Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan kanımca iyi bir politikacı değil ama tam bir kurnaz kasaba politikacısı.

İyi politikacı ile kasaba politikacısı ayırımını da şöyle yapıyorum:

1-İyi politikacı yönetiminde bulunduğu ülkenin ortalama vatandaşını daha özgür ve daha zengin yapan politikacıdır; Türkiye’de ABD doları bazında kişi başına gelir 2008’den günümüze bırakın senede yüzde 5 dolayında artmayı, azalmış bulunmaktadır, özgürlük konusunda ise örnek vermeye bile gerek göremiyorum maalesef, çıplak gözle çevrenize bakın, görürsünüz.

2-Kasaba politikacısı ise çok daha ileri düzeyde özgürlük ve çok daha yüksek gelir hedeflerine kitlenmeden günübirlik politika yapan politikacı tipidir.

Türkiye bir süredir Ayasofya konusunu tartışıyor.

Kanımca çok ilkel bir tartışma.

Mesele milli egemenlik meselesine kadar bile getirilebildi ama maalesef, muhalefet dahil, bu konunun milli egemenlik ya da hükümranlıkla bir ilişkisi olamayacağını söyleyemiyor.

İki konu, temel hak ve özgürlükler (temel insan hakları) ve dünya kültür mirası kabul edilen değerler milli hükümranlık kapsamında değillerdir, olamazlar.

Milli egemenlik hakkımdır diye vatandaşlara işkence yapamazsınız, idam edemezsiniz (çağdaş ülkelerde), ifade özgürlüklerinin önüne şiddet ve hakaret dışında sınır koyamazsınız (insan hakları konusu bir iç hukuk meselesi değildir).

Dünya kültürel mirası üzerinde de tasarruf hakkınız yoktur.

Bir örnek: Allah korusun, İspanya’da frankistler (General Francocular) yüzde 90 oyla iktidara gelseler, Picasso’nun Madrid’de sergilenen o muhteşem “Guernica” tablosunu, General Franco’nun ruhunu muazzep ediyor diye yakabilirler mi?

Vatandaşına işkence yapan da, Guernica’yı yakmaya yeltenenler de gün gelir uluslararası ceza mahkemelerinde mutlaka yargılanırlar.

Milli hükümranlık hakkı konusu öyle basit bir mesele değildir.

Gelelim yazımın başlığında Ayasofya meselesine ilişkin kullandığım “bir taşla dört kuş” ifadesine.

Sizce Türkiye’de Ayasofya’nın ibadete açılmasına en çok karşı olan (içinden sessizce) kişi kimdir?

Benim bir iddiam var.

Bu kişi Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Neden mi? Anlatayım.

Erdoğan Ayasofya’nın ibadete açılmasına karşıdır çünkü bugünkü konjonktürde iki kuruşluk swap’a muhtacız, başta Yunanistan olmak üzere Ortodoks dünyanın batı finans kurumları üzerinde oluşturacağı bir baskı o iki kuruşu bile çok zorlaştıracaktır.

Yunanistan Türkiye için bire bir askeri anlamda etkisizdir, buna kuşku yok ama şunu da unutmayalım, Yunanistan’ın arkasında AB var, AB kararlarını veto yetkisi var Atina’nın ama bundan da önemli olmak üzere Yunanistan’ın dünyanın tüm üniversitelerinde, tüm uluslararası kurumlarında, hatta batı hükümetlerinde çifte vatandaşlığı olan çok sayıda ve çok etkin yunanlar var, bu gücü iyi görelim.

Erdoğan Temmuz başına kadar Ayasofya meselesini köpürtecektir ama aynı zamanda da Danıştay’dan 2015 tarihli karara çok benzeyen (muhtemelen) bir karar, Erdoğan’ın, hatta biraz zorlayarak Danıştay engel oluyor diyebileceği bir karar bekliyor, istiyor.

İşte bir taşla dört kuş dediğim tam da bu.

Taş Ayasofya konusu.

Birinci kuş: Ayasofya meselesini köpürtmeye devam edebilecek, yerleşik düzen izin vermiyor, Ayasofya’yı açmamıza engel oldular, ayağımıza taş bağlıyorlar demeyi sürdürecek, 18 sene sonra bile mağduru oynamayı devam ettirecek.

İkinci kuş: Danıştay’ın zaten nasıl çıkacağı az çok belli kararının üzerinde tepinmeyi sürdürerek mağduriyet bahanelerinin yanına bir de “yargı vesayeti de devam ediyor” bahanesini ekleyecek.

Üçüncü kuş: Danıştay kararı sonrası Ayasofya’yı açmayarak küresel finansal baskılara da bir ölçüde engel olacak.

Dördüncü kuş: “İddiaların aksine yargı kararlarına çok saygılıyız, bakın Ayasofya gibi bizim için çok önemli bir konuda dahi yargı kararına uyuyoruz” diyerek yargı üzerinde oluşturdukları ağır baskı için de bir çıkış noktası arayacaklar.

Bu karar Danıştay’ın da çok işine gelir, yüksek yargının üzerinde büyük baskı ve AKP gölgesi varken, Danıştay da “bakın, tüm iddialara rağmen Cumhurbaşkanının en hassas olduğu bir konuda dahi aksi karar üretebildik” diyebilecek.

Ben de böylece bu Ayasofya konusu üzerinde bir spekülatif yazı yazmış oldum.

Bakalım Temmuz başında neler olacak, göreceğiz.