Bergisch Gladbach, Köln’e yarım saat mesafede sevimli bir Alman şehri… Şehrin hemen kenarında büyük bir düğün salonunda yavaş yavaş büyüyen bir kalabalığın parçasıyız… İnsanlar Avrupa’nın dört bir yanı ve Türkiye’den gelmişler… Düğünlere ev sahipliği yapmış salonda bugün hüzün hakim… Hoşgeldiniz diyen herkesin yüzünde acı bir tebessüm var…

Çünkü dostlarını, yoldaşlarını uğurluyorlar bugün… Kalabalığa bakınca Türkiye devletinin kıskacında acılar yaşamış, bedeller ödemiş bir halkı ama aynı zamanda mücadele ve direniş gücünü görüyorsunuz… Bugün de acıları büyük çünkü Aysel Doğan’a veda ediyorlar.

Yüzyüze tanıma şansım olmadı Aysel Doğan’ı… Ama dostlarını ve onların kendisi hakkında söylediklerini duyunca değerini biraz daha iyi anlıyorum, elbette mücadelesini de…

Dersimlilerin “Aysel Hoca”sı olan Kürt kadın devrimci, direnişçi, sosyalist ve ekolojist Aysel Doğan 11 Mayıs’ta Almanya’ın Essen kentindeki evinde yaşamını yitirdi. Cezaevinde yakalandığı rahim kanserine karşı uzun yıllar mücadele veren Doğan, hastalığı nedeniyle Almanya’da tedavi görüyordu. Dostları yaşam öyküsünü şöyle özetliyor:

“1953 yılında Dersim’de dünyaya gözlerini açan Aysel Doğan, gençlik yıllarından itibaren Kürt Özgürlük Hareketi’ne gönül verdi. Kürt kimliğinin tanıması ve özgürlüğü için kitle örgütlerinde faaliyet gösterdi. Ankara Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği bölünümün tamamlayan Doğan, lise öğretmenliği yaptı. 1980 Askeri Darbesi ve sonrasında defalarca gözaltına alındı. İşkenceden geçti. Yıllarca mahkeme yüzü görmeden sorgusuz-sualsiz tutuklu kaldı. O ağır koşullarda faşizme boyun eğmedi. Muhalif kimliğini, zulme boyun eğmeyen yapısını hep korudu. Çıktığında yine aynı dirençle, isyanla çalışmalarını sürdürdü.”

Uğradığı zulüm, eziyet ve haksızlık bununla sınırlı kalmadı Aysel Hoca’nın… 1991’de Dersim bağımsız milletvekili olarak seçildi ama mazbatası verilmedi ve milletvekili olma hakkı resmen çalındı. Dersim’de JİTEM’in hedefi olan Aysel Doğan, ölüm tehditleri aldı. Bu nedenle yurt dışına çıktı. 

1999 yılına gelindiğinde Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla Avrupa’dan gidecek barış heyeti içerisinde yer aldı. Türkiye’ye barışın elçisi olarak giden Doğan ve arkadaşları tutuklandı. Doğan, birlikte geldiği diğer barış elçisi kadın arkadaşları Aygül Bidav ve Dilek Kurt ile birlikte Kocaeli Gebze Kapalı Cezaevi’ne konuldu. 10 yıl ceza aldı. Gebze’nin ardından sırasıyla Muş, Malatya, Elbistan gibi cezaevlerinde kalan Doğan, 2009 yılında tahliye oldu. 

2011’de yeniden tutuklanan Aysel Hoca, bu kez 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezaevinde kansere yakalanan Doğan dostlarına, “Ben dirençliyim, sosyalist ve ekolojistim. Her şeye karşı mücadele edilir ama doğaya karşı konulmaz. Ben de doğanın bir parçası olarak ona karşı koyamam. Eğer bu koşullarda öleceksem, Diyarbakır Cezaevi'nde ölmek istiyorum. Bu kadar durumu ağır yoldaşım varken, hasta olduğum, sizleri kendimle uğraştırdığım için özür dilerim” dedi. 7 Mayıs 2015 tarihinde Yargıtay kararıyla serbest bırakıldı. 2019 yılında tedavi için Avrupa’ya çıktı, 11 Mayıs günü de vefat etti.

Aysel Doğan Kürt kadının, Kürt halkının yaşadıklarının, mücadelesinin ve ödediği bedellerin somut bir simgesi. Sadece Kürt olduğu için, diline, kültürüne sahip çıktığı için düşman kabul edilen ve hayatı zindana çevrilen bir insan. Buna rağmen bir an için bile teslim olmayı, pes etmeyi aklından geçirmeyen bir kadın.

Türkiye’nin kimliği, dili, inancı nedeniyle tükettiği binlerce insandan sadece biri… Kürt olmak, Dersimli olmak ve kimliğine, diline, kültürüne sahip çıkmak devletin gözünde düşman sayılmak için yeterli. 

Aysel Doğan barışı, Kürtlerin eşit yurttaş olabildiğini göremeden göçtü bu dünyadan.. Biz görebilir miyiz, emin değilim açıkçası. Ama o salonda gördüğüm insanların yüzündeki ifade, bu yolda mücadelenin durmayacağını gösteriyordu. Ölümlerde bile umutsuzluğa kapılmayan, yarının daha iyi olacağına inanmaktan vazgeçmeyen bir halk Kürtler… Bu mücadele azimleriyle de aslında ülkemizde sağlam bir demokratik sistem kurulabilme umudunun en güçlü kesimi…

Aysel Doğan memleketi Dersim’de toprağa verilecek. Çocukken koştuğu, gençken özgürlüğü için kavgasını verdiği, hasta yatağındayken de hayalini kurduğu topraklara… Onurlu bir kadını tabutuyla ülkemize uğurladık, artık sizlere emanet…