30 Mart 2021 tarihli Resmi Gazete yine gecenin, 30 Mart’ın ilk saatlerinde yayınlandı, Merkez Bankası Guvernör (Başkan) yardımcısı Murat Çetinkaya görevinden alındı, bu göreve de yeni Guvernör Prof. Şahap Kavcıoğlu’nun eski çalışma arkadaşı Mustafa Duman tayin edildi bir Cumhurbaşkanlığı Kararı ile.

Her geçen gün yaşananlar yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin ne kadar irrasyonel, mantık dışı bir sistem olduğunu daha net ortaya koyuyor, Merkez Bankası Guvernörlüğü (Başkanlığı) bir devletin en önemli bir, iki görevinden biridir, para basma tekeli (Merkez Bankası) bir devleti devlet yapan iki temel özellikten biridir (diğeri yasal zor kullanma tekeli) ama Merkez Bankası Guvernörleri kendi yardımcılarını bile Resmi Gazetede kendi imzalarıyla tayin edemiyorlar ancak paranın üzerine imza atabiliyorlar, yakında paraların üzerinde de Erdoğan’ın imzasını görürsek şaşırmayalım (para devleti, milli egemenliği yani Beni temsil eder diyebilir).

Bugün muhtemelen bendenizden bu konuda bir yazı bekliyorsunuz ama ben daha değişik bir konuda yazacağım, bu konuya mutlaka daha sonra değineceğiz.

Aynı Resmi Gazetede (30 Mart 2021) Turizm Bakanlığının Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun bir ilke kararı da yayınlandı, muhtemelen insanlar Merkez Bankası kararına odaklandıkları için bu karara pek dikkat etmediler.

Burada anahtar kavram “tarihi SİT alanı” kavramı.

Anlayabildiğim kadarıyla 1996 tarihli bir kararla tarihi sitlerle ilgili bir karar alınmış, bu karar da yine 2014 (AKP) tarihli başka bir kararla değiştirilmiş.

Aşağıdaki alıntı 2014 tarihli Resmi Gazeteden “kes-kopyala” yöntemi ile yapıldı.

“19/4/1996 tarih ve 421 sayılı İlke Kararı aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

Tarihi Sit: Milli tarihimiz ve askeri harp tarihi açısından önemli tarihi olayların cereyan ettiği ve doğal yapısıyla birlikte korunması gerekli alanlardır.”

Hemen altında da a’dan f’ye kadar koruma kuralları sıralanmış idi.

Yine anlayabildiğim kadarıyla 2020 senesinde alınan bir Danıştay kararıyla da bu düzenlemenin bazı bölümleri de yürürlükten kalkmış ve dün (30 Mart 2021) tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Turizm Bakanlığı kararı ile de bu düzenlemenin iptal edildiği duyuruluyor.

Bakalım SİT alanları ile ilgili nasıl bir yeni düzenleme gelecek, gazeteci arkadaşlara önerim, bu konunun fikr-i takibi iyi yapılmalı.

Ancak, benim takıldığım mevzu bu da değil.

Tarihi SİT alanı kavramı yukarından anlaşılacağı gibi, ne anlama geliyorsa, milli tarih üzerinden tanımlanmış.

Anadolu ve Trakya’da tarihi SİT alanı sadece milli tarihimiz ve bu bağlamda önemli tarihi olayların geçtiği alanlarla mı sınırlı olacak yani?

Anadolu tarihi şimdiki yöneticilerimizin (maalesef) tasavvur sınırlarını çok çok aşacak ölçüde bir tarihi birikime sahip.

Bende maalesef bir tür saplantı ya da takıntıya dönüştü, nerede bir “milli” lafı görsem altında ilkellik, cehalet ve önemli ölçüde de siyasi ve akçeli rant kollama arayışı arıyorum.

Ayasofya tarihi SİT alanı tanımına tam giriyor mu bilemiyorum ama bu örneği vereceğim; mesela, 537 tarihinde Aydın’lı (Tralles) ve Milet’li iki mimar tarafından yapılan Ayasofya bazilikası 1453 tarihinde Fatih tarafından camiye dönüştürülmemiş olsa ve günümüze kadar bir kilise olarak gelse idi, bu tarihi şaheser Bizans döneminde inşa edilmiş olduğu için tarihimizin bir parçası sayılmayacak mı idi?

Böyle bir şeyi ancak dangalaklar düşünebilir fikrindeyim.

Bu topraklar üzerindeki her şey bu toplumun, bu milletin (devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan yurttaşlar kümesi) tarihinin bir parçasıdır, aksini düşünen en hafif deyimiyle cahildir.

Son aylarda siyasette Millet İttifakını zayıflatmak hatta parçalamak isteyen Erdoğan’a en büyük destek eski MSP’li, MİLLİ görüşçü Oğuzhan Asiltürk’ten geliyor, ben de Asiltürk’ü daha ziyade Millet İttifakını parçalama projesinden değil de yaklaşık otuz sene önce yaptığı bir açıklamadan, İstanbul surları bizim kültürümüzün bir parçası değil diye yıkılması gerektiğini belirten o rezil açıklamasından hatırlıyorum.

Bu kafa ne zaman mı iyileşir?

“Bu toprakların tüm tarihi, üzerindeki tüm tarihi, arkeolojik sitler, tek tanrılı dinler öncesi ve sonrası ile bizimdir” diyebilme zekasına gelebildiği zaman.

Allah bu ülkeyi “İstanbul surları bizim kültürümüzün bir parçası olmadığı için yıkalım” diyen zihniyetten korusun.