Candan Yıldız

Candan Yıldız

Ya ölüm kuyuları ya ölüm çukurları


Başlığa uygun olarak iki hayattan bahsedeceğim. 

Coğrafyanın adını siz koyun.

Araştırma ve arşivleme titizliğine inandığım Hafıza Merkezi kayıtlarından yararlanarak alıntılayacağım kişilerden biri Ahmet Bulmuş.

Bulmuş 1992’ye kadar Cizre’nin köyünde yaşar, odunculukla geçinir. Köyü yakılır ve ilçe merkezine göç etmek zorunda kalır. Gündelik işlerle geçimini sağlar. 

Kayıtlara gore 1994 yılının bir nisan günü, ilçe hükümet konağına saldırı olduğu gün, "arkadaşı Beşir Gök ile birlikte bozulan radyosunu tamir etmek üzere Mardin Caddesi’ndeki bir dükkâna gider. Dükkâna gelen beyaz Toros marka bir araçtan inen eli telsizli ve silahlı üç kişi kimlik kontrolü yaptıktan sonra Ahmet Bulmuş’u ‘Sen bizimle geleceksin’ diyerek arabaya bindirip götürür".

O günden sonra "herkesin bildiği sır"ra dönüşür, kaybedilir. 

Görgü tanıklarına, gözaltı sırasında sesini tanıdığını söyleyen başka tanıklara rağmen Ahmet Bulmuş’tan hiç haber alınamaz. Karısı Fatım Bulmuş dilekçeler verir, yanıt alamaz. Umut olabilecek bir ize de rastlanmaz. 

Ta ki 1996 yılına kadar…Silopi’de Sinan Lokantası isimli bir işyerinin bahçesindeki  kuyuda 6-7 kişinin cesedine ulaşılır. Fatım Bulmuş, kafası kesilmiş bir cesedin üzerinde sağlam kalan kıyafetleri tanır. Ancak şikayette bulunamaz, korkar. O ceset Silopi kimsesizler mezarlığına gömülür. 

Hukuki süreci mi merak ediyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz yokuşlardan… 

 "24.03.2009 tarihinde, Ahmet Bulmuş'un oğlu Vedat Bulmuş, Silopi ilçesi, Botaş kuyularında yapılan kazılarda bir kafatası bulunması üzerine Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına başvuru yapar. Şikâyet dilekçesinde bulunan kafatasının babasına ait olduğunu düşündüğünü, o dönemin görevlilerinden Albay Cemal Temizöz’ün babasının kaybından sorumlu olduğunu belirtir. "

Soruşturma açılır, tanıklar dinlenir. 

Ahmet Bulmuş dosyası zorla kaybedilen 34 kişi ile ilgili yürütülen soruşturma dosyasında yer alıyor artık. Dosyaya Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı bakıyor. Ama hala soruşturma aşamasında. 

Bunun üzerine müşteki avukatlar 2017 nisanında başsavcılığa verdikleri dilekçede "Maddi hakikatin ortaya çıkarılması amacıyla dosyadaki eksikliklerin etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında giderilerek tahkikat aşamasının İVEDİLİKLE tamamlanması talebinde" bulunur.  

Fırat’ın doğusuna hiç geçmeyen Ergenekon davaları ikliminin geçiciliği ile faili meçhul cinayetlerin BOTAŞ kuyuları ayağından şu ana kadar bir şey çıkmaz. Kazılardaki kemikler Adli Tıp Raporlarına gore hayvanlara ait kemiklerdir. Ama o kuyuların önceden temizlendiği şüphesi hiç ortadan kalkmaz.

8 yıl sonra yorumlarına başvurduğum avukat Nuşirevan Elçi, bölgede uzun yıllar Genelkurmay’a kadrolu tercümanlık yapan Yıldırım Beğler’in ifadelerinin işi sulandırdığını söyler. 

Ölüm kuyularından hesap sorulamaz.   

Anlatmak istediğim iki hayattan biri de 17 Ekim’de maden göçüğünde (iş cinayeti) hayatını kaybeden Sekvan Üstün’dür. 

50 yıla yakın geçmişi olan bu kömür ocaklarında son 10 yılda en az 150 insan öldü. 

Sekvan Üstün de Ahmet Bulmuş gibi Cizrelidir. 

Cihan Ölmez’in haberinden öğrendiğimize göre derinlikleri 100-200 metre arasında değişen kömür ocağında kepçe operatörü olarak çalışır. Kızkardeşini Cizre ablukasında kaybeder. Aile geçmişinde de zorla kaybedilen yakınlar vardır. 

Ölüm-açlık ikilemi olarak tarif edilen o kuyularda çalışırken bir iş makinasının önünde verdiği poza eşlik eden "Anlamsız hayat" cümlesi hala aklımda. O cümleye neden olan sorular birazda "kuyular" da. O kuyuları kazanlarda. 

Diri diri ölüme inilen bu ölüm çukurlarının önünde yazılı olan "Önce Güvenlik" yazısı ile faili belli cinayetlere gerekçe edilen "Önce Vatan" yazası ne kadar ilişkili birbiri ile…

İki kuyu arasında köprü kurulmasın, aradaki bağ koparılsın istenir. Ankara’dan telefonlar açılır acılı aileye. Kader denir, takdir- i ilahi denir. Ölüm kuyuları ile kömür kuyuları bize aynı şeyi söyler oysa: Cezasızlığın, hak arayamamanın kuyusu kazılmadan kuyular kapatılamaz.  

 

Önceki ve Sonraki Yazılar