Kaleme aldıklarımla 2023’ün özeti

Hrant Dink ahpariğin dediği gibi, “barışın eşeği” olmanın belki de en çok gerektiği günleri yaşıyoruz. Dünyada yaşanan acıları görünce evrensel bir sol duyunun önemini yeniden fark ediyoruz. 2024'te de inatla barış, hak hukuk için yazmaya devam edeceğiz.

"Totaliter örgütlerin üst yönetiminde herkes şefin yalan söylediğini bilir. Ama şef kaybederse hepsi kaybedeceğinden susarlar. İlke, şefin yanılmazlığı değil yenilmezliğidir; buna olan inanç biterse totalitarizmin hayal dünyası bir anda çökecek ve gerçek kazanacaktır."

Hannah Arendt

Bu haftaki yazımda 2023 yılında ele aldığım konulara yıl boyunca hangi başlıklarla değindiğimi hatırlatarak genel bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. Yazdığım konuların ülke meselelerinin sadece bir kısmı olduğu da hepimizin malumu. Yazmaya zaman bulsam daha neler neler yazılırdı.

2024’ten beklentilerimiz üzerine de yazımın sonunda birkaç kelam etmek istiyorum.

Özellikle son seçimlerden sonra ülkenin siyaseti, ekonomisi ve demokrasisi ile ilgili konularda duyarlı demokrat vatandaşların ciddi bir umutsuzluk içinde olduğunu gözlemliyoruz. 2023, korku, endişe ve kaygının fazlasıyla tavan yaptığı bir sene oldu. Umutsuzluğun yaşandığı kayıp bir yıl geçirdik. Belki de en acısı ülkedeki aydın insanların Batıya göç etmesi veya etmek için çabalaması oldu. Geçmişteki yıllara rahmet okunan bir yıl yaşadık. Her sene bir önceki seneyi aratır derler ya, 2023 tam da bu cümlenin karşılığıydı. Muhtemelen hiçbir okurum bu yorumumdan farklı düşünmüyordur.

BU SENE HANGİ KONULARA DEĞİNDİM?

Her hafta yazılarımı bu mecrayı kullanmanın ne kadar önemli olduğunun bilinciyle yazdım. 2023’te bu makaleyle beraber toplam 49 makaleye ulaştım. İlk yazım 6 Ocak 2023 tarihinde yayınlandı. ‘’Özgürlük Pahasına Sosyal Yardım’’ başlıklı yazımda, toplumu sadaka kültürüne alıştıran iktidar anlayışını ve bu anlayışın toplumsal ruh haline etkilerini işlemiştim. Düşünüyorum da devletin inatla topluma sadaka anlayışını dayatmasının irdelenmesi açısından önemli bir yazı olmuş. Bugünlerde emekliliklere verilen fakat çalışmak zorunda olan emeklilere verilmeyen 5 bin TL konusu için söylenilenler ve yaratılan atmosfer, ilk yazımın özeti gibi.

Bu meblağın yıl sonuna bırakılma sebebinin ve iktidarın kendi cebinden sadaka veriyormuş gibi algı yarattığının da farkındayız.. İktidarın sadaka dayatmasının siyasetteki iz düşümünü, iktidar belediyelerin kendi yandaşlarına yaptığı yardımlar üzerinden okuyabiliriz. Muhtemelen yakın zamanda yerel seçimlerde bu kartı yine kullanacak.

Asgari ücret ve emekli maaş zamlarının açıklanma şekli ise gerçekten çok üzücü oluyor. Tüm emekçilerin çalışma ve yaşam haklarına tüm sene değer gösterilmiyor. Medeni ülkelerin en düşük asgari ücret ve emekli maaşını, iktidarın büyük bir lütuf gibi sunması akıl almaz bir durum.

Yine yazılarımda demokrasinin ve adaletin gasp edilmesini gündeme taşımaya çalıştım. Her daim umudu yeşertmeye çalıştım. Böyle zamanlarda dirençli olmak gerektiğini inatla vurguladım. Yazılarımda tabii ki siyasi içerikli konuları öne çıkardım. ‘’Umut, Hüsran, Sessizlik ve Mücadele’’, “Kardeş Daima Vergi (KDV)” ve “İktidarın Hali Ne Kadar Parlak?’’ başlıklı siyasi içerikli yazılarımda, iktidarın hak, hukuk ve ekonomi konularında yaptığı hataları eleştirel bir yaklaşımla sizlerle paylaştım.

Kimliğimin ve inancımın getirdiği bireysel durumum nedeniyle benden beklenen az bırakılan halklar ve inançlar konularına da yazılarımda yer vermeye özen gösterdim. “24 Nisan 1915 Size Ne İfade Ediyor?’’ ve “Hrant Dink Katledilmeden Önce Ermenileri Ne Kadar Tanıyordunuz?’’ gibi başlıklar altında nefret siyasetlerinin neden olduğu kapalı toplum yapımıza ve Türkiyeli Ermenilerin yaşantılarına dair genel bir bakış sunmaya çalıştım. Özellikle bu konularda yazdığım yazıların, bizleri merak eden ve tanımak isteyen okuyucularda karşılık bulduğunu özelden yazdıkları mesajlarda gördüm. Bu sitede benim kimliğimden başka arkadaşlar da var ama medya genelinde özellikle Türkiye’de yaşayan Ermeni ve Hristiyan bir yazar bulmak artık gittikçe zor olabiliyor.

Yine genel bir bakış sunmak adına medyada hakkında tek taraflı bilgilerin yer aldığı Ermenistan ile ilgili yazılar yazdım. “Barışın Penceresi: Ararat’’ ve “Tatik ve Papik (Տատիկ ,Պապիկ)” başlıklı yazılarımda düşman olarak görülen Ermenistan’a dair bilgiler aktarmaya çabaladım. Bu makaleler, ambargo altındaki ulusal medya dışında farklı bir mecradan gerçekleri öğrenmeye çalışan takipçiler için önemli yazılardı. Özellikle bu yazılarım sonrası epeyce tehditler aldım. ‘’Yeni Türkiye’’ sanırım böyle bir şey.

Kendine Demokrat Olmayı Asla Kabul Etmem.

Tabii meselelere tek taraflı kimliğim üzerinden yaklaşmak kendine demokratlık olunacağı için, ülkede ötekileştirilmeye çalışılan kesimlerin sesi olmaya da çaba sarf ettim. “Affedersin Öteki Olmak” ve “Demokrasinin Alevi Yüzü” başlıklı yazılarımda Alevi inancından olan canların sesi olmaya çalıştım. “Yeni Anayasa Arifesinde Kürt meselesi ve Barış” ve “Esas Terörist Kim?” başlıklı yazılarımda ise Kürt halkının sesi olduğumu düşünüyorum. Anlayacağınız Hepimiz Kürt’üz, Hepimiz Aleviyiz demeye çalıştım.

Rantsal Spor, Yemek Kültürü ve Müzik

Bu konuların yanı sıra, ülkedeki siyasetin rantsal spor haline getirdiği futbola da yazılarımda yer verdim. “Ya Fenerbahçe’ye Kayyum Atanırsa?” ve “Şiddet İkliminin Spordaki Yansımaları” makalelerimde futbolu siyasetle olan bağlantısı üzerinden değerlendirdim.

Özellikle içki kültürünün zorla unutturulmaya çalışıldığı bu dönemde, “Rakı Sofrasında Şalgam İçilmez” adlı yazımda içki masası fotoğraflarının bile paylaşımının radikal bir durummuş gibi algılanmasını ele aldım. Bu yazı, belki de en fazla ses getiren yazılarımdan biri oldu. Unutturulan lezzetleri sanırım benim gibi bir Ermeni en iyi anlatanlardan olur. Bizler sabah kahvaltısında, akşam yemeğini düşünen bir halkız.

Yazmaktan en çok keyif aldığım konu olan müzik üzerine ne yazık ki bu sene pek fazla yazamadım. Sadece bir yazım müzik dünyası üzerineydi: “Kalabalıklar İçinde Korkunç Yalnızlık”. Bu yazımı, bu sene aramızdan ayrılan ve sistemin hayatını kararttığı dünyaca ünlü şarkıcı ŞÜHEDA SADAKAT’in (nam-ı diğer SINEAD O’CONNOR) göklerde bir nota olduğu günlerde kaleme aldım. Umarım 2024’te daha fazla sanat ve müzikle ilgili yazı yazabileceğim bir ortam oluşur.

Öteki Olmak

Elimden geldiğince yazılarımda dezavantajlı görülen Halkların, İnançların, LGBTİQ bireylerinin, kadınların ve gençlerin sorunlarına yer verdim. Bu nedenle, özellikle yeni basın yasası sonrası yazılarıma çekinmeden yer veren Artı Gerçek yönetimine, emekçi editörlerimize, yazılarımı okuyup paylaşan siz okurlarıma ve eleştirileriyle beni cesaretlendiren herkese koca bir teşekkür etmem gerektiğine inanıyorum. Var olun.

Benimsediğim siyasetin ve coğrafyamızın ilk sosyalistleri olan Paramaz ve arkadaşlarından beri var olan siyasi ütopyamızın bir gereği olarak yaşamımı hep ideallerim doğrultusunda sürdürdüm. Hrant Dink ahpariğin dediği gibi, “BARIŞIN EŞEĞİ” olmanın belki de en çok gerektiği günleri yaşıyoruz. Dünyada yaşanan acıları da görünce evrensel bir sol duyunun önemini yeniden fark ediyoruz. Faşistler tarafından katledilen, evrensel sosyalizmin sessiz emekçisi Adıyamanlı Misak Manuşyan’ın şu sözlerini ne güzel özetler:

‘’Kimse size Fransız demez gibiydi
İnsanlar gün boyu bakmadan geçip giderdi
Ama karartma saatinde gezinen parmaklar
Fotoğraflarınıza "Fransa için öldüler" diye yazdılar’’

2024’te de bu düsturla hareket etmeye çalışacağım. Mücadelesini evrensel sol bir ruhla verenleri, inandığımız değerler için bedel ödeyenleri, bu zor şartlarda özgür basın için çaba gösteren basın emekçilerini ve kalbi soldan atan tüm demokratları 2023’ün son yazısında selamlamak istiyorum. MUTLAKA KAZANACAĞIZ!

2024 YILINDAN BEKLENTİM

2024’te iktidarın seçimler için muslukları özellikle ilk yarıda açmaktan kaçınmayacağı ve geçmişte olduğu gibi algı çalışmalarını en yüksek perdeden sürdüreceği çok açık. Yerel seçimler sonrasında neler yaşanacağı geçmiş seçimler sonrası tecrübelerimizle sabit.

Ben ise yine inatla barış, esas olan insan hayatının kutsallığı, hak, hukuk ve adalet üzerine çekinmeden yazılarımı yazmaya çabalayacağım.

2024’ün umudun yeşerdiği bir yıl olmasını temenni ediyorum.

***

DEPREM FELAKETİNİ UNUTMADIK

2023 yılında yaşadığımız deprem felaketi hepimizin hafızasında derin izler bıraktı. Önceki yıllarda yaşadığımız Covid hastalığının etkilerinin ardından coğrafyamızda meydana gelen depremin acısı hâlâ devam ediyor. Geçen günlerde Samandağ, Antakya’da yaşayan ve depremde evi yıkılan bir dostumla telefonla konuştuğumda konteynır evinde yaşadığı zor şartları anlattı. Sürekli kesilen su ve elektrik sorunlarından bahsetti. Anlattıkları, seçim öncesi verilen kocaman sözlerin reelde bir karşılığının olmadığının göstergesiydi.

Afet bölgelerinde kalıcı çözümün hayata geçirilmesinin ivediliğini ısrarla dile getirmek gerekiyor. Doğa anayı kızdırıp depreme dayanıklı olmayan düzensiz betonlaşmaya vesile olanların cezalandırılması ve mağdur olan insanlara insanca yaşam koşulları sağlanması gerektiğini tekrar hatırlatmak istiyorum.

Unutmadık! Depremde kaybettiğimiz tüm canları tekrar saygıyla anıyorum.


Murad Mıhçı: Ermeni yazar, siyasetçi, aktivist. 1975’te İstanbul'da doğdu. 2010’da Eşitlik ve Demokrasi Partisi Parti Meclis üyesi oldu. 2014’te İstanbul Halkların Demokratik Partisi İl yönetiminde görev alıp basın sözcüsü görevini yürüttü. 2015 yılında yapılan 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde HDP İstanbul 1. Bölge Vekil adayı oldu. 2016 ve 2017 'de Halkların Demokratik Partisi 2 Kongresi’nde Parti Meclis ve Merkez Yürütme Kurul üyesi görevlerini üstlendi. Halklar İnançlar ve Genişleme Komisyonlarında çalışma yürüttü. Turnusol, Agos Gazetesi (misafir yazar), Demokrat Haber'de yazarlık yaptı. ''Yeniden İnşa Et '' kitap yazarlarından.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Murad Mıhçı Arşivi