Bu yıl 25-26 Haziran’da Londra’nın Middlessex Üniversitesi’nde üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Kürt Çalışmaları Konferansı'na üç kıtadan çok sayıda araştırmacı sunumlarıyla katıldı. HDP eski milletvekili Osman Baydemir, Prof. Abbas Vali, İbrahim Doğuş (Center for Kurdish Progress) gibi isimlerin yanı sıra üniversitenin rektör yardımcı ve sosyal bilimler dekanı Prof. Anna Kyprianou da konferansta birer konuşma yaptı. Middlesex Üniversitesi'nin ev sahipliğini yaptığı konferansa, Minority Rights Group International, Center For Kurdish Progress ve Kurdish Research Network gibi uluslararası kurumlar destek verdi. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi de katılımcılara özel hazırlanan kırtasiye hediyesi ile konferansa destek oldu.

Yeni nesil araştırmacıların Kürtler ve Kürdistan hakkında son dönemlerde neyi merak edip araştırdıklarını merak ettiğimden konferansa ben de dinleyici olarak katıldım. Bu vesile ile yeni araştırmacılar, yeni araştırma konuları, yeni soruları dinleme, öğrenme fırsatı buldum. Toplumsal cinsiyet, göç, eğitim, ekonomi, çatışma çözümü, barış, Kürtlerin statüsü gibi Kürtleri ve Kürdistan coğrafyasını çok yakından ilgilendiren konularda oldukça yetenekli akademisyeni dinlemek, Kürt meselesinin demokratik çözümüne ve Kürtlerin geleceğine dair umutları diri tuttu. Öyle ki bugün özellikle Türkiye’deki kimi akademisyenlerin kaleminden savcılık veya polis lugatıyla yazılan rapor ve akademik çalışmaların yarattığı toksinik duygu karşısında, hakikati özgürlük, eşitlik ve adalet ekseninde arayan akademisyen sayısı ve akademik çalışmaların arttığını görmek sevindirici oldu. Konferans bu anlamda da Kürt meselesinin çözümü, anlaşılması ve gelecekte yaşayacağı dönüşümün ipuçlarını göstermesi bakımından verimli oldu. Tüm bu boyutları konferansın düzenleme komitesinde yer alan Dr. Naif Bezwan ve Dr. Janroj Keleş ile söyleştik….Söz sırası onlarda…

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen Kürt Çalışmaları Konferansı organizasyon komitesinde yer aldınız. Kısaca bize böyle bir konferans yapma fikrinden bahsedebilir misiniz?

Dr. Janroj Keleş: Öncelikle isimlerini tek tek anamadığım, konferansa büyük katkılar sunan konferans düzenleme komitesinde yer alan tüm meslektaşlarıma, tüm katılımcılara ve de konferansa değerli mesajlarıyla destek veren herkese teşekkür ile başlamak istiyorum. İlk konferansımızı Middellex Üniversitesi'nde 2016'da Kürt Diasporası konusunda yaptık. O dönem Britanyalı Kürt gençleri üzerine yaptığım bir araştırma projem vardı ve projenin bir parçası olarak projeye finansal destek veren The British Institute For The Study Of Irak kurumuna böyle bir konferans yapacağımızı vaat etmiştik. Böylece ilk konferansımızı yapmış olduk. İkincisini ise 2017’de yine aynı kurum ve ilk konferansa katılan akademisyenlerin katkılarıyla gerçekleştirdik. 3. Uluslararası Kürt Çalışmaları Konferansı'nı da “Değişen Ortadoğu'da Kürdistan Meselesinin Değişen Dinamikleri” başlığı altında 25-26 Haziran tarihleri arasında yine Londra'daki Middlesex Üniversitesi'nde gerçekleştirdik. Konferansa Brezilya, Meksika, Amerika, Kanada, Japonya, Çin, Avrupa, Kürdistan ve Orta Doğu ülkelerinden farklı disiplinlerde çalışan 83 akademisyen sunumlarıyla katıldı.

Dr. Naif Bezwan: Ben de Janroj’un teşekkürlerine canı gönülden katılıyorum. En başından itibaren değerli katkılarıyla bu konferansın gerçekleşmesinde emeği geçen organizasyon komitesinde yer alan tüm değerli arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Diğerlerinden farklı olarak bu konferansı biraz faklı şekillendirdik. İlk olarak, konferansın tematik alanlarını geniş tutan yani göç ve diaspora konularını da kapsayan fakat bunlarla sınırlı olmayan disiplinler arası bir konferans düzenleme fikri şekillendi. İkincisi, Kürdistan'ın farklı coğrafyalarında çalışmalarını yürüten akademisyenlerin düzenleme komitesinde yer almasını önemsedik. Ayrıca mutlaka Barış Akademisyenlerinden arkadaşlarımızın bu komitede yer almasına büyük önem atfettik. Örneğin Mardin Artuklu Üniversitesi'nde işinden atılan değerli bilim insanı ve arkadaşımız Selim Temo komitede yer alma önerimize olumlu cevap vererek katılımda bulundu. Dolayısıyla hem tematik olarak daha kapsamlı hem de farklı akademik disiplinlerde çalışan meslektaşlarımızın çağrıcı olduğu bir konferans düzenledik. Konferansa katılım ve ilgiye bakılırsa bu yöntemin etkili olduğu görülüyor. 22 ülkeden 130 akademisyen araştırmalarıyla konferansa müracaat etti. Bu konferansı düzenlemedeki temel motivasyonlardan biri de Kürtlerin sadece bir araştırma nesnesi olarak ele alan yaklaşımların dışında bir seçenek geliştirmekti.

3. Uluslararası Kürt Çalışmaları Konferansının temel amaç ve hedefleri hakkında ne söylenebilir?

Dr. Keleş: Ortadoğu’da, Kürdistan’ın dört parçasında ve de Kürt diasporasında hızla gelişen farklı politik ve sosyal değişimleri anlama, araştırma, değerlendirme ve belli sonuçlara ulaşmak son derece elzem duruma geldi. Buradan hareketle bu konferansın düzenlenmesi çalışmalarına başladık. İlkin, farklı ülkelerde Kürt çalışmaları alanında yapılan nicel ve nitel verilerin ve eleştirel bilginin ortak akademik bir mekanda sunumu, paylaşımı ve de tartışılmasını sağlamak ve giderek disiplinler arası bir akademik söylemin oluşmasına katkıda bulunmayı hedefledik. İkinci olarak, son dönemde Kürtler ve Kürdistan üzerinde farklı ülkelerde farklı disiplinlerde yapılan araştırmalar, farklı vaka analizlerini ve de dağınık olan bilgi birikimini bir araya getirip bu araştırmacılar arasında bağlantılar kurmak istedik. Üçüncüsü, buna bağlı ve daha geleceğe dönük olarak farklı coğrafyalarda ve disiplinlerde çalışan akademisyenleri, uluslararası araştırmaları, yayın ve de kurumsal ilişki kurmaları, bir ağ oluşturmaları için bir araya getirmek istedik. Son olarak, var olan akademik birikim ve analizleri Kürt ve uluslararası siyasal kanallara ulaştırmaya, bilgi, birikim, veri ve analizleri siyasetçilerin gündemine taşıyarak var olan toplumsal ve siyasal sorunların çözümüne bir katkı sunmayı umut ettik.

Açılış konuşmalarınızda iki tema ön plana çıktı. İlki küresel düzeyde Kürt çalışmaları ve araştırmalarına olan ilginin artması ve ikincisi ise Kürt çalışmalarının üniversitelerde hala kurumsallaşamaması, bu konuda üniversitelerin cesur olamamaları. Küresel düzeyde artan ilgi ve kurumsallaşma konusunda gösterilen "cesaretsizliğin" nedenlerini nasıl açıklıyorsunuz?

Dr. Keleş: Son dönemde Kürtler konusunda yayınlanan kitaplar ve akademik makalelerde bir artış olduğu kesin. Yine Kürt ve Kürdistan konusunda master, doktora ve akademik çalışma yapan akademisyenlerin sayısı da hızlı bir şekilde arttı. Sadece bu sene takip ettiğim kadarıyla Kürdoloji Çalışmaları alanında Central Florida Üniversitesi, Dohuk’ta Newroz Üniversitesi’ Chicago’da Northeastern Illinois Üniversitesi ve Serbest Vakfının Northeastern Üniversitesi ve bizim Middlesex Üniversitesi’ndeki konferansla birlikte 5 önemli konferans düzenlendi. Bana göre Kürdoloji Çalışmalarına dönük bu yoğun ilginin farklı nedenleri var. Birincisi, Kürtler artık Ortadoğu’da giderek bir bölgesel aktör haline geldi. Konferans çağrısında da belirttiğimiz gibi, Kürdistan’a hükmeden eden devletler, 20. YY.’da en baskıcı devlet politikalarını ve devlet terörünü uygulayarak, Kürtlerin uluslaşma ve kendi kaderini tayin etme arayışını engellemeye çalıştılar. Ancak 21. YY.’ın başında, çeşitli siyasi gelişmeler ve siyasal mücadeleler sonucunda, Kürtler artık marjinal konumlarından çıkıp politik ve askeri güç olarak bölge de aktör durumuna geldi. Irak’ta 2003’te yaşanan rejim değişikliği, Suriye’de devam eden iç savaş ve İŞİD’in ortaya çıkışı ve de bölge devletlerinin ”proxy savaş” stratejileri, yalnızca Ortadoğu’daki güç dengesini değiştirmeyen, aynı zamanda Kürtlerin küresel siyasetteki algı ve konumlarını değiştiren olayları dönüm noktaları arasında sayabiliriz. Kürdistan Bölgesinin 2005’teki Irak Anayasası’nda uluslararası yasal bir konuma geçmesi ve tanınması ile Kürdistan ulus devletler topluluğunda bir şekilde “de-facto state” olarak yerini aldı. Kürdistan-Irak'ta Kürdistan Bölgesel Hükümeti'nin kurulması, Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu ve Kürdistan-Türkiye’deki Kürt siyasi partilerin yükselişi, Kürtlerin uluslararası politikadaki siyasi görünürlüğünü sağladı. Kürtleri ayıran eski sınırlar, giderek daha etkisiz hale geldi. Bu önemli gelişmeler, baskıcı bölgesel devletlerin egemenlik krizini gittikçe derinleştiriyor. Ortaya çıkan bu yeni siyasi coğrafya ve Kürtlerin görünürlüğü ile eş zamanlı olarak, Kürdistan Meselesi, Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkı, Kürt politik hareketleri, Güney Kürdistan’daki bağımsızlık referandumu sonrasındaki gelişmeler, Rojava’daki gelişmeler üzerine yapılan bilimsel çalışmaların sayısını son yıllarda hızla artırdı.

Konferansa gönderilen tebliğlere baktığımızda, toplumsal cinsiyet ve Kürt kadınlarının sosyal ve siyasal mücadelesine dönük bilimsel ilginin de arttığını görüyoruz. Bu tabii ki hem Kuzey Kürdistan hem de Rojava’daki Kürt kadın hareketlerinin kendi kimlikleriyle erkek egemen topluma karşı yeni bir söylem kurmaları, politik temsiliyet için verdiği önemli mücadele ile yakından ilgili. Bunlar, hem Avrupa'da, hem Ortadoğu'da cinsiyet alanında çalışan birçok akademisyeni etkiliyor.

Dr. Bezwan: Günümüzde küresel çapta Kürdistan çalışmaları yapan, Kürt çalışmaları yapan bilim topluluğu artık var. Çin'den Amerika'ya kadar çok geniş bir coğrafyaya yayılan bir alanda Kürt çalışmaları yapan akademisyenler var. Fakat bu küresel ilgi ile Kürt çalışmalarının kurumsal yapılanması arasında bir çelişki söz konusu. Şöyle ki artan küresel ilgiye karşı, yani Kürt toplumunun siyaset, kültür, tarih, göç, diaspora, dil ve bütün parçalarının çok değişik boyutları küresel çapta akademik çalışmaların konusu olmasına karşın, akademik yayın sayısı, doktora çalışmaları bu alanda giderek artıyor olmasına karşın, Kürt çalışmalarının kendisi üniversitelerde hala hak ettiği kurumsal yapıya kavuşmaktan uzak duruyor.

Yapısal sorunlar da var, fakat birçok faktör etkili. Örneğin Japonya'da Tokyo Üniversitesi'nde Kürtçe ders verilmesi için bir karar alındı. Bu süreci yaşayan arkadaşların anlatımlarından biliyoruz. Türk Devleti'nin bizzat müdahil olduğunu söylediler. Bu basında da yer almıştı. Bu türden baskılar var ve dolaylı da doğrudan da olabiliyor. Batıdaki üniversiteler Kürt çalışmalarına dair olumlu bir karar verdiğinde acaba Türkiye, İran veya Irak'tan okumak için üniversiteye gelmeyi planlayan öğrencilerin sayısında bir azalma olur mu gibi kaygılarla hareket edebiliyorlar. Bu tür müdahale biçimlerini bir de üniversite yönetimlerinin Kürt meselesine, Kürtlere dair algı ve bakış açılarını da eklemek gerekir. Bir diğer husus ise şu: Özellikle 2003'ten sonra Kürdistan Bölgesel Hükümeti, Kürd çalışmalarının akademik düzeyde kurumsallaşmasına büyük bir destek sundu. Fakat son yıllarda bu desteğin kısmen gerilediğini gözlemliyoruz. Ayrıca yapılan çok büyük değerli yatırımların da maalesef etkili bir biçimde yapılmadığını görüyoruz. Yatırımları somutlaştırmak gerekirse, örneğin Kürdistan hükümeti bir üniversitede Kürt çalışmalarının kurumsallaşması için maddi yardım yapıyor. Bu yardımları diyelim ki sadece beş yıllığına yapıyor. Doktora öğrencilerine, öğrencilere burslar veriyor vs... Önemli sonuçlar elde ediliyor. Fakat beş yıl bittikten sonra bu yardımlar kesilince açılan bölümler kendi kendini sürdüremiyor ve ayakta kalmakta oldukça zorluk çekiyor. Ve dolayısıyla yardımların kesilmesi ile akademik araştırmaların azalması arasında bir paralellik görülüyor. Herhangi bir kurumun adını burada zikretmeyi gerekli görmüyorum fakat çok somut örnekler var ve bunlar biliniyor.

 

Şu andaki mevcut akademik çalışmalar, Kürt ve Kürdistan sorununu nasıl açıklıyor? Bunların eksikleri neler? Birde bu akademik çalışmaların Kürt Sorununun, Kürdistan Sorununun çözümüne katkısı nedir?

 

Dr. Keleş: Akademik çalışmalar, sorunu tanıma, teorileştirme ve sorundan kaynaklanan insani trajediyi aktarma; politik, ekonomik, sosyal ve kültürel sorunların yol açtığı sonuçları inceleme ve farklı disiplinlerin perspektifinden farklı çözüm yollarının teorik olarak analizlerini yapıyor. Son dönemdeki akademik çalışmaların Kürt ve Kürdistan Meselesini anlama ve tanımlama konusunda değerli katkıları oldu. Yıllarca varlığı inkar edilen bir toplum hakkında önemli eleştirel bilgi oluştu. Bugün halen Kürdistan Meselesini kültür, azınlık ve ya insan hakları bazında değerlendiren akademik anlayışların yanı sıra, Kürdolojinin dekolonizasyonu ve de sorunu “kendi kaderini tayin hakkı” perspektifinde değerlendiren çalışmalar da var. Bu alanda yapılan çalışmalar hem Kürt siyasal hareketlerini ve toplumunu karşılaştırmalı örneklerle inceliyor hem de uluslararası kurum ve kuruluşlara bir referans niteliği oluşturuyor. Örneğin dünyadaki çatışmaların çözüm konusunda önemli bir bilgi birikimi oluştu. Bunun yanında Kürt sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik yapılarının incelenmesi ve bunların Kürdistan Meselesinin çözül(me)mesindeki rolleri ele alındı. Bu araştırmaların çoğunun en önemli sorunu, büyük nitel ve nicel veri kullanmamaları. Çoğu araştırma daha çok küçük vaka analizleriyle sınırlı kalıyor. Tabii bu araştırmacıların kabiliyetinden çok, maddi kaynak eksikliğinden ve de Kürtlerin halen kurumsallaşmış profesyonel araştırma merkezlerinin eksikliğinden kaynaklanıyor. Büyük nitel ve nicel veriler kullanmayınca, birçok araştırmanın geçerlilik ve güvenilirlik sorunu ortaya çıkıyor. Buna ek olarak bölge devletlerinin sistematik olarak Kürdistan ve Kürtler konusundaki çalışmaları engelleme, sınırlama girişimleri ile manipülatif bilgi üretme, Kürdistan çalışmalarının ülke düzeyinde gelişmesinin önünde en büyük engellerdir. Örneğin Mardin Artuklu Üniversitesi bir süre önce büyük umutlarla kurulan Kürdoloji bölümünün durumu veya Barış için Akademisyenlere yapılan kıyımlar bu baskıcı engellemelerin en son örnekleridir.

Naif hoca, Kürt çalışmalarının "dekolonize" edilmesi gerektiğini konuşmanızda bilhassa vurguladınız. Bununla tam olarak neyi ifade etmek istediniz? Kürt çalışmaları nasıl dekolonize olur?

Dr. Bezwan: Kürdistan'la ilgili sistematik bilimsel bilgi üretmek, hiç bir zaman tek başına tarafsız bir süreç değildir. Üretilen bilginin, Kürdistan'da adaletin, barışın, demokrasinin tesis edilmesine katkı sunması gibi bir beklenti ve umudu ifade ediyor. Çünkü eğer bir toplum hakkında üretilen bilgi o toplumun güçlenmesine, kendini daha iyi yönetmesine, daha iyi şartlar altında yaşamasına imkan vermiyorsa, kolonyalist veya oryantalist bir anlayışla bu bilgi üretiliyorsa, bunun sorunlu bir yaklaşım olduğunu ifade etmek istedim. Kürdistan çalışmalarında bu sorunu çok net görebiliyoruz. Aslında Kürdistan'ın dekolonize edilmesi, yani Kürtlerin kendi öz yönetimlerini oluşturma süreçleri ile Kürdistan çalışmalarının dekolonize olması paralel yürüyen süreçler olarak görülmelidir. Bunların birbirilerini besleyen iki faktör olması gerekiyor. Bu konferans ile bizim umudumuz ve bundan sonra yapılacak olan çalışmalardan beklentimiz, bu iki amacın aynı zamanda göz önünde bulundurulmasıdır. Bu yaklaşım, yapılan araştırmaların bilimsel niteliğine zarar verecek bir şey değildir, bilakis baltayı daha derinden vurmaya dönük cesaret ve motivasyona katkı sunacaktır.

Yani Kürt ve Kürdistan meselesi sadece bir akademik çalışma alanı değil, bilginin o toplumun özgürleşmesine epistemolojik düzeyde de bir katkısının olması gerektiğini söyleyebilir miyiz?

Dr. Bezwan: Kesinlikle yeni bir epistemolojinin, özgürleştirici bilginin üretilmesi oldukça önemli. İki eğilim var aslında. Birincisi, bir Kürt olarak Kürtler üzerine akademik çalışma yapamazsınız anlayışı. Bu ırkçılığa kadar varan bir düzlemde problemli bir yaklaşım. Bunun karşısında şöyle bir eğilim gelişiyor. Bu da bana göre makul bir eğilim olarak görülmemeli. Kürtlerle ilgili en iyi bilgi ve araştırmaları sadece Kürtler üretebilir anlayışı. Bence Kürtlerle ve Kürdistan'la ilgili bilgi üretimine Kürt olmayan araştırmacı ve akademisyenleri özellikle teşvik etmek gerekiyor. Fakat buradaki temel kıstas, buna sadece bir araştırma nesnesi olarak yaklaşılmamasıdır. Özellikle sosyal bilimsel alanda üretilen bilgiler sonuçları ve etkileri olan bilgi üretim süreçleridir. Dolayısıyla bu, araştırma yapan insanları daha sorumlu kılıyor. Bu sorumluluk iki boyutta. Birincisi akademik /bilimsel standartlar karşısındaki sorumluluk. İkincisi, sosyal etkiler açısından doğacak sonuçlara karşı sorumlu hissetmek gerekiyor.

Konferansın çağrısında Kürt Sorunundan öte, Kürdistan sorunundan bahsediyorsunuz. Meseleyi Kürt Sorunu olarak değil de, Kürdistan sorunu olarak tanımladığınız zaman, çözümü de bu çerçevede yeniden düşünmek gerekiyor. Janroj hoca, siz Kürdistan sorunun çözümünü nasıl tarif ediyorsunuz, hangi modeller en uygun çözüm olarak görünüyor size?

Dr. Keleş: Biz „Kürdistan Meselesi“ konusunu konferansın özellikle ana teması yaptık. Bunun nedeni de Kürdistan meselesinin hem Irak ve Suriye devletlerinin işlevsizleşmesi ve hem de İŞİD sonrası yeniden yapılanan Ortadoğu ile birlikte yeni bir siyasi aşamaya geçilmesiyle ilgili. Kürtlerin varlığını inkar etme, asimilasyona tabi tutma, organize olmuş devlet şiddetiyle ezme, marjinalleştirme ve dışlama eğiliminde olan etno-merkezli ulus inşa projelerinin sonuna geldik. Türk, İran, Irak  ve Suriye rejimlerinin inkar ve şiddete dayalı etno-merkezli ulus inşa projeleri, doğal olarak, baskıcı devletler ile baskı altına alınan Kürtler arasında hegemonya mücadelesine neden oldu. Bu hegemonya mücadelesi 2000‘lere kadar farklı şekilde tanımlandı. 70’ler bir sosyal hareket, 80’lerde insan hakları ve 90’larda “Kürt sorunu” çerçevesinde tartışıldı. Hali hazırda Kürdistan Meselesi federalist ve konfederalist özerklik projeleri ile ilgili akademik tartışmalara konu olmakta. Ben federalist ve konfederalist özerklik projelerini, Kürtler ile Kürdistan’a hükmeden eden devletler arasında devam eden mücadelede bir ara aşama olarak görme eğilimi taşıyorum. Yani bugün var olan statükoyu değiştir(me)menin sonucu olarak gelişen siyasi bir durum. Ama bugün var olan baskıcı ve inkârcı hegemonik tahakküm, mutlak bir güce sahip değil. Değişen ittifaklar sonucu her an dönüşebilen ve duruma göre kendisini yeniden konumlandırmak durumunda kalan güçler söz konusu.

Fakat önemli gelişmelerden biri, Kürtlerin artık Ankara, Tahran, Bağdat ve Şam’dan yönetilmeye tahammüllerinin kalmaması. Yani Kürdistan’ı Ankara, Tahran, Bağdat ve Şam’dan yönetme krizi, artık hem yerel de hem de uluslararası bazda sorgulanan bir durum. Artık Kürdistan Meselesi, insan hakları, azınlık hakları, kültürel haklar ekseninden tartışılan „Kürt sorunu“ olmaktan çıktı. Ortadoğu’da bölge devletleri arasındaki rekabet, 'denge gücü' için yaptıkları “proxy war’ sonucunda, “Kürt sorunu”, artık bölgesel (teritoryal) bir formata dönüştü.

Peki ama uluslararası güç dengeleri de söz konusu. Amerika, AB, İran, Rusya gibi küresel aktörler bu tür çözümlere nasıl yaklaşıyor veya destekliyor mu?

Dr. Keleş: Kürdistan Meselesi, Kürdistan’ın her parçasına sıkıştırılmış bir „Kürt sorunu“ olmaktan çıktı ve Kürdistan’a hükmeden eden devletlerin Kürdistan’daki „iç ve dış sınırları” üzerindeki hegemonya mücadelesi giderek Kürtler ile bölge devletleri arasında uluslararası bazda “çekişme ve müzakere” sürecine girdi. Bu durumun şimdilik Suriye ve Irak’ta yaşanmasına rağmen, ileri süreçlerde diğer parçaları da etkileyeceğini düşünüyorum. Bu bağlamda, Kürdistan Meselesi uluslararası çözüm gerektiren bir sorundur. BM, AB, ABD ve Arap Birliği, onlarca yıllık soruna barışçıl bir çözüm bulmada rol oynamaları gerekiyor. Özellikle AB’nin bu konuda daha aktif olması gerekiyor. Çünkü eğer Türkiye, AB'nin coğrafik olarak bir parçası kabul ediliyorsa, Kuzey Kürdistan Avrupa'nın en son kolonisidir. Kuzey Kürdistan’da şehirlerin bombalanması, insanların yerinden edilmesi ve de binlerce insanın hapiste tutulmasına ses çıkarmamalarının en önemli nedeni, bu durumu sürdürmek istemeleri ile ilgilidir. Bundan dolayı Türk Devleti’nin Kürtleri ezme politikalarını bir şekilde sürekli desteklediler. Bu ekonomik ve politik destek, bir noktadan sonra silah desteğine de dönüştü. Örneğin 90’larda Türk devleti Alman Leoparları ile Kürt köylerini bombalayıp yıktı. O yüzden Kuzey Kürdistan sadece Türkiye'nin değil, Avrupa'nın son büyük kolonisidir. Avrupa Türkiye'ye bu kadar destek vermezse, Türkiye başka çözüm seçeneklerini düşünmek zorunda kalabilir. Hatta Erdoğan rejimine o kadar çok eleştiri yapmalarına rağmen, bildiğim kadarıyla AB genişlemesi politikaları kapsamında her sene 600 milyon Avro yardım yapmaya da devam ediyorlar.

Peki ama uluslararası devletler sisteminin, mevcut devletlerin istikrarını sürdürmesi için verdiği desteğe rağmen barışçıl bir çözüm yine de mümkün mü size göre?

Dr. Keleş: Bana göre, Kürtlerin kendi kaderini tayin etme hakkını engelleme çabası “zorla evlilik” kavramıyla açıklanabilir. Sizin de çok yakından bildiğiniz gibi, Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını engelleme, şiddete, baskıya, diktatörlüğe ve soykırıma yol açtı ve açmaya da devam ediyor. Bu aynı zamanda bölgede savaşa, ekonomik ve politik istikrarsızlığa neden oldu. Coğrafik olarak tanımlanmış bir bölgede yaşayan insanları, iradelerine karşı bir devletin parçası olmaya zorlamak uzun vadede mümkün değildir. Kürtler hiç bir zaman ne Türkiye ve Irak ne de İran ve Suriye devletleri tarafından eşit bir vatandaş olarak görülmedi ve kimlikleri tanınmadı. Bölge devletlerinin ayrımcı ve şiddete dayalı politikaları Kürtleri daima düşman olarak hedefe koydu. Bu şartlar altında, yönetilebilir “dostane boşanma”, bölgenin çıkarları doğrultusundadır ve bölgede daha fazla istikrara katkıda bulunacaktır. Bu noktadan hareketle, Kürdistan meselesinin "soft power" denilen yöntemle çözülmesi gerekiyor. Bana göre Kürdistan meselesinin uzun vadede Çek ve Slovakya’nın 1993’te yaptıkları Velvet Divorce (Kadife Boşanma) yöntemiyle çözülme ihtimali olabilir.

Her ikinize de cevaplarınız için çok teşekkür ederim.