Seçimde Türkiye’nin kan gölüne döneceği iddiası herkesin zihninde bir korku senaryosu olarak var ancak İletişim Başkanlığı koordinasyonundaki kimi yandaşların bunu yüksek sesle dile getiriyor olması Erdoğan’a bir çıkış yolu bulunması çabası olarak okunmalı.

Benzer iddialar yerel seçimler öncesinde de dillendirilmiş ve Erdoğan’ın Ankara ve İstanbul’u kesinlikle muhalefete teslim etmeyeceği iddiası gündeme gelmişti. Sonuçta iki metropol de başkanları iğdiş edilerek de olsa muhalefetin desteklediği CHP’ye teslim edildi.

Bugün Türkiye yeni bir seçime doğru hızla yol alırken benzer söylemler su üstüne çıkmaya başladı. Seçim sonucunda kan akabileceği, yurttaşların çatışabileceği uyarısıyla uzlaşma çağrıları devreye girdi.

Burada mesaj açık: Erdoğan’ı mutlu edecek, kendisinin, ailesinin ve yandaşlarının güvenliğini sağlayacak bir formül arayışı “utangaç” bir şekilde dile getiriliyor. Erdoğan’ı “azaltılmış yetkilerle” de olsa yerinde tutun mesajı verilmek istenilen.

Kamuoyu araştırmaları AKP oylarının hızla eridiğini, Erdoğan’ın gerçeklikle bağının hızla koptuğunu gösteriyor. Bir dönem Batılı ülkelerin Covid aşısını 100-150 Euro’ya yaptığını iddia eden Erdoğan bu kez İngiltere’nin Brexit çıkışını kötü yönetmesi nedeniyle yaşadığı sıkıntıları Amerika’dan tüm Avrupa’ya kadar yaydı:

“Amerika’nın İngiltere’nin halini görüyorsunuz değil mi? Benzin yok benzin. Aynı şekilde Almanya’da Fransa’da kuyruklar. Yiyeceklerini bulamıyorlar. Elhamdülillah ülkemizde böyle bir şey yok.”

Bu açık seçik yalan. Bir ülke cumhurbaşkanının böyle bir yalanı meydanlarda dillendirmesi için karşısındaki kitleyi sersem sanacak kadar çaresiz veya gerçeklikten tümüyle kopmuş olması gerekir. Gerçek şu: Tüm dünyada enerji fiyatlarında bir artış, gıda fiyatlarında yükselme var. Covid esnasındaki birikimlerin gayrimenkule yönlenmesi sonucu özellikle cazibe merkezi kentlerde konut fiyatlarında yakın zamanda az görülmüş bir artış var.

Ama hiçbirini durumu Türkiye gibi değil. Erdoğan’ın mitinginde koruma görevi yapan polislerin artık kumanyalarına muhtaç bir halk var ülkede. Çöpten yiyecek arayan, yurt bulamayan, çılgın ekonomi politikaları ve yolsuzluğun bedelini ağır biçimde ödeyen ve ödemeye devam edecek bir toplum var.

Erdoğan’ın bu tablodan bir seçim zaferi çıkarması imkansız. İktidarda yaptıkları elbette bu gücü kolayca teslim etmesine izin vermeyebilir.

Batılı uzmanlardan da bu görüşte olanlar var. Türkiye uzmanı Howard Eissant onlardan biri:

“Erdoğan ve AKP, adil bir şekilde zafer elde edemeyeceklerini görürlerse, iktidarı sürdürmek için baskıya ve hileye başvururlar. Ve bu gerçekten maliyetli olur. Çünkü Türkiye’de siyasi yelpazenin her yerinden insanlar seçimlerin gerçekten önemli olduğuna inanıyor. Ve eğer seçimlerin artık önemini yitirdiği duygusu olursa işler gerçekten çok çirkinleşebilir.”

Yani burada tehdit muhalefetten veya temsilcilerinden gelmiyor.

“Ülkeyi yöneteceğinizi hayal etmeyin” diye tehditler savuran Erdoğan’dan geliyor. Sağlığı her geçen gün kötüleşen ve giderek yalnızlaşan Erdoğan’dan geliyor. Namuslu kalemlerin bu gerçeği görüp Erdoğan’ı uyarması, eleştirmesi gerekirken muhalefeti de muhtemel kanlı bir çatışmanın aktörü gibi gösterme çabası iyiniyetli değildir.

Erdoğan’ın en büyük destekçisi Trump’ın ardından Merkel’in de sahneden çekilmesi iktidar bloğunun akıl dışı yollara başvurma ihtimalini ciddi olarak azaltmıştır. Sandığı devre dışı bırakan bir Türkiye yabancı sermaye bir yana turistin bile uzak duracağı bir ülke haline gelecek, ekonomisi hızla tuzla buz olacak ve birliğini tehlikeye düşürecektir.

Tüm çürümüşlük ve içi boşaltılmışlığına rağmen Türkiye’deki kurumların böyle bir gidişata izin vermesini öngörmek gerçekçi değil.

Erdoğan böyle bir müdahalede bulunursa bile sokağa çıkıp protesto gösterisi yapan çok küçük gruplar olacaktır. Başta CHP olmak üzere muhalefetin tutumu böyle bir senaryonun gerçekçi olmayacağını göstermektedir.

Seçim olacak ve Erdoğan kaybedecektir. Bugünkü tablo açıkça onu göstermektedir. Bir dönem kapanmakta, neyin başlayacağını ise henüz bilmiyoruz. Ama “Kanlı mı olacak, kansız mı olacak” söylemine sahip çıkmak Saray sözcülüğü yapmaktan başka bir şey değildir. 7 Haziran seçimleri sonrası dökülen kanları görmezden gelenler, bugün benzer bir tehdit savurmaktadır, o kadar.