Tartışma ve itirazlar özelde İstanbul üzerinde yoğunlaşmış olsa da, sandık sonuçlarına genel olarak her yerden itirazlar gelmekte. İktidar partisi AKP ve onun yancısı MHP, sesi en güçlü çıkanlar ve yaptığı tüm itirazalar bağımsız (!) yargı mensubu il/ilçe seçim kurulu hakimleri tarafından kabul ediliyor.

Basına ve sosyal medyaya yansıdığı kadarıyla AKP ve MHP hangi gerekçelerle sonuçlara itiraz ediyor? Öncelikle şunlar:

Oyların sayımında yapılan maddi hatalar

Partilerin aldığı oyların sayım cetvellerine yanlış aktarımı

Birleştirme tutanaklarına oy sayılarının yanlış yazımı

Bunlar aslında Türkiye’nin her seçiminde yaşanan, bilindik, sıradan vakalar. Her kurban bayramında, bıçaktan kaçan dana hikayeleri gibi… Fakat bunlar seçim sonuçlarını değiştirecek boyutta olmuyor. Nasıl ki kaçan dananın makus talihi değişmiyorsa (Rize’den Sürmene’ye kadar yüzen Ferdinand’ı unutmadan elbette)

AKP yancısı Devlet Bahçeli, artık suyu çıkmış olan bu hataları görünce tez zamanda seçim yönteminin değiştirilmesini önerdi ve akla ziyan şu öneriyi yaptı: İl ve Büyükşehir ilçelerinde başkanlık seçimi yapılmasın, bunun yerine seçilen her il ve büyükşehir belediye başkanı, ilçe başkanlarını atasın. BBP başkanı (bir diğer yancı) Mustafa Destici, bu öneriyi bir fikir olarak değerlendirdi ve tersi de mümkün olur diyerek daha “makul” sayılabilecek bir başka öneri de bulundu. İlçe başkanları kendi aralarından il ve büyükşehir başkanlarını seçsin dedi.

Oy kullanımı ve sayımının dijitalleşmesini önerenler de oldu, TC kimlik numarasıyla kullanılsın diyen de… Oysaki bu sorununun en kolay ve demokratik çözümü merkeziyetçilikten kurtulup idari yapının adem-i merkezileşmesinden, yetki ve yönetim bakımından yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden geçiyor. Her yerel yönetim bölgesinin, tarihini kendisinin belirlediği, kendi yerel kaynaklarını ve insan gücünü kullandığı bir seçim organizasyonunda yukarıda sıralanan şikayetler en asgari düzeye inecektir.

AKP ve MHP’nin itirazları sadece bunlarla sınırlı değil elbette. Aşağıdaki itirazlar ile AKP ve MHP, bir bakıma seçim öncesi yaptıkları usulsüzlükleri itiraf ediyor. Evet tüm bunlar aslında birer itiraftır. Örneğin MHP Kars’ta önce sayıma itiraz etti, istediği sonuçları alamayınca bu kez seçimlerin yenilenmesi müracaatında bulundu. Gerekçelerden biri ise er ve erbaşlara oy kullandırılmış olması. Silah altında bulunan er ya da erbaşlar askerlik kanunu gereğince seçimlerde oy kullanamıyor. Oy kullanma hakkı bulunan rütbeli, meslekten askerler ise diğer vatandaşlar gibi ikamet yerlerinde oy kullanabiliyor. Askerlik hizmetleri arasında, herhangi bir partiye seçim kazandırmak için seçim bölgesi dışında oy kullanmak yazılı değil. Böyle bir hak, askerlere herhangi bir kanunla tanınmış da değil.  

MHP’nin itirazına konu olan bu ‘şaibe’ yöntemiyle AKP’nin Kürdistan’ın pek çok il ve ilçelerinde askerlere, polislere oy kullandırdığı raporlara yazıldı ve haberlere konu oldu bile. AKP’nin yancısı MHP, peki bu durumda olan başka iller için de itiraz etmeyi veya itiraz eden partilere destek olmayı düşünür mü acaba? Elbette hayır. Örneğin Kürtlerin kalesi Şırnak nasıl oldu da yüzde 60’ın üzerinde bir oyla AKP’ye geçti? Elbette Şırnak’ta oy kullandırılan asker ve polisler sayesinde... İnce hesaplanmış bir seçim mühendisliği sayesinde, AKP marifetiyle 4 bin 338 yeni seçmenin Şırnak’a transfer edilmesiyle…

İstanbul Büyükçekmece’de seçimlerin yenilenmesi talebiyle AKP’nin göstermiş olduğu gerekçe ise tam “yavuz hırsız hikayesi”. AKP, Büyükçekmece’de “sahte seçmen kaydı” tespit etmiş. Yani gerçekte olmayan, yaşamayan, belki orada ikamet etmeyen seçmenler Büyükçekmece’de oy kullanıp AKP’ye kaybettirmiş. Peki AKP, bu seçmenlerin “sahte” olduğunu bu kadar hızlı, birkaç gün içinde nasıl tespit edebilmiş acaba? 57 milyon kayıtlı seçmen var ve bunların 48 milyonu oy kullanmış. Her şeyden önce AKP, sahte seçmenlerin oy kullanıp kullanmadığını nasıl tespit edebilmiş? Bu seçimler gizli oy, açık sayım ilkesine göre yapılmıyor mu yoksa? Acaba AKP, seçim öncesi yapmış olduğu, boş evlere seçmen kaydetmek, ölüleri seçmen yazmak, boş arsalara seçmen kaydetmek, yüzlerce seçmeni bir adrese kaydetmek gibi yöntemlerden bildiği üzere Büyükçekmece’ye de “sahte seçmeni” kendi elleriyle mi kaydetmiş?

AKP, 17 yıllık iktidarı boyunca seçimler ve seçim kazanma konusunda o kadar uzmanlaştı ki, seçimleri demokratik bir yarış olmaktan çıkarıp bir takım matematiksel operasyonlara dönüştürdü. Yaptıkları usulsüzlüklerin çetelesini tutmak bile mümkün değil artık.

En iyi yaptığı, en çok bilinen seçim usulsüzlükleri arasında şunlar var. Seçim çevrelerinin sınırlarını değiştirmek. Örneğin İstanbul Ataköy, Ankara Yenimahalle-Ümitköy.  

Blok halinde bir yerden başka bir yere seçmen kaydırmak, örneğin Urfa’nın Halfeti ilçesine 2 bin 187 yeni seçmen 31 Mart seçimlerinde kaydedildi.

Bir ilde yaşayan çok sayıda seçmenin kaydını silmek, örneğin Siirt’te bu rakam 6 bin 488, İstanbul Üsküdar’da yine 6 binlere varan rakamlar.

Hukuksuzluğu kendi hukuku olarak işletmek ve özellikle HDP’ye karşı bu hukuksuzluğu uygulamaya koymak. Örneğin HDP’nin Muş adayı Sırrı Sakık 62 bin seçmenin kayıtlı bulunduğu Muş’ta seçimleri sadece 538 oy ile kaybediyor ve usulsüzlüklere dair yaptığı ısrarlı müracaatlar işleme dahi konmuyor.

Sahte seçmen kaydetmek, örneğin YSK listesinde yaşı 100-165 arası toplam 6 bin 389 seçmen tespit edildi.

Nüfus ve seçmen sayısını usulsüz artırmak... Örneğin Ankara’nın Çamlıdere seçmen nüfusu bir yıl içinde, 6 bin 561 kişiden 12 bin 493’e yükseldi.

Bu usulsüzlüklere göre Büyükçekmece’de sahte seçmen ihtimali vardır ve bunların bu kadar hızlı  tespit edilmesi ancak AKP’nin bu sahte seçmenleri bilip tanımasıyla izah edilebilir. Şimdi kendi sahtekarlıklarını gerekçe göstererek her şeye rağmen kazanamadığı il ve ilçelerde seçimleri iptal ettirmeye uğraşıyorlar.

Elbette biz, “atı alan Üsküdar’ı geçti” diyemiyoruz, zira Ahmet Şık’ın deyişiyle karşımızda parti kılığına bürünmüş bir çete güruhu var. O yüzden, sandıkta kazanılanı il seçim kurullarında kaybetmemek için demokratik yöntemlerle mücadeleye, nöbet tutmaya ve uyanık kalmaya devam etmek gerekiyor.