Farkındayım, kulağa, göze hoş gelmiyor bu ifade, biraz şantaj da kokmuyor değil ama en azından AB’den yaptırım gelmesin diye kullanılmasından daha hoştur.

AET’nin ilk altı kurucu üyesi dışında tüm genişlemelerde benzer süreçler yaşanmadı da değil şayet AB’nin genişleme sürecini biraz biliyorsanız; burada Danimarka gibi küçük ülkeleri kastetmiyorum doğal olarak ama mesela Birleşik Krallığın tam üyelik hikayesini okursanız bir yerlerden, ne demek istediğimi daha kolay anlatabilmiş olurum.

Merkel’in geçen hafta Türkiye ile ilgili demeci bir Türkiye yurttaşı olarak bana büyük dert oldu.

Merkel özetle, ben asla abartmıyorum, mealen şöyle dedi: Türkiye AB tam üyeliğini unutsun, bu ülkenin AB üyesi olacağına asla inanmıyorum, biz de onlarla harika bir antlaşma yaptık, para veriyoruz, daha da vereceğiz, karşılığında da onlar Suriye göçmenlerine ve şimdi de Afgan göçmenlere bakacaklar, AB sınırlarından uzak tutacaklar, AB’ye girmelerine engel olacaklar, mükemmel bir antlaşma karşılıklı olarak.”

Diplomatik bir dil kullanmaya dahi özen göstermeden Merkel böyle konuşmuş, bence kendi nokta-ı nazarından da anlaşılabilir bir şey, Almanya’nın çıkarı açısından doğru.

Bu yaklaşım Türkiye Cumhuriyeti açısından asla kabul edilebilir bir şey değil ama Saray da, mesela Erdoğan, mesela İletişim başı, mesela Saray sözcüsü Merkel için ağızlarına açamadılar.

Çok utanç verici.

Bu durum, Erdoğan için, Fahrettin Altun için, İbrahim Kalın için de anlaşılabilir bir şey çünkü onlar AB’den nefret ediyorlar, ifade özgürlüğünden nefret ediyorlar, kamu ihalelerinin rekabete açılmasından da en çok nefret ediyorlar.

Mülteci konusunu Türkiye bir şantaj konusu yaptı ve AB’den para koparmaya çalışıyor ve başarıyor da.

Ancak, madem bu mülteci konusunu şantaj meselesi yapabildik, aklıma başka bir konu da takılmıyor değil.

Türkiye yönetimi Almanya’nın değil bizim çıkarımızı öne çıkarmalı bu süreçte.

Erdoğan arada sırada “AB hedefimizden hiç sapmadık” demiyor mu?

Ben de hayretle dinliyorum ama aynen böyle diyor valla.

Madem böyle diyor Erdoğan, hodri meydan, mülteci meselesi neden müzakerelerin ilerlemesi, tüm dosyaların açılması için kullanılmıyor?

Madem çok çirkin bir at pazarlığı yapılıyor, bunu dahi yaptılar, bari bu at pazarlığını ülkenin geleceğinde daha hayırlı bir iş için yapalım.

Başta Merkel olmak üzere, AB başkentlerine ve Brüksel’e (AB Başkent) şunu söyleyebiliriz: “Tamam, mülteci meselesi en özünde insani bir meseledir, biz elimizden geleni yaparız ama siz de (AB) AB tam üyelik müzakereleri sürecinde (hala hukuken devam ediyor) tüm müzakere dosyalarını açın, bazı dosyaların önündeki siyasi tüm engelleri kaldırın, bize parasal kaynak aktaracak iseniz de müzakere dosyalarının gereklerini daha kolayca yapabilmemiz için verin, yapısal sorunları böylece daha kolay aşalım.”

Bunu önerebilecek medeni cesaretiniz ve vizyonunuz var mı?

Daha da önemlisi, bu yapabilecek siyasi cesaretiniz var mı?

Mesela, müzakere dosyalarından kamu alımları dosyasının açılmasına var mısınız?

Yani, başka bir ifade ile, rantlardan, yolsuzluklardan, karanlık işlerin finansmanından vazgeçmeye hazır mısınız?

Rekabet dosyasının açılmasına cesaretiniz var mı?

Böylece çevre ve araştırma-geliştirme dışında sektörlere kaynak aktarmanın önüne set çekmeye yani “rastgele” teşvikleri (rant ve yolsuzluk kokar rastgele teşvikler) engellemeye var mısınız?

İş güvenliği müzakere dosyasını açmaya niyetiniz olabilir mi?

Başka bir ifade ile de mesela inşaatlarda, mesela tersanelerde çağdaş güvenlik önlemleri almaya gücünüz yeter mi?

Üstelik böylece günde beş iş kazası (!!!!!) ölümlerini önlemiş olursunuz.

Madem at pazarlığı yapıyorsunuz, “Afganları alalım ama siz de bize para verin” demek yerine, “göçmenler konusunda sorumlu davranalım ama siz de müzakere dosyalarının hepsini açın” diyebilecek misiniz?