Yine bir ‘güvercin tedirginliği'



Artı Gerçek

Cami hoparlöründen Çav Bella çalınmasını dillerinden düşürmeyen iktidar temsilcileri Ermeni kiliselerine yapılan saldırılara sessiz kaldı.


Erdoğan 4 Mayıs'ta "normalleşme planı"nı açıklarken "Ülkemiz içinde sayıları çok azalmış olmakla birlikte hâlâ varlıklarını sürdüren kılıç artığı teröristlerin eylem arayışlarına izin vermiyoruz" demişti.

"Kılıç artığı"nın kimler için söylendiğini bilmeyen yoktur artık. 

Erdoğan, kendince "teröristler" için söylüyordu. Ancak bu söz her söylendiğinde yaralanan kesim ise Ermenilerdi. Ve 18 yıldır iktidarda olan AKP’nin Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı bunu bilmiyor olamazdı. 

Nitekim Türkiyeli Ermeniler duydukları üzüntüyü dile getirdiler. Ve bu sözün kim için söylenirse söylensin "yanlış" ve "vahim" olduğunu vurguladılar. 

HDP milletvekili Garo Paylan'ın twitter hesabından yaptığı paylaşım duyulan üzüntünün özetiydi:

"Kılıç artığı” Ermeni Soykırımı’ndan hayatta kalan babaannem gibi yetimler için icat edildi. 

Her duyduğumuzda yaramızı kanatır bu ifade...

Vicdansız ifade..."

Erdoğan’ın bu sözlerinden dört gün sonra 8 Mayıs'ta Bakırköy'deki Dzınunt Surp Asdvadzadzni Kilisesi'ne bir saldırı yapıldı. Kilisenin kapısı ateşe verilerek yakılmak istendi. Olayın ardından gözaltına alınan saldırgan ifadesinde "Koronavirüsü bunlar bela ettiği için yaktım" dedi.

Paylan, kiliseye yönelik saldırı nedeniyle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya bir soru önergesi verdi. Ve sordu:

"Azınlıkların ibadethanelerine yapılan nefret saldırılarında, Cumhurbaşkanı’nın kullandığı “kılıç artığı” gibi nefret söylemlerinin rolü olduğunu düşünüyor musunuz?

Sıkça saldırıya uğrayan azınlıklara ait ibadethanelerin güvenlikleri için ne gibi tedbirler almaktasınız?

Bu nefret saldırılarının, geçmişte olduğu gibi devlet içindeki görünür veya görünmez odaklar tarafından yönlendirildiğini düşünüyorum. Aksini rahatlıkla söyleyebilir misiniz?"

Soylu’dan henüz bir yanıt duymadık. 

Ama 27 Mayıs'ta bu kez Kuzguncuk'taki Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi'ne saldırı yapıldı. Kapısındaki haç kırıldı. Görüntülerde saldırganın rahatlığı dikkat çekiyordu. Kameraların kendisini çektiğini biliyordu, dönüp poz veriyor sonra kapıya tırmanıyor ve haçı yerinden koparıp yere fırlatıyordu.

Yakalandıktan sonra "şeker hastası olduğunu ve bir anlık sinirle" olayı yaptığını söylüyordu. Suç dosyası hayli kabarık olan saldırgan savcılığın tutuklama istemine rağmen dün serbest bırakıldı.

Ve dün bu olurken Hrant Dink Vakfı, ölüm tehditleri aldığını açıkladı.

27-28 Mayıs tarihlerinde e-mail yoluyla ölüm tehdidi yapılmıştı Vakfa o çok iyi bildiğimiz tehdit diliyle hem de. "Bir gece ansızın gelebiliriz" diyerek Rakel Dink ve ailesi, avukatlar ve vakıf çalışanları ölümle tehdit edilmişti, "ülkeyi terk etmeleri" istenmişti.

Evet, Hrant Dink böyle bir ortamda öldürülmüştü. Şimdi Ermeni kiliselerine saldırılıyor, Dink ailesi, Dink Vakfı çalışanları ölüm tehdidi alıyor.

Ve bir haftadır İzmir'de cami hoparlörlerinden Çav Bella çalınmasını ağızlarından düşürmeyen, CHP'yi din düşmanı ilan eden hükümet temsilcileri Ermenilere yönelik bu saldırıları sessizce izliyorlar. 

Sadece Çav Bella olayının görüntülerini paylaştığı için CHP'li Banu Özdemir'i tutuklayanlar, söz konusu Ermeniler olunca saldırganı serbest bırakıyor. (Özdemir bir haftalık tutukluluğunun ardından dün serbest bırakıldı.)

Bizzat hükümet temsilcilerinin ırkçı, ayrımcı nefret dili şiddeti körüklüyor. Ülkenin dört bir yanında devlet eliyle büyütülen bir şiddet sarmalı yaşanıyor. Ve Dink ailesi ölüm tehdidi alıyor.

Sosyal medyadan “Yeşil“ ve “JİTEM“ imzasıyla siyasiler, gazeteciler ölümle tehdit ediliyor.

Türkiye’nin çekilmek istendiği nokta herkesi yakacak boyuta doğru gidiyor.

Dün Çiğdem Toker’in yazdığı Emniyetin 1 milyon plastik mermi, 10 bin gösteri el bombası, 5 bin taarruz el bombası, 103 bin 500 biber gazı, 44 bin cop alım ihalelerini de bunlara eklemek lazım.

Bütün bunların tetiklenecek bir kitlesel provokasyonunun hazırlıkları olmasından endişe ediyor insan.

Yine bir ‘güvercin tedirginliği.’
 

YAZARIN TÜM YAZILARI