Hrant Dink cinayeti ve Ergenekon (kedidir kedi).

Hrant cinayetinden bahsederken tetikçinin ismi hep önde, Yasin Hayal gibi kabadayı bozuntularından bahsediliyor ve cinayeti bunların planladığına inandırılıyoruz. Oysa, cinayetin yollarını döşeyen iki kurum var, Genelkurmay Başkanlığı ve Yargıtay.

Ogün Samast’ın 16 senelik bir hapis sonrası tahliye olması, üç, dört gün sonra yeni bir iddianamenin ortaya çıkması bizlere gündemden düşürdüğümüz ama hiç unutmadığımız ve unutamayacağımız bazı konuları hatırlatıyor.

Hrant cinayetinden bahsederken tetikçinin ismi hep önde, Yasin Hayal gibi küçük mahalle kabadayı bozuntularından bahsediliyor ve bu arada da bu cinayeti bunların ya da kalite akranlarının planladığına inandırılıyoruz.

Oysa, bu cinayetin yollarını döşeyen iki çok önemli ve vazgeçilmez kurum var Türkiye’de, Genelkurmay Başkanlığı ve Yargıtay.

Geçen hafta T24’de Gökçer Tahincioğlu’nun o menfur süreci özetleyen çok güzel bir yazısı (Ya sev ya terk et: Dink dosyasına girmeyen, yüz çevrilen gerçekler) çıktı, çok gençlere, bu süreci yakından izle(ye)meyenlere hararetle öneririm, hatta indirip bilgisayarlarında saklasınlar.

Hrant Dink Agos’ta 2004 Ocak ayında Sabiha Gökçen’in Hatun Sebilciyan isimli bir Ermeni kızı olduğunu yazdı ve ortaya bir dizi kanıtlar koydu. Normal bir ülkede bir gazetenin böyle ilginç bir haber yapması kadar normal bir şey düşünülemez ama burası çok normal bir ülke olmadığı için bu haber Türkiye’de bir alay kişi ve kurumu çok kızdırdı, aşağıda bu haberin yayınlanması sonrası Genelkurmay Başkanlığı’nın bir açıklamasını okuyacaksınız:

“Genelkurmay Başkanlığı’nın Sabiha Gökçen haberi açıklaması:

“Sabiha Gökçen, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ilk kadın savaş pilotu olarak Türk havacılığının onursal bir ismidir. Sabiha Gökçen aynı zamanda Atatürk’ün Türk kadınının Türk toplumu içinde bulunmasını istediği yeri gösteren değerli ve akılcı bir semboldür. Böyle bir sembolü amacı ne olursa olsun, tartışmaya açmak, milli bütünlüğe ve toplumsal barışa katkısı olmayan bir yaklaşımdır.

Yüce Atatürk, Türk milletini (Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir) şeklinde tanımlamıştır. Atatürk milliyetçiliği görüldüğü gibi etnik ve dini temellere dayanmamaktadır. Anayasamızın 66. maddesinde de Türk vatandaşlığı (Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür) şeklinde ifade edilmektedir. Bir iddiayı, milli duygu ve değerleri de kötüye kullanarak, bu şekilde yayımlamanın habercilik olarak nitelendirilmesini kabul etmek mümkün değildir. Burada asıl önemli olan husus, yapılan bu haber ile neyin amaçlandığıdır. Son zamanlarda, Türk medyasının bir bölümünde, Atatürk milliyetçiliğine ve ulus-devlet yapısına karşı sürdürülen haksız ve temelsiz eleştiriler yanında, Atatürk milliyetçiliği yerini almak üzere sağlıklı olmayan ve tehlikeli düşüncelere, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde ve sorumsuzca yer verildiği kaygı ile izlenmektedir.

Ulusal birlik ve beraberliğimizin en güçlü olması gereken bu dönemde milli birlik ve beraberliğimize ve milli değerlerimize yönelik bu tip yayımların ne amaçla yapıldığı, Türk toplumunun büyük bir kesimince artık anlaşılmakta ve endişe ile izlenmektedir.

Türk milletinin birlik ve beraberliğine, layık olduğu toplumsal barışa, Atatürk’ün manevi varlığına ve düşünce sistemine, Türk milletine yakışır sağduyu içerisinde sahip çıkmanın ve savunmanın, TSK yanında, her Türk vatandaşına ve bütün kurumlarına düşen açık ve seçik bir görev olduğu ortadadır.

Bu kapsamda Türk medyasının Atatürk’ün manevi varlığına, düşünce sistemine, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilke ve değerlerine, Türk milletinin birlik ve beraberliğine, daha duyarlı olması ve yayım ilkelerini bu düşünceler ışığında gözden geçirmesi de ulusça beklenmektedir.”

22 Şubat 2004

xxx

Düşünebiliyor musunuz sayın okurlar, son paragrafı bir kez daha okuyun lütfen, Genelkurmay ülkenin basınına “yayın ilkelerini gözden geçir” diyebilmektedir, normal, demokratik bir hukuk devletinde, hatta çok sevdikleri bir formülle “Atatürk’ün hayal ettiği muasır medeniyete ulaşmaya çalışan bir ülkede” bu düşünülebilecek bir şey midir?

Genelkurmay’ın bu açıklamasından bir süre sonra iki MİT görevlisi Hrant Dink’i İstanbul Valiliği’ne çağırıyorlar ve resmen “ayağını denk almasını, böyle konulara girmemesini” istiyorlar.

Düşünebiliyor musunuz Genelkurmay ve MİT bir haber üzerine, başka işleri yokmuş gibi, bir gazeteci ile, bir Ermeni gazeteci ile, Hrant Dink ile uğraşmaya başlıyorlar.

Bütün bunlar olurken, aniden, Dink'in 13 Şubat 2004 tarihli bir yazısı gündeme geldi. Yazının bir yerinde Dink, şu ifadeyi kullanıyordu:

"Ermeni kimliğinin 'Türk'ten kurtuluşunun yolu, 'Türk'le uğraşmamaktır. 'Türk'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni'nin Ermenistan'la kuracağı asil damarında mevcuttur. Yeter ki mevcudiyetin farkında olsun".

Bu yazı üzerine Dink hakkında soruşturma açıldı, Adalet Bakanı Cemil Çiçek dava açılmasına izin verdi, Dink altı ay ceza aldı, bu karar gitti, geldi ve bir bilirkişinin “Bu metinde Türklüğe hakaret (TCK 301) yoktur” saptamasına rağmen Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı kesinleştirdi ama AİHM Yargıtay’ın bu kararının Avrupa İnsan Hakları sözleşmesine aykırı olduğuna karar verdi nihai olarak; Dink’i mahkum eden kararı veren, bu yönde oy kullanan Yargıtay hakimleri bu kararlarından ne kadar utandılar, bilemiyorum, sanmıyorum da.

Bütün bunları hatırladığımızda Hrant Dink cinayetinin gerçek failleri Trabzon’daki mahalle çocukları mı, başkaları mı, insanın aklı karışıyor.

Bu işte Ergenekon denen gerçek ya da muhayyel bir örgütün rolü nedir diye sorulursa aklıma çok şirin eski bir film ve bu filmin bir repliği geliyor:

1977 tarihli Aslan Bacanak isimli çok hoş bir komedi filmi vardır, başrollerde Zeki Alasya, Metin Akpınar, Bilgen Bengü’yü görüyoruz, Turgut Boralı vardır, mahallenin kabadayısı (M. Akpınar), mahallenin biraz gariban çocuğu Zeki Alasya’nın kız kardeşiyle (B. Bengü) flört ettiğine inanmak istemez, benden korkar diye düşünür, kondurmaz, karizması çizilecektir ama ortada somut deliller de vardır, bu deliller ortada iken meseleyi görmemezlikten gelmek için Zeki Alasya’nın kardeşiyle buluşmak için evin damında dolaşmasından gelen sesler için “Kedidir kedi” der.

Kedidir kedi.

Yargıtay’ın adı son günlerde AYM kararı nedeniyle çok kötü bir bağlamda gündemde ama kimse bir yanılsama içinde olmasın, Yargıtay eskiden de öyle çok yüce bir hukuk mabedi değil idi galiba.

Baskın Oran Hocanın (Prof.Dr) 2006 tarihli bir makalesi vardır, Yargıtay’ın 1971 tarihli bir kararında Türkiye vatandaşı Rumlara nasıl “yabancı, Türk olmayan” dediğini yazar.


Eser Karakaş: Kadıköy Saint Joseph lisesi muzunu. 1978’de Boğaziçi Üniversitesi İİBF’den mezun oldu. Doktorasını 1985 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde yaptı. 1996’dan itibaren İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü’nde profesör olarak ders verdi. Bahçeşehir Üniversitesi İİBF’de Dekanlık yaptı. 2016 yılında 675 sayılı KHK ile ihraç edildi. 2008 yılından itibaren Strasbourg Üniversitesi Science Po’da misafir öğretim görevlisi olarak bulunuyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Eser Karakaş Arşivi