Cumhuriyet, Demokrasi ve hukuk devleti



Artı Gerçek

Arzulanabilir bir Türkiye Cumhuriyeti için demokrasi bir gerekli koşul sadece, hukuk devleti ise yeterli koşul.


Mehmet Altan senelerce Cumhuriyet rejimi ile demokrasinin aynı şey olmayabileceğini anlatmaya çalıştı çünkü bazı cumhuriyetçiler cumhuriyet kavramının demokrasi ile özdeş olduğunu zannediyorlardı.

Mehmet Altan’ın dilinde tüy bitti, İngiltere’nin büyük bir demokrasi olduğunu ama cumhuriyet olmadığını, İran ve Libya’nın ise demokrasiden zerre kadar nasip almadan cumhuriyet olduklarını anlatmaktan; içi demokrasi ile bezenmemiş bir cumhuriyet çok da makbul olmayabiliyordu, acaba bundan mı bizim eski cumhuriyetçiler Mehmet’i anlamıyorlardı, bilemiyorum.

Mehmet Cumhuriyet demokrasi demek değildir, olabilir de, olmayabilir de dediği zaman da demokrasi fikrinden çok haz etmeyen, demokraside cumhuriyete bir tehdit gören cumhuriyetçiler çok sinirleniyorlardı; ikinci cumhuriyet fikri de o günlerde doğdu, özü de cumhuriyet kavramını demokrasi ile taçlandırmaktan başka bir şey değildi.

İnsanların tartışırken kullandıkları, tercih ettikleri kavramlar aslında masum kavramlar değil, temel bir tercihin dışa yansıması idi.

O dönemin cumhuriyetçilerinin de demokrasinin gelişmesinde, kurumsallaşmasında, sistemin sandığa tabi olmasında cumhuriyete bir tehdit görüyorlardı ve Anayasanın ikinci maddesinde Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında olan demokrasiyi cumhuriyet kavramı ile beraber telaffuz etmekten adeta imtina ediyorlardı.

Çok net hatırlıyorum çünkü o dönemde hakkında bu nedenden eleştirel yazılar yazdım, dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer konuşmalarında, demeçlerinde hep ısrarla “laik Cumhuriyet” ifadesini tercih ediyor, Cumhuriyetin anayasal diğer iki ilkesi olan demokrasi ve hukuk devletini Cumhuriyetin nitelikleri arasında, saymıyor demem asla ama vurguyu oraya yapmıyordu.

Bunun temel nedeni de kanımca başka çok sayıda insanın da yaptığı gibi Cumhuriyetin Anayasanın ikinci maddesinde ifadesini bulan nitelikleri (demokrasi, laiklik, hukuk devleti, sosyal devlet) arasında bir tercih hiyerarşisi yapmaları idi.

Oysa, her koşulda, ısrarla, dört niteliği de eşit ölçülerde savunmak, dört ilkenin de beraber ve hiçbiri diğerinin önüne geçmeden yaşama geçirilmesinden yana olmaktı önemli olan.

Cumhuriyet-demokrasi tartışmaları biraz dindi, yavaşladı, cumhuriyetçiler de demokrasinin cumhuriyet için önemini kavradılar, kahir ekseriyetle 27 Mayıs darbesine bile karşı çıkıyorlar artık.

                                                                             XXX

Ancak son dönemlerde benzer, bilinçli ya da bilinçsiz yanlış bir tercih beyanı da demokrasi ve hukuk devleti arasında yaşanıyor.

Daha güzel, daha adil, daha üretken, daha zengin, daha iyi bölüşen, daha özgür bir Türkiye özlemi hep demokrasi talebi ile dile getiriliyor.

Demokrasi ile bir meselemin olması mümkün değil ama aklıma yine de kelime seçiş tercihlerinin çok masum olmadığı konusu da gelmiyor değil.

Cumhuriyet kavramı artık yerleştiğine göre, özellikle muhalif kesim neden itirazlarını sadece “demokrasi talebi” üzerinden seslendiriyorlar?

Neden demokrasi dedikleri kadar hukuk devleti de demiyorlar?

Cumhuriyet ve demokrasinin aynı şeyler olmadığı gibi demokrasi ile hukuk devleti de aynı şeyler asla değiller.

Arzulanabilir bir Türkiye Cumhuriyeti için demokrasi bir gerekli koşul sadece, hukuk devleti ise yeterli koşul.

Laiklik ve sosyal devleti de hukuk devletinin ayrılmaz parçaları saydığım için vurguyu hukuk devletine yapıyorum; laikliğin ve sosyal devletin olmadığı bir devletin hukuk devleti olması da zaten adeta imkânsız.

Neden, üstelik muhaliflerin çok önemli bir bölümü, sadece demokrasi taleplerini öne çıkarıyorlar, bunun açıklanabilir bir nedeni olması gerekiyor.

Hukuk istiyoruz diyen yok değil ama çok az.

Demokrasi yani seçilme (meşru, evrensel seçim kuralları ile), yani iktidar kimin yöneteceğini belirliyor, insanlar da yönetilmek değil, yönetmek istiyorlar, bundan olabilir mi?

Demokrasi seçilen insanın, hele hukuk devleti iyi çalışmıyor ise, hareket alanını çok genişletiyor, insana bizim gibi ülkelerde hukukun sağlayamadığı kısmi dokunulmazlıklar veriyor, acaba bu nedenden mi?

Demokrasi kavramı daha yoğrulabilir bir kavram, Macaristan da, Brezilya da, İngiltere de birer demokrasi yani savrulma alanınız çok geniş, demokrasinin evrensel tanımı da pek yok.

Oysa, hukuk devletini mesela Venedik Komisyonu çok detaylı olarak tanımlıyor, burada eliniz kolunuz daha bir bağlı.

Demokrasi talebinin hukuk talebinin önüne geçmesi bundan olabilir mi?

AKP ve Erdoğan eskiden “üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü” derlerdi, şimdi sadece demokrasi diyorlar.

Neden?

Acaba kendilerini hukuk devleti kurallar cenderesi içinde görmek istemedikleri için mi?

Oysa, siyasi talep vurgusunu “evrensel koşullarla hukuk devleti” üzerine yaptığınızda, başarılı olursanız, içinde yaşayacağınız hukuk devleti vatandaşın bir anlamda hareket alanını sınırlıyor, mesela beyannameli vergi mükellefiyeti dışında kalamıyorsunuz, hazine arazisi işgal edemiyorsunuz, kayıtdışı çalışamıyorsunuz, çalıştıramıyorsunuz, hukuk sizin elinizi, kolunuzu bağlıyor, yaşama kurallar getiriyor.

Bir örnek vermem gerekir ise, demokrasi size araba kullanma özgürlüğü veriyor, hukuk devleti ise ancak trafik kuralları çerçevesinde size bu araba kullanma özgürlüğünüzü kullandırtıyor.

Türkiye’de trafiğe bir bakarsanız neden demokrasinin hukuk devleti talebinin önünde geldiğini belki daha iyi gözümüzün önüne getirebiliriz. 

Vatandaş araba sahibi olma özgürlüğünden deli gibi yana ama trafik kurallarına da uymak hiç istemiyor, değil mi?

YAZARIN TÜM YAZILARI