2021’in son günlerinde 2021’in sonu itibariyle dünya ekonomisi ile ilgili ilgimizi çekebilecek yayınlar yapılıyor.

Bu yazıda kullanacağım kaynaklar IMF (Uluslararası Para Fonu) ve farklı internet sitelerinin kaynakları. 

Ama önce ülkemiz Türkiye ile ilgili bir saptama ile başlayalım.

2005 senesi AKP’nin siyaset, hukuk ve ekonomi başarısının zirve yaptığı ve oradan bu günlere nasıl ve neden geldiğimizi çok iyi analiz edemediğimiz bir sene.

2005 senesinde Türkiye’nin nüfusu 68 milyon, milli geliri de 363 milyar dolar.

Aynı senede dünya nüfusu 6.5 milyar, dünya toplam hasılası da 43 trilyon dolar.

Yani, Türkiye nüfusu dünya nüfusunun yüzde 1.04’ü.

Türkiye’nin milli geliri ise 2005 senesinde dünya toplam hasılasının yüzde 0.84’i.

Türkiye nüfusu dünya nüfusunun yüzde birinin üzerinde, milli gelir payı ise yüzde birin altında, çok parlak bir durum değil, keşke o tarihte bile (2005) milli gelir payımız dünyada en azından nüfus payımızın üzerinde ya da eşit olabilse idi.

2005’ten 2021’e kadar ülkemizi çok güçlü bir siyasal/parlamenter destekle Erdoğan/AKP yönetti.

Neden temel sene olarak AKP’nin iktidara geldiği 2002’yi ya da Erdoğan’ın Başbakan olduğu 2003’ü almadığımı sorabilirsiniz, gerekçem 2005’te ekonominin yavaş yavaş AKP icraatının damgasını vurduğu (olumlu anlamda bu) bir ekonomi haline geliyor olması. 

2021’e geldiğimizde Türkiye nüfusu 83.6 milyon (TÜİK), dünya nüfusu ise 7.91 milyar (worldometer, dünya nüfusunu an itibariyle gösteriyor).

Türkiye nüfusunun dünya nüfusu içinde payı yüzde 1,06; bu hesaplamada sadece vatandaşlar var.

2021’de Türkiye’nin milli geliri IMF kaynaklarına göre 0.8 trilyon dolar yani 800 milyar dolar.

Yine 2021’de dünya toplam hasılası 94 trilyon dolar. 

2021’de Türkiye milli gelirinin dünya toplam hasılası içinde payı ise yüzde 0.85.

Bırakın her türlü boş sözü, 2005-2021 arasında Türkiye ekonomisinin dünya hasılası içindeki payı yüzde 0.84’den çıka çıka 0.85’e çıkabilmiş, üstelik aynı zaman diliminde nüfus payımız yüzde 1,04’den yüzde 1.06’ya çıkarken.

Çok marjinal değerleri hesaba katmaz isek 2005-2021 arasında Türkiye mukayeseli anlamda yerinde saymış, işin özeti bu.

Erdoğan ve yanındaki o çok parlak danışmanlara, sözcülere sorarsanız Türkiye ekonomisinin 2005 senesindeki 363 milyar dolarlık büyüklükten 2021 senesinde 800 milyar dolara geldiğini söyleyeceklerdir, doğrudur, haklıdırlar.

Ama söylemedikleri aynı zaman diliminde dünya toplam hasılasının 43 trilyon dolardan 94 trilyon dolara geldiği.

Küçük bir argoya izin verirseniz, yemeyin yani.

Biraz da dünya ekonomilerine bakalım.

18 ülkenin milli gelirlerinin dünya hasılası içindeki payları yüzde birin üzerinde (Türkiye, yüzde 0.85).

Toplam milli gelir sıralamasında ise Türkiye maalesef artık ilk yirmide değil, yirmi birinci sırada. 

Biraz büyük ekonomilere bakalım.

ABD milli geliri 22.94 trilyon dolar ve dünya hasılasının yüzde 24’ü tek başına.

İkinci sırada Çin geliyor, milli geliri 16.84 trilyon dolar, dünya toplam hasılası içindeki payı yüzde 17.9.

Ancak, bu arada ABD nüfusunun 330 milyon, Çin nüfusunun ise 1 milyar 408 milyon olduğunu da hatırlatalım, aradaki büyük kişi başına gelir ve refah farkı da buradan kaynaklanıyor.

Japonya’nın 2021’de milli geliri 5.1 trilyon dolar, dünya hasılası içindeki payı yüzde 5.4.

Aynı büyüklükler Hindistan için 2.95 trilyon dolar ve yüzde 3.1. 

Birleşik Krallık milli geliri 2021’de 3.11 trilyon dolar, Almanya’nın 4.23 trilyon dolar, Fransa’nın 2.94 trilyon dolar, İtalya’nın 2.12 trilyon dolar, Güney Kore’nin 1.82 trilyon dolar.

SONUÇ:

Türkiye’de aklı başında bir siyasi kadro kendine ekonomik hedef olarak kısa/orta vade için milli gelirini dünya hasılasının içinde yüzde birin ve nüfus payının dünya içindeki payının üzerine çıkarmayı koymalı ve bunu nasıl yapacağını ya da yapmayı planladığını anlatmalı.

Bunun Erdoğan ile olamayacağı aslında 2012, 2013’den beri çok belli.

2021’e kadar bunun onlarca sağlaması yapıldı bile.

Çok iddialı yazıyorum, Türkiye ve yönetimi Avrupa Birliği tam üyelik hedefine 2005 senesinde olduğu gibi asılmayı sürdürse idiler yukarıda belirttiğim hedefe gelmiş, hatta geçmiş olurduk.

Bu son cümlem ile yakın gelecekte (İnşallah çok yakın gelecekte) iktidarı devralacak kadroya da naçiz AB önerimi iletmiş oldum belki de.