilik maaşımda vergi kesintisi olmayacak. Alacağım maaşa etkisi çok olacak.”

Cevabı anlamak, benim gibi bu işlerde bilgisi olmayan biri için Nebati Bakanın anlatmaya çalıştığı Heterodoks iktisat politikasını anlamak kadar zordu.

Başka biri sohbetimizde işverenin 12 yıllık tazminatını ödemediğini, ödemesini talep ettiğinde tehdit edildiğini anlattı. “Arkadaşım bu senin hakkın” dediğimde, “Abi tekstil işi böyle, ben tazminat alanı hiç görmedim. Tekstil çalışanın bataklığıdır.” dedi.

Buna konuda Sayın Erdoğan’ın benzer bir yorumu olduğunu söyledi. İçimden AK Partili bu şahsa ‘Sayın Erdoğan madem bu durumun farkında, sorunu neden çözmedi?’ demek geldi ama bir karşılık alamayacağımı fark edince başka yere doğru geçtim.

Sıra beklerken birçok kadının eşleri hakkında soru sormak için beklediğini gördüm. Memurlardan hep aynı cevap geliyordu: “Hanımefendi şahsın kendisi gelmeden bilgi veremeyiz. Kadınların da cevabı genelde aynıydı. “Eşim çalışıyor izin alamaz ki…”

Bu sohbetler devam ederken sıra bana geliyordu. Hemen yanıma yaklaşan bir emekçi siyasete girdi. “Erdoğan, Ecevit zamanındaki sorunu çözüyor.” demeye başladı. Ben de gülerek, ‘Yasa nasıl çıkacak bilginiz var mı?’ sorusunu sorduğumda, aslında yakın çevremdeki insanların toplumda ne kadar az olduğunu gördüm.

“Abi benim amca oğlunun kızı Bakan Soylu’nun bilmem nesini tanıyor. Onların Ak Parti’de çok tanıdıkları var. Bilmem ne ilçe başkanı da benim köylüm. Onlar bu yasa çıkacak dedi. Onun için askerlik borçlanmasına geldim” gibi bir cevap aldım.

Tanıdığım, siyaset yaptığım vekil arkadaşları biraz da sitemle selamlıyorum buradan. Birinizden böyle bir bilgi alamadım bugüne kadar! Milletin köylüsü her şeyi biliyor. Hükümet yanlısı kişilerin çıkacak kanunları neredeyse Meclis’ten bile önce bildiğine defalarca şahit oldum. Bu konu, üzerine makale yazılacak kadar önemli bir mesele aslında.

Sıra ilerlerken kötü haber hemen geldi; “Arkadaşlar sistem çöktü.” ‘Olamaz, daha bekleyecek miyim?’ telaşıyla burada yazamayacağım sözleri içimden geçirdim. Sıra 168 numaradaydı. Önümde sadece dört kişi kalmıştı.

Sistemin çökmesinden sonra homurdanmalar başladı. Biri bağırdı; “Daha EYT çıkmadan böyle olduysa çıkınca neler olacak?” Bir diğeri, “Siz kapattınız sistemi!” diyerek feryat etti.

Gişe memuru ise sistem çökmesinin Ankara’dan kaynaklandığını, kendileriyle alakası olmadığını söyledi. Buna kaç kişi inandı bilmem.

Yaklaşık bir saat sonra sistem tekrar açıldı ve sıra bana geldi. Benim istediğim belge genelin taleplerinden farklıydı. Millet borçlanmak için çabalıyor ve emeklilikle işten çıkıp para almayı hesaplarken ben şimdiden hak ettiğim çıkış belgesini alacaktım.

Memur hizmet dökümüme baktı. Hizmet dökümündeki rakamlar sayılardan ibaretti. Ben ise o sayılar için ömrümü tükettim. Mesleki eğitimin dışında yeri geldi elimde tornavidayla, yeri geldi uyumadan seyahatler yaparak çalıştım. Sabahın köründe kalkıp şehir, şehir gezip ürün sattım. Ürünleri satmak için yüzlerce insanın ruh haline göre davrandım. Ve çalışma hayatımın finalinde bana uzun bir çalışma dökümü ve 3600 gün belgesi verildi. O kadar yaşanmışlığın ve emeğim sadece rakamlardan ibaretti.

Yaklaşık 29 + 2 yıllık çalışma hayatımın sadece rakamlara indirgenmesi en çok ağrıma giden durum oldu.

Rakamlarla emeğin tarifi olmaz.

‘Hadi iyisin şirketten tazminat alacaksın’ diyenler olabilir. Geçmişte emekli olan birinin tazminatıyla ev alabildiği söylenirdi. Yazlık ya da iyi bir araba alındığını hatırlıyorum. Fakat SGK geçmişim askerlikten sonra tek bir yer olmasına rağmen yıllarımın karşılığı ikinci el bir araba parası bile etmiyor. Emeklilik yasası nasıl çıkar ya da çıkmaz bilmem ama 9600 günün karşılığı şimdiki asgari ücretin bile altında kalıyor. EYT Kanunu geçerse emekleyerek emekli olmuş olacağız.

Yarın çalıştığım şirkete evrakları teslim edeceğim. Yeni yılda, sır gibi saklanan EYT kanununu bekleyip emekli olmayı umut edeceğim. Bizi kıskanan Batı ülkelerinde emeklilerin yaptığı gibi emeklilikte planlarımın olmasını isterdim, lakin gerçekler. Bu ekonomik koşullarda çalışmaya devam edeceğim. Benim emekliliğe ilk adımım böyle başladı, bakalım nereye evrilecek.

Hebe de Bonafini’ye anneye saygıyla.

Yazımın sonunda, yakın zamanda kaybettiğimiz Hebe de Bonafini’yi saygıyla anmak istiyorum. Bonafini, Arjantin'de askeri diktatörlük döneminde kaybedilen oğullarını arayanların kurduğu ve Türkiye'de de Cumartesi Anneleri'ne ilham veren 'Mayıs Meydanı Anneleri'nin (Plaza de Mayo Anneleri) kurucularındandı. Savaş politikaları dünyanın her yerinde acıları artırıyor. Ülkemizde de iç ve dış politikalardan kaynaklı savaş politikaları nedeniyle acılar artıyor. Esas olan ve kutsal olan insandır. Bu nedenle tüm savaşlara hayır!


Murad Mıhçı: Ermeni yazar, siyasetçi, aktivist. 1975’te İstanbul'da doğdu. 2010’da Eşitlik ve Demokrasi Partisi Parti Meclis üyesi oldu. 2014’te İstanbul Halkların Demokratik Partisi İl yönetiminde görev alıp basın sözcüsü görevini yürüttü. 2015 yılında yapılan 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde HDP İstanbul 1. Bölge Vekil adayı oldu. 2016 ve 2017 'de Halkların Demokratik Partisi 2 Kongresi’nde Parti Meclis ve Merkez Yürütme Kurul üyesi görevlerini üstlendi. Halklar İnançlar ve Genişleme Komisyonlarında çalışma yürüttü. Turnusol, Agos Gazetesi (misafir yazar), Demokrat Haber'de yazarlık yaptı. ''Yeniden İnşa Et '' kitap yazarlarından.

Önceki ve Sonraki Yazılar