Belki de en başa dönmemiz lazım. Sezon başında üç büyükler arasında şampiyonluk şansı en az verilen takım hiç kuşkusuz Beşiktaş’tı. UEFA Şampiyonlar Ligi ön elemesinde elenmiş, üzerine UEFA Avrupa Ligi’nde de gruplara kalmayı başaramamıştı. Ve ilk maçta alınan Trabzonspor galibiyetinin ardından kötü bir sürece yuvarlanmış, düşme hatlarında gezinmişti. Öykü aslında burada başladı.

Sergen Yalçın kimsenin hayal bile edemediği bir şeyi başararak 15-16 futbolculuk dar bir rotasyondan tıkır tıkır işleyen bir takım yaratmıştı: Geçiş futbolunu çok iyi oynayan (ilk çıkış bu futbolla gelmişti), set hücumlarına sahip ve en nihayet rakibi önde basan ve boğan bir takımdı bu. Sergen Yalçın ve futbolcular altıncı haftadan sonra hiç arkalarına bakmadan yürüdüler. İlk yarı bittiğinde Fenerbahçe’nin iki, Galatasaray’ın ise beş puan önündeydi Beşiktaş. 

Ara transferde kadroya eklenen Cenk Tosun’la beraber yarınlara umutla bakıyordu Beşiktaş. Ancak sonra kilit pozisyonlarda oynayan futbolcuların ilerleyen yaşlarından sonra giderek düşen performansı (buna önce Atiba Huchinson ve Josef de Souiza’yı gösterebiliriz) ve sakatlıklar (özellikle de Vincent Aboubakar ve Cenk Tosun’un sakatlıkları) nedeniyle Beşiktaş’ta beklenmedik puan kayıpları yaşandı. O rakibi önde basıp boğan takım gitti yerine fırsat bulunca geçiş oyunuyla rakibi dağıtan, ama fırsat bulamayınca maçın ilerleyen dilimlerinde fizik kalitesinde düşüş yaşadığı için oldukça zorlanan bir takım ortaya çıktı.

Bu nedenle son dönemde Beşiktaş’ın yaşadığı çöküş çok sürpriz değildi. Ancak... Evet ancak... Beşiktaş’un üzülmek için sadece bir gecesi var. Yarın bu gözyaşları bitmeli ve Cumartesi gününe hazırlanılmalı, en azından mental olarak. Beşiktaş hâlâ avantajlı şampiyonlukta. Öyle ya, Göztepe’yi 1-0 yenmesi bile yetebilir, zira bu durumda Galatasaray’ın şampiyon olabilmesi için Malatyaspor’u 4-0 yenmesi gerekiyor.

Bu açıdan Beşiktaş’ın durumu El Cordobes’in yaşımına odaklanan meşhur romandaki boğa güreşçisinden farklı değil. El Cordobes boğayla o çok meşhur randevusuna çıkmadan önce ablasına şöyle seslenmişti: “Ağlama Angelita; bu akşam ya sana bir ev alacağım, ya da yasımı tutacaksın.”

Angelita o meşhur akşam kardeşinin yasını tutmadı. Bunu unutmamak gerek.