kadem'in cuma günü yayınladığı, istanbul sözleşmesi hakkında başlıklı metin  bu çok önemli sözleşmeye kendi bakış açısıyla ve ama gayet tutarlı bir biçimde sahip çıkarak iktidar bloğunda önemli bir yarılmaya işaret etti. bundan sora sözleşmeden çekilinmesi ihtimali düşük ve sözleşmeye karşı çıkarken kantarın topuzunu iyice kaçıran abdurrahman dilipak da artık hangi dağlara güvendiyse onlara kar yağmış! kendisinin –tıpkı kadınlara şiddet uygulayan erkekler gibi- bu yaptığını bir kahramanlık olarak göreceğinden, sunacağından, onunla aynı fikirde olan erkekler bulunacağından şüphem yok. onun da gurur duyacağı şey bu olsun, gayet yakışıyor!

daha önce de yazdım, tekrar hatırlatayım: kadem 2014 yılında istanbul sözleşmesi hakkında bir çalıştay düzenlemişti. bu çalıştay’dan sonra,  kadem hukuk komisyonu bir rapor yayınlamıştı. bu rapora dayanarak yapılan tespit ve öneriler içinde –hukukçu arkadaşlarımız daha iyi değerlendirir ama- önemli görünen noktalar var. örneğin: “Kanun metninde, “şiddete uğrayan ve uğrama tehlikesi bulunan ve çeşitli kurumlara başvuran kadınlara” “UZLAŞTIRMA ve ARABULUCULUK” önerilmeyeceğine dair hususun kanunda açıkça yer almaması bir eksikliktir.”

cuma günü yapılan açıklama –yine hukukçu arkadaşlarımız daha iyi değerlendirir ama- o önerilerin gerisinde. “erken yaşta gerçekleştirdikleri evlilikler sebebiyle mağdur durumda olan insanlar” ifadesi küçüklere cinsel istismarda bulunanların mağdurla evlenmeleri halinde ceza almamalarına kapı açabilir gibi görünüyor, örneğin. hukuka daha hakim bir gözle incelendiğinde, başka kritik noktalar da görülebilir ama bu açıklamanın politik anlamını değiştirmez.

amacım kadem’in açıklamasını eleştirmek değil, böyle bir şey yapsam, dikkate almayı bırak haberlerinin olacağı bile şüpheli. ama daha önemlisi şu ki, aynı konuda, örneğin kemal kılıçdaroğlu’na mikrofon uzatılsa daha ileri şeyler söylemeyeceğine inanıyorum; danışmanlar olmadan bu kadarını bile toplayabileceğine şüpheliyim. zaten mesele bizim söylediklerimizi başkalarına söyletmek değil, hedeflerimizi başkalarının benimsemesi ve hedeflerimizin gerçekleşmesi ve bu açıdan baktığımda bu açıklamanın, istanbul sözleşmesi’nin korunması açısından çok önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum ve hiç şüphe yok ki bu, twit atandan eylem düzenleyene kadar bütün kadın hareketinin ve esasen feministlerin başarısı. 

bunu inkâr eden olduğunu sanmam. ama solun önemli bir kısmının, kadın kurtuluş hareketi karşısındaki, başlıktaki cümleyle tanımlanabilecek, kendisini yargı layıcı, değerlendirmeci ya da hakem pozisyonunda gören tutumunun üzerinde durmaya değer bence. başarıyı takdir etmek tabii ki herkesin hakkı hatta görevi. ama o başarıdan öğrenmek de görevlerden biri. 

bilindiği gibi istanbul sözleşmesi erkek şiddeti konusunda hem türkiye hem de avrupa ülkeleri açısından önemli bir adım çünkü erkek şiddeti farklı ülkelerde farklı biçimleri öne çıksa da her yerde var.  iktidar bu sözleşmeden çekilmeyi savunurken kadın hareketi sözleşmenin uygulanmasını talep ediyor. yani savunmacı değil talep eden bir noktadan konuşuyor.  ama kampanyanın hedefi sözleşmeyle sınırlı, böylece çok geniş bir kesimin bir arada hareket edebilmesi, farklı kesimlerin destek vermesi sağlanabiliyor. kadınların kurtuluşu ve başka konularda farklı görüşleri olan gruplar ve kadınlar birlikte hareket edebiliyor. 

ayrıca kampanyada farklı mücadele biçimleri bir arada kullanılıyor. sosyal medyada konuyu gündeme getirme, gündemde tutma, farklı yönlerini ifade etme, sokakta ve sosyal medyada eş zamanlı eylemler ve aynı zamanda, konuyu sade, anlaşılır bir dille açıklayan, sözleşmenin uygulanmamasını ve sözleşmeden çekilmenin sonuçlarını ortaya seren röportaj ve açıklamalar yapılıyor.  kampanyanın araçları ve dili hiçbir kadın kesimini dışlamıyor. ama potansiyel faillerin yani erkeklerin desteği konusunda titizlikle sınır çiziliyor. 

en çarpıcı, farklı ve dikkat çekici olan nokta şu bence. öldürülen kadınlar anılırken intikama, hesap sormaya değil onları aramızdan alan koşulların değişmesine vurgu yapılıyor! 

her hareket gibi kadın kurtuluş hareketi için de kalabalıklaşmak, büyümek önemli ama bu temel hedef değil. güçlü bir hareket oluşturmak da çok önemli ama bu da esas amaç değil. temel hedef, toplumsal sonuçları olan bir değişiklik yaratmak. bugün bu, yasalarla ilgili, başka bir zaman başka bir konuda olur. kadınları nasıl harekete geçiririz, kadınları nasıl kendi örgütlenmemizin parçası haline getiririz noktasından yola çıkılmıyor. harekete katılan da, destek veren de sadece bir söylemin ya da eylemliliğin değil, dönüşümün, ufak da olsa bir zaferin parçası olacağını biliyor. bence solun bu fark üzerine düşünmesi gerekir.  

bugün sınıf hareketinin de önünde, tıpkı istanbul sözleşmesi gibi hayati olan temel bir mesele var; kıdem tazminatı! bununla ilgili iktidarın hedeflediği değişiklik, emekçileri köle haline getirecek, iş güvencesini ortadan kaldıracak, sendikal örgütlenmeyi imkânsız hale getirecek. bu kadar önemli bir konuda neden kadınlarınki gibi etkili bir çalışma yürütülemediğini sormak da görevimiz, sorumluluğumuz.