kimi muarızları gibi “ağzı iyi laf yapıyor” demeyeceğim ama şu kesin; hiçbir şeyi atlamıyor. dünya emekçi kadınlar günü konuşması yaptı mesela, evet emekçi kadınlar günü, kendi ifadesi. uygur türklerini ağırladı, askıda mama kampanyası yapıyor. tıpkı kılıçdaroğlu gibi, esnaf ziyaretlerinde. ikisinin de yolu bir türlü emekçilerin yanına düşmüyor. olsun, bizim arkadaşlarımız da hendek davasını, soma davasını takip ediyor.

türkiye’de ayak basmayacağı toprak kalmayacağı söyleniyor. gider tabii, siyasetçi, niye gitmesin. google’a göre diyarbakır’a da gitmiş, 2017’de. ve kürtçe/türkçe/zazaca pankartla karşılanmış, pankartta “baba ocağına hoş geldin” yazıyormuş. kendisi malum, izmitli ama babası diyarbakırlıymış. oluyor öyle şeyler. kendi ifadesine göre babası yunanistan’dan diyarbakır’a göç etmiş. başka kayıtlarda selanik’ten kocaeli’ye göçen bir ailenin kızı olduğu yazıyor. ama işte siyasette herkes bir gün diyarbakırlılığı tadıyor.

eşi tuncer akşener’in devrimci solcuyken, kendisinin etkisiyle ülkücü olduğunu söylüyor, söylüyorlar. sonra başka bir haberde, devrimci solcu yani keskin bir maocu, doğu perinçekçi olduğundan, aydınlık gazetesi sattığından söz ediliyor. tekzip etmek devrimci solculara düşer ama kendi bilgimle devrimci solculuk ve aydınlıkçılık arasında sıra dağlar olduğunu söyleyebilirim ve tuncer akşener’in değişimini hanımköylülükten ziyade öngörüye yormayı daha makul buluyorum. geleceği görmüş, aslı varken taklidine ne gerek var diye düşünmüştür, de diyebiliriz.

tek çocuğu var akşenerlerin, fatih akşener. 2012’de evlenmiş, nikâhını kadir topbaş kıymış, nikâh şahitleri recep tayyip erdoğan, cemil çiçek, devlet bahçeli, necmettin cevheri, inan kıraç ve fatih erbakan’mış. insan istese ne analizler yapar bu kadrodan diyeceğim ama politik analizin, tahmin yürütmenin -hele de haklı çıktığında- niyet okumak diye damgalanıp bir tür sinsilik, fesat gibi değerlendirildiği bir dönemdeyiz, nedense.

meral akşener, bugün yakın/uzak ama farklı yerlerde duran bu isimlerin temsil ettiği, türkiye sağının en kalın ortak hattından milim sapmış değil. bunu eleştirerek söylemiyorum, kırk yılı aşkındır siyasetin içinde olan bir kadın, neden çizgisinde değişiklik yapsın ki. izninizle altını çizeceğim, söylemlerinde değişiklik olabilir ama çizgisi neden değişsin ki.

meral akşener 1996-1997 arasında içişleri bakanlığı yaptı. mehmet ağar’ın halefi ve onunla aynı partidendi; doğruyol partisi. hdp eş genel başkanı pervin bulan’ın eşi savaş buldan’ın faili meçhul bir cinayete kurban gittiği haziran 1994’te içişleri bakanı olan nahit menteşe de aynı partidendi; önce süleyman demirel’in, o cumhurbaşkanı olduğunda tansu çiller’in başkanı olduğu, demokrat parti/adalet partisi çizgisinin devamcısı sayılan parti. meral akşener’in 28 şubat süreciyle ilintisi üzerine çok farklı iddialar var. içişleri bakanlığı sırasında ergenekon’u tasfiye etmeye çalıştığı söyleniyordu ama kendisi bu yıl yaptığı konuşmada, 28 şubat olmasa ergenekon’un da olmayacağını söylemiş.

insan değişir, buna bütün kalbimle inanıyorum. bu ülke, vicdanının sesini dinleyip, hayatını altüst etme pahasına işkenceyi teşhir eden işkenceci gördü. ama teşhir yoksa, pişmanlık yoksa, “değiştim” diyen bile yoksa, değişimin izlerini aramak, “bulmak” bir bana mı tuhaf geliyor?

kadın olmak tek belirleyen değil. o yüzden meral akşener’i, siyasete tepeden indirilmiş bir proje olan tansu çiller’le kıyaslamak haksızlık olur. akşener, sağın en kalın ortak hattında ilerliyor dedim yukarıda. bunun bir parçası erkekliği yüceltmektir. “erkekseniz…” onun söyleminin önemli bir parçası; ısrarla hatırlatacağım, egemen kültürümüzün bile onda dokuzunun kaçmak olduğunu teslim ettiği erkeklik. artık kimin için söyledi bilmiyorum ama “erkek demeye midem kalkıyor” dediği iki saniyelik video sosyal medyada dolaşıyor. nitekim kendisi de meclis’teki çoğu “adam”dan daha “adam” olarak övülüyor.

ama bu onu cinsiyetçi, erkek saldırılardan korumuyor. yine erkeklik, malum, kafasının, cesaretinin yetmediği yerde erkekliğini hatırlar ve onunla ilgili de rezil söylemler, iddialar bitmek bilmiyor! sağ siyasette yer alan, hatta sağ siyasetçilerin (bu tür ağızlara başvuran her siyasetçinin aslında sağcı olduğunu da hatırlatayım.) yer aldığı ortamlarda siyaset yapmak zorunda kalan her kadın bu türden saldırılarla karşılaşır, her biri farklı yöntemlerle baş eder. tansu çiller mesela, hiç umursamazdı. nimet çubukçu, bütünüyle geri çekilmeyi tercih etti. meral akşener, biraz da yaşının avantajıyla geri adım atmayıp üstlerine gidiyor. böyle yapmazsa önündeki yıllarda zorlanacağını bilecek kadar tecrübeli.

anketlerle bir siyasetçinin oyunun yükselmesi arasındaki ilişki çok kafa karıştırıcı bir hal aldı. o yüzden bir siyasetçinin oy oranı yükseldiği için mi anketlerde oy oranı yüksek görünüyor yoksa bir siyasetçinin oyu anketlerde yüksek göründüğü için mi oy oranı yükseliyor, emin olmak güç. ama meral akşener’in önümüzdeki yıllar içinde türkiye siyasetinde önemli bir rol oynayacağı aşikâr. siyaseti altüst eden yerel seçimlerinde oy oranı yüzde 4 civarındaydı (seçiminin kaderini “terörist olmadıkları sürece başının üstünde yerleri olanlar”ın yüzde 5’in üstündeki oyu belirledi.) ama bugün yüzde 11’lerde olduğu söyleniyor. geldiği nokta, dikkatli söylemlerinin, sabır ve sebatla kapı kapı gezmesinin ve belki anketlerin sonucu. “tanrı dağı kadar türk, hira dağı kadar müslüman” olan devlet bahçeli’nin taşralı bir havası var, erdoğan’ın yanında duruyor. akşener öyle değil, sadece “tanrı dağı kadar türk, hira dağı kadar müslüman” olmaktan değil yoksulluktan da söz ediyor. iktidara karşı, şehirli, gerçekçi ve kadın.

ona devlet bahçeli’nin ya da tayyip erdoğan’ın gözüyle bakmak ve gördüklerimizi sevmek mümkün. ama kendi bakışımızın gösterdiklere gözlerimizi kapatmaya gerek yok bence. bir kere, belki birkaç kere bağrımıza taş bastık, yine basmak zorunda kalabiliriz ama aklımızı peynir ekmekle yemedik değil mi.