Ömer Faruk Gergerlioğlu

Ömer Faruk Gergerlioğlu

SP, ESAM Kürt meselesine çözüm arıyor

İslami çözüm meselesini iyi irdelemek gerekir. Kürtlerin en temel haklarının iadesinden sonra Kürtlerin din, diyanetle ilgili konuları gündeme getirilmelidir.

Hafta sonu Ankara'da yapılan Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) ve SP ortaklığında düzenlenen "Hak ekseninde Kürt meselesi ve  çözüm arayışları" çalıştayına davet edilmiştim, katıldım. Eski SP Genel Başkanı Recai Kutan ve SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu düzeyinde ve başkanlığındaki toplantıda Kürt meselesinin çözümü konusunda gün boyunca analizler yapıldı, çözüm yolları arandı. Akademisyenler, STK temsilcileri, araştırmacılar, siyasi kişiliklerin katılımıyla nitelikli bir beyin fırtınası gerçekleştirildi.
Dindar camianın uzun yıllar kayıtsız kaldığı Kürt meselesi için çalıştay, güzel ve önemli bir gelişmeydi. "Kayıtsız kalmadık, şöyle şöyle tekliflerimiz oldu" şeklindeki itirazları duyar gibiyim. Mesele kendince çözüm önerileri sunmak değil, derdi olan açısından meselenin ne olduğunu anlamak ve hakkı iade noktasında adil davranmakla olur. İslami camiadan yıllarca bu konudaki eksik teşhisleri dinledik. "Emperyalistlerin oyunları", "İttihad'ı İslam gerçekleşince tüm sorunların çözüleceği" iddia edilerek mesele Kürtlerin sorununu çözmeye gelince doğru tespit edilmedi. Bu tespit yanlışlığının en önemli nedeni İslam düşünce yapısı içindeki nitelikle ilgili sorunlardı. Sosyolojik değişim ve dönüşüme uygun bir İslam okuması yapılamadığında uluslaşma gerçeği ve ümmet anlayışı konusunda doğru tahliller yapılamıyor. Fıkhetme, rasyonel yetenekleri kullanma, bilgi ve analiz peşinde koşmayı ne zaman sürekli olmaktan çıkarır, içinde bulunduğunuz hal ile iktifa ederseniz, değişen ve gelişen sorunlara çare bulmakta zorlanırsınız. Farklılıklar halinde yaratılan ırkları tekleştirmek demek değildir ümmet. Farklı olanın diğerinde olan her hakkını başa kalkmadan, yüksünmeden iade etmek demektir ümmet kavramı. İslami nastan kaynaklanan kavramlar hem fıkhetme tembelliği hem de milli din adamlarının çekinge ve korkularından dolayı devletlerin istediği anlayışın dışına çıkamamıştır. Bu hal sorunların çözümünü engelleyen en önemli hususlardan oldu. 

İslami çözüm meselesini iyi irdelemek gerekir. Kürtlerin en temel haklarının iadesinden sonra Kürtlerin din, diyanetle ilgili konuları gündeme getirilmelidir. Uçaktan ayet atan başörtüsü yasakçısı da, etnik meselenin çözülmesi gerektiğini gözardı eden dindar da ayrımcılığı din örtüsüyle gizlemeye çalışıyorsa dini çözüm iddiaları zihinlerdeki din imajına zarar verebiliyor.

Önceden zaman zaman Kürt meselesi konusunda cesur adımlar atılsa da geldiğimiz son noktada dindar camia tabanında Türk milliyetçiliği iyice yer etmiş bulunmaktadır. Çözüm sürecinin bitmesiyle başlayan bu dalga, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası demokrasi nöbeti adı altında yapılan yüksek dozdaki milliyetçi gösterilerle zirveye ulaşmıştır.  Referandumda Ak Parti, MHP ortaklığı da zaten tedavi edilmeye ihtiyacı olan muhafazakarların "ırk, din, devlet kopmaz birliktelik hastalığını" daha da kötüleştirmiştir. Dindar  iktidarda olan kendisine yakın olsa da yapılan her icraati adalet ekseninde değerlendirmezse hatalara düşer.

Kürt meselesine baktığında sol, seküler renkleri gören dindar camia bundan şikayet edip meseleyi dinden uzaklaşmaya, zerdüştlüğe yoracağına kurucu iradenin oluşturduğu soruna hak temelli çözümü niye kendisinin bulamadığının özeleştirisini yapmalıdır. Çalıştayda Kürtlere ancak ulus olmakla  haklarını alma alternatifi sunulduğu ancak sonradan ulus olma hakkının gasp edilmesinin yanlışlığını eleştiren de oldu, Kürt meselesinin emperyalizmin bir oyunu olduğunu iddia eden de oldu. Farklı fikirler tartışılsa da meselenin bir boşlukta olduğu ve hali hazırda çözümsüz durumda olduğunu ise herkes kabul ediyordu. Çözümsüzlüğün boşluk oluşturduğu ve Ak Parti'nin gücün susturucu etkisine uzun süre güvenmemesi gerektiğine de, etkin adımlar atılmazsa bölgenin sorunlarının içinden çıkılamaz hale geleceğine de vurgu yapıldı. Bölge halkının iyice güven kaybı yaşadığını  belirterek artık söze değil icraata bakıldığı vurgulandı.

Kimi katılımcılar devletin çözüm konusundaki isteksizliğinden dolayı artık oluşan her sıradan olayın bile Kürt halkının gözünde devletin kötü niyetiyle açıklandığını iddia etti. Merkeziyetçiliğin gönüllü birlikteliği sağlayamadığı, gönüllü ayrılığın da olmamasıyla asimilasyonun kaçınılmaz olduğuna vurgu yapılarak çıkış yolu olmadan çözümün sağlanamayağı belirtildi.

Erbakan'ın Kürtlerin haklarıyla ilgili vurgular yapmasının ceza almasına vesile olduğu da konuşuldu. Milli Görüş hareketi din özgürlüğü dışında Kürt meselesine dokunmasının istenmediğini bilerek aslında meseleyi daha çok sahiplenmeliydi. Bu gerçeğe rağmen 1991 yılında yapılan MHP ittifakıyla çözümden uzaklaşıldığı konusunda eleştirilerim oldu. 
Yasal statü, ekonomik iyileştirmenin mutlaklığı, Kürtlerin hakları deyince dindar camianın hemen "büyük İsrail projesi" demesinin eleştirisi, Kürt illerindeki göçle oluşan boşalma, "Kürdistan" kelimesine duyulan alerjinin sorgulanması da konuşuldu. Bunları İslami camianın konuşması önemlidir zira çoğunlukla devletler etnik hak gasplarını dini duyguları alevlendirerek yapmaktadır.

Anadilde eğitim ve yerel yönetimlerin özerkleştirilmesi isteği de gündeme getirilen konulardı. Bu konulara olumlu yaklaşımın sağlanmasının Türk halkının ikna edilmesiyle sağlanacağını düşünüyorum. Her Kürdün en doğal isteğinin başkalarının sınırlamasında olma garipliği çok açık olsa da bu konunun taban iknası açısından siyasi gelişmelerden bile öncelikli olduğu açıktır. Aslında meselenin "Türk meselesi" olduğuna da vurgular yapıldı. T.C.'nin kuruluşundan 100 yıl sonrasında dini ve etnik meselelerin çözümünde tabu haline gelen Atatürk, Türk gibi kavramların nefret ve aşırı sevgi bağlamından çıkarılarak "niye eşit vatandaş olamıyoruz" sorusu ışığında Kemalisti, dindarı, Alevisi, Kürdü Türk'üyle her kesim tarafından tekrar masaya yatırılması gerekiyor.

SP, ESAM ortaklığındaki 'Kürt meselesi ve çözümü' çalıştayı verimli bir toplantı oldu, sorunlarımızı çözmek için çok konuşmak, araştırmak gerekiyor, yüz yüze konuşarak anlaşmak daha kolay. Hele bunu bu konuda önemli eksikleri olan dindar camia yapıyorsa daha da değerli oluyor, geç kalsak da tüm sorunlar bizim sorunumuzdur. "Bu çözümü sadece dindar camia sağlar" diye düşünmemeli ama çözümün en önemli aktörlerinden olduğu unutulmamalıdır. Söz konusu kurumların konuyla ilgili Çalıştayları devam ettirecekleri müjdesini vereyim. İlki Diyarbakır'da, ikincisi Ankara'da yapılan çalıştaylar İstanbul ve Avrupa ayağıyla devam edecek ve raporlaştırılarak daha etkin bir siyasete dahil edilecek. Genel başkan düzeyinde çeşitli saha gözlemleriyle devam edeceği bildirilen çalışmaların coğrafyamızdaki her farklılık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

@gergerliogluof

www.omerfarukgergerlioglu.com
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ömer Faruk Gergerlioğlu Arşivi