Maden kölelerinin işçi olabilmek kavgası

Toprak ağaları köylüleri borç vererek köleleştirirdi. Maden ağaları ise işçileri, alacaklarını ödemeyerek köleleştiriyor. İşçileri birkaç aylık toplu ödeme yapacakları vaadiyle bekletip, sonra da birikmiş alacaklarını işçilerin kölelik zincirine çeviriyorlar

Doruk Madencilik işçilerinin Eskişehir’den yürüyerek geldikleri Ankara’da Bağımsız Maden İş sendikası öncülüğünde yürüttükleri direniş, kazanımla sonuçlandı. Madencilerin direnişi, Türkiye’de üstü örtülen birçok gerçeği de açığa vurdu. Hükümetle sıkı bağları olan Yıldızlar Holding gibi sermaye gruplarının, madencilerin ücretlerini ödemeyerek zenginleşmesi bunun en çarpıcı örneğiydi.

Bu yoldan Doruk Madencilik (11 Şubat’ta) seramyesini 80 milyondan 380 milyona çıkartırken, işçiler ise pazardan 1 kilo domates alamayacak denli fakirleşmişti. Aynı holdinge bağlı Elazığ-Maden’deki Eti Gümüş’te de durum farklı değil. 300 maden işçisi 2 yıldır ücretlerini düzenli alamıyor, 4-5 ayda bir yapılan ödemelerle idare ediyorlar.

Bu örneklerde klasik ücretli emek sömürüsünü dahi mumla aratan, ücretsiz emek sömürüsüyle karşı karşıyayız. Peki, bir işçi neden ücretsiz çalışır? Bu nasıl mümkün olabiliyor?

Maden işletmeleri, o yörelerdeki tarımı yok ederek, halkın yegâne geçim kaynağı haline geliyorlar. O yörelerin bir nevi “ağası” olmuşlar. Toprak ağaları köylüleri borç vererek köleleştirirdi. Maden ağaları ise işçileri, alacaklarını ödemeyerek köleleştiriyor. İşçileri birkaç aylık toplu ödeme yapacakları vaadiyle bekletip, sonra da birikmiş alacaklarını işçilerin kölelik zincirine çeviriyorlar. Şirkete kafa tutarsa alacağını hiç alamayacağını sezdirerek, arada ufak ödemeler de yaparak, günün sonunda ücretsiz çalıştırıyorlar. İşçilerin yaşamlarından çalıyorlar.

Doruk Madencilik işçileri işte bu çarka çomak soktular. Direnişe geçerek onlar zincirlerini kırdılar. Ama, bir çiçekle bahar gelmiyor. Maden köleliği Anadolu’nun her köşesine yayılıyor. Akbelen’de de yapılmak istenen farklı değil. Arkalarında sarayın güçlü desteği ve saray vakıflarına yaptıkları yüklü bağışlarla maden ağaları tarımı bitirmeye, doğayı katletmeye ve işçileri ücretsiz sömürmeye her yerde devam ediyorlar.

Maden işletmeleri onlara “anahtar teslim” TMSF ya da özelleştirme yoluyla sunuluyor. ÇED raporu zorunluluğu onlara gelince çiğneniyor. Zeytinlikleri koruyan yasa da onlara işlemiyor. Yerel halk çok sıkı direnirse bu kez de “acele kamulaştırma” kararıyla iktidar yardımlarına yetişiyor.

Sadece Doruk Madencilik’e 3200’e yakın maden ruhsatı verilmiş. Daha bunun Cengiz’i var, Limak’ı var… Ege, Karadeniz, İç Anadolu parsel parsel maden şirketlerine satılıyor. Vahşi madencilik, kanser gibi yayılıyor.

Kamuoyu görüşünü de umursamıyorlar. Ne de olsa, kurulu düzen, bu şirketler için pazar sorununu ortadan kaldırıyor. Çıkarılan her gram madenin satışı daha baştan garanti. İşçiler ücretlerini isterse veya yöre halkı madene dirense, topraklarını savunsa devlet erki tüm gücüyle maden şirketlerinin yanında.

İşte Ankara’yı mesken tutan madenciler bu devasa sosyal sorunu tüm ülkenin gündemine taşıdılar. Kimseye “bilmiyordum” deme şansını bırakmadılar. Şimdi artık herkes biliyor. Bakalım, madenlerde aynı kölelik düzeni sürgit devam edecek mi?