Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki AKP hükümetleri, son 10 yılda dış politikasını savaşlardan elde edilecek ganimet beklentisi üzerine kurdu. Suriye’de iç savaşın açıkça körüklenmesi ile başlayan bu süreçten Türkiye’nin payına ganimet değil ama ekonomik, sosyal, siyasal çöküş kaldı. Baş aşağı giden bu yönetimin nereye çarpıp duracağını kestirmek artık kolay değil. 

Son 10 yılda yöresinde ya da uzağındaki her savaşta bir şekilde yerini alan Erdoğan yönetimi, şimdi de Ukrayna’nın Donbass bölgesinde yeniden kışkırtılan iç savaşın ortasında yerini almaya hazırlanıyor. Korona aşısı bile satın alamayacak kadar ekonomisi çökmüş Türkiye’nin, yeniden alevlendirilen Ukrayna’nın iç savaşına bu denli hevesle müdahil olmaya çalışmasının bir nedeni olmalı. 

Erdoğan’ın Başbakan ya da Cumhurbaşkanı olarak yönettiği Türkiye’nin son yıllarda taraf olduğu uluslararası çatışmalara önce şöyle bir bakalım. 

SURİYE: 

Çok kalın çizgilerle söylemek gerekirse Türkiye, Esat yönetimini devirmek üzere o dönem ABD’nin başkanı olan Barack Obama’nın da desteğinde Suriye iç savaşının ana aktörlerinden birisi oldu. 500 bine yakın insanın yaşamını yitirdiği, 2 milyona yakın insanın yaralandığı, 4 milyonu Türkiye’de 12 milyondan fazla insanın iç ya da dış göçe zorlandığı ve aralıksız 10 yıldır devam eden bu savaş, başlangıçtaki amacına yaklaşamadı bile. ABD ve Batı’ya karşı sırtını Putin’e dayayan Esat, bu sayede  koltuğunu korudu, şimdi de 26 Mayıs’ta yapılacak seçime hazırlanıyor. 

Erdoğan, Esat’ı deviremedi ama Suriye’nin dolayısıyla Doğu Akdeniz’in kapılarının Rusya’ya açılmasını sağladı. 

Ayrı cephelerde olsalar da sanki Erdoğan’la aynı cephede savaşıyormuş gibi davranan Putin, Rusyanın Suriye’de sağladığı bu üstünlüğe Türkiye’nin katkısını karşılıksız bırakmadı. Suriye Kürtlerine saldırmasına göz yumdu. Erdoğan yönetiminin takıntısı haline gelen Kürtlerin yaşadığı Suriye’nin kuzeyindeki bazı bölgeleri işgal etmesine sesini bile çıkarmadı. 

Sürdürülebilirliği tartışmalı bu işgal, aslında Erdoğan yönetiminin bugüne dek Putin’den alabildiği belki de tek tavizdir. 

LİBYA:

Erdoğan ve Putin, 2011’de Libya’nın Devlet Başkanı Muammer Kaddafi’nin öldürülmesi sürecinde de bugüne dek devam eden iç savaşta da farklı tarafları desteklediler. Hatta Rusya’nın paralı milisleri Wagner ile çoğu Suriyeli cihatçılardan oluşan Türkiye’nin paralı milisleri Libya’da birbirlerine karşı savaştılar. Bugünlerde BM tarafından Libya’da ulusal birliğin sağlanması için kurulan çözüm masasında Türkiye ve Rusya’ya yer verilmedi. Bütün yabancı güçlerin de ülkeyi terketmesi istendi. Buna rağmen Putin de Erdoğan da Libya’da şu anda bile farklı cephelerde yer alıyor.  

KARABAĞ: 

Türkiye’nin Suriye’den kaydırdığı paralı cihatçı milislerin desteğiyle Azerbaycan, Ermenistan’la arasında yıllardır bir çatışma bölgesi olarak duran Karabağ’a girince bunu fırsata çeviren Putin, arka bahçesi olarak gördüğü bölgede gücünü pekiştirme fırsatı yakaladı. Bu fırsatı kendisine sağlayan Erdoğan’ı kurulan masanın yanına bile yanaştırmadı. Yani yine farklı taraflarda yer aldılar. 

UKRAYNA: 

Erdoğan yönetimi, Kırım’ın ilhakından bu yana Ukrayna hükümetlerine destek veriyor. Her ne kadar Erdoğan, Kırım’ın ilhakına ilke olarak karşı olduğunu her fırsatta söylese de bugüne dek bu konuda Putin’e tek bir kelime bile edebilmiş değil. 

Ama Ukrayna ile geniş çaplı silah anlaşmaları yapmaya devam ediyor. Petro Poroşenko’nun Devlet Başkanlığı döneminde başlayan Erdoğan’ın küçük damadına ait  Bayraktarlar’ın ürettiği İHA ve SİHA’lar konusundaki işbirliği şimdiki devlet başkanı Volodimir Zelenski ile de sıkı sıkıya sürüyor. 

Üstelik de Donbass bölgesinde yer yer başlayan çatışmaların yeniden bir iç savaşı  ateşleyeceği endişeleri bu denli yükselmişken, geçtiğimiz hafta Zelenski’nin Erdoğan’ı ziyaret etmesi, Rusya tarafında Putin’e karşı bir meydan okuma olarak algılandı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, açık bir dille Türkiye’yi, “Kışkırtıcılardan uzak durun” diyerek uyardı. Donbass’taki çatışmalarda 10 binden fazla insan yaşamını yitirmiş, 25 bin dolayında insan yaralanmış, 10 binlerce insan evsiz kalmıştı. Şubat 2015'te, ayrılıkçılar, Rusya ve Ukrayna ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) temsilcilerinin imzaladığı bir anlaşma ile çatışmaların durulması sağlanmıştı.   

ABD’nin yeni yönetiminin Rusya ve Çin’e karşı NATO ittifakını güçlendireceğini açıkça ilan etmesi üzerine dikkatler yeniden Ukrayna’ya yöneldi. Çünkü Ukrayna’nın NATO’ya dahil edilmesi ve Donbass bölesinde yaşayanların da Rusya’ya katılmak ya da Ukrayna’dan ayrılmak istemeleri temelindeki meseleler bitirilmemiş bir kriz olarak her an patlamaya hazırdı. Gerginliğin artmasının Karadeniz’i yeniden tarafların savaş gemilerinin yığınağı haline getireceği bir sonuca yol açacağını tahmin etmek zor değil. 

Ukrayna’da sıcak çatışmaların başlaması halinde Karadeniz’e kıyısı olan bir NATO üyesi olarak Türkiye’nin bir kez daha Rusya ile karşı karşıya gelmesi de kaçınılmaz olacak. Bunun ilk işaretlerini de Montrö Boğazlar sözleşmesi restleşmesiyle gördük. 

Aslında ilk etapta saydığımız ve daha birçoğunu ekleyebileceğimiz bu örneklerde gördüğümüz gibi Putin ve Erdoğan, yıllardır birbirlerine karşı savaşan taraflarda yer aldılar. 

Buna rağmen, henüz ne kadarının geldiğini bilmesek de, Putin’in Erdoğan’a S-400’leri güvenle satması, soru işaretlerinden birisi. 

Bir diğer soru işareti de her seferinde Putin karşısında geri adım atmak zorunda kalan  Erdoğan’ı hala Putin’in en önemli müritlerinden birisi yapan şeyin arkasında yatanın ne olduğu.  

Rusya’nın Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov bile geçtiğimiz yıl bir soru üzerine bu garip ilişkiyi tanımlamakta zorlanmış “müttefik değil partneriz” diye durumu özetlemişti.

Müttefiklik bir yana düşman saflarda savaşan Erdoğan’ı Putin’e partner yapan konunun dış politika olmadığı ortada. O zaman geriye tek bir ihtimal yani iç politika kalıyor. 

Türkiye’de iç politika dediğimiz şeyin sadece ve sadece Erdoğan’ın koltuğunu nasıl koruyacağına endeksli olduğu herkesin malumu. Putin, sadece Erdoğan da değil Trump, Orban, Esat ve benzerlerinin desteğiyle dünyadaki gücünü arttırdı ve bu sorunu kendisine ömür boyu başkanlık yolunu açan bir düzenlemeyle kökünden çözdü. 

Ama partnerleri için bunu sağlayabildiğini söylemek zor. Giderdi, gitmezdi, darbe yapardı, yapamazdı derken, Putin uzunca bir süre inanamasa da, Trump çoktan gitti bile. Trump’ın gidişi, Putin’in diğer partner yani ortaklarının durumunun da pek sağlam olmadığını ortaya koyuyor. 

AKP iktidarı da bu gerçeği artık görmeye başladı ki, Putin ve Rusya çizgisinden çıkmanın, çıkabilmenin bir yolunu arıyor. 

Joe Biden hükümetine Erdoğan tarafından iktidara geldiği günden bu yana çok sayıda iyi ilişki mesajı yollandı. Ama ABD tarafı Türkiye’ye karşı hala kapı duvar... 

Yıllardır içerideki bekasını savaşlar ve gerginliklerle sürdüren AKP iktidarının bildiği en iyi politikalardan birisi bu savaşların ve gerginliklerin ayrılmaz bir parçası olmak. Bu kez de Ukrayna’da çıkacak olası bir iç savaşın muhtemelen Rusya - NATO çatışmasına dönüşeceği öngörüsü ile Türkiye şimdiden pozisyonunu almaya başladı bile. 

Kendisi de ekonomik bir kriz içerisinde olan Rusya’nın, Türkiye’ye bu alanda destek vermesi neredeyse imkansız. Buna karşılık Biden yönetimi, “Amerika geri döndü” diyerek dünyaya “güç odağı benim” mesajını veriyor. Gücünü pekiştirmek için de NATO ve Avrupa ile yakın işbirliği yapacağını ilan ediyor. Bu durumda iktidarını korumak isteyen liderlerin tümünün kendilerine ABD ve NATO’nun güvenli kolları altında yer aramaktan başka çareleri görünmüyor. Sahadan verilen mesajlara bakılırsa Erdoğan iktidarı çoktan bu durumun farkında.  

Ukrayna ile Türkiye arasında başta İHA ve SİHA’lar olmak üzere askeri ve silah işbirliği anlaşmaları zaten yürürlükte. Şimdi ise “Montrö de neymiş, gerekirse değiştiririz” noktasına varan açıklamaların yanı sıra Ukrayna’ya bazı özel harekat birlikleri yollandığı iddiaları Rus medyasında boy gösteriyor. 

Rusya’dan da ise konuda sert tepkiler geliyor. İHA ve SİHA’ların hava mayınlarıyla nasıl etkisiz hale getirileceğine ilişkin görüntüler, Rusya’nın bu kez Türkiye’ye karşı pek de toleranslı olmayacağının işareti sayılıyor. 

Şimdiden Ukrayna’daki olası bir iç savaşta NATO ve ABD’nin yanında saf tutmaya hazırlanan Erdoğan, bu konuda muhtemelen ABD’den işaret bekliyor. Çünkü, Türkiye’nin Ukrayna konusunda nasıl davranacağını muhtemelen Erdoğan’ın iç politik beklentileri belirleyecektir. 

Rusya’nın son yıllarda ABD dahil dünyanın neredeyse her köşesinde yapılan seçimlere müdahil olduğu iddiaları, yeni belgelerle ete kemiğe bürünüyor.  ABD, bu gerekçeyle Rusya’ya karşı sert yaptırımlar uygulamaya başladı. Erdoğan iktidarına Putin’in sağladığı desteğin ayrıntıları bilinmese de Türkiye’de yaşayan neredeyse herkesin bu lütuflar konusunda bir ya da bir kaç tahmini var. Şimdi sorun, iç politikadaki Putin desteğine benzer bir desteği ABD ve NATO Erdoğan’a verecek mi?   

Böyle bir destek gelmezse eğer, AKP iktidarının baş aşağı gidişinin önünde kimse duramaz. Bugüne dek “ulusal çıkarlar” adı altında AKP’yi iktidarda tutan bu savaşlara destek veren milli muhalefet bile çekip çıkaramaz bu iktidarı bu bataktan.