Dünkü (3 Mayıs Salı, 2022) yazımda sosyal medyada en fazla “biraz gereksiz olmuş galiba” diyebileceğiniz, böyle demek zorunda da değil kimse, Kadir gecesine ilişkin bir paylaşım nedeniyle bir Pegasus (Sabancı) çalışanının iş akdinin feshedildiğini ve savcılığın da kanımca Anayasanın ikinci maddesindeki laiklik ilkesini vahim bir biçimde ihlal ederek aynı kişi hakkında soruşturma açtığını tartışmıştım.

Savcılığın bu işgüzarlığı (en hafif tabir) devletin geldiği aşama için çok vahim sinyaller üretiyor ama ben bugün daha ziyade Pegasus şirketi üzerinden bu şirketin de içinde bulunduğu sermaye grubunu tartışmak istiyorum.

Sabancı Holding’in bünyesinde çok büyük, önemli bir banka var, Akbank; Akbank için büyük banka ifadesini kullandım ama bu büyüklük çok nispi bir büyüklük, detayına girmeyeceğim, meraklı okur Akbank’ın bilanço büyüklüğü ile mesela Fransa’nın BNP bankasını bir karşılaştırsın, ne demek istediğim anlaşılacaktır.

Doğrudur, Fransa ekonomisi Türkiye ekonomisinden çok daha büyük bir ekonomidir ama bilanço büyüklükleri farkı iki ekonominin büyüklük farkının çok üzerinedir.

Elimde an itibariyle her iki bankanın da (Akbank ve BNP) aktif büyüklükleri var ama detayları vermemeyi tercih ediyorum, meraklısı ulaşabilir, TL’yi avroya çevirerek tabii.

İki banka arasındaki aktif büyüklük farkı kırk kat olabilir mi acaba?

Umarım değildir ama, önemli olan tam da bu değil.

Banka karlarının ülkemizde çok büyük oranlarda arttığını hepimiz biliyoruz, geçtiğimiz iki sene arasında banka karları üçe katlanmışlar, üstelik ekonominin çok tık nefes olduğu bir genel ekonomi ortamında.

Banka karlarının artması, hatta biraz yüksek olduğunu kabul etsek bile üçe katlanması, normal koşullarda kendi başına eleştirilebilecek bir konu olmamalı (üç kat biraz sıkıntı doğal olarak, akla Türkiye’de olduğu gibi iktisat dışı, piyasa dışı müdahaleleri getiriyor kaçınılmaz olarak).

Çok canlı bir kredi talebi, yükselen tasarruf arzı ortamında yükselen banka karları sağlık işaretidir ama bizde durum pek öyle değil galiba.

Saçma sapan, laik bir devletin yönetici sorumluluğu ile bağdaşmayan, iktisat dışı bir takıntı nedeniyle kurumsal kimliğini yitiren, yasal bağımsızlığı sadece kağıt üzerinde kalmış bir Merkez Bankasının yüzde 14 düzeyinde saptadığı bir kısa vadeli politika faizi var; yüzde 19’dan emir-komuta zinciri ile 14’e indirilen bu faizler muhtemelen tüm sıkıntıların da nedeni.

Enflasyon oranı ise, yarın sabah açıklanacak, yüzde yetmişe tırmanıyor.

Hazine nakit açığını kapatmak için gerçekleştirilen ihalelerde ise faiz oranları yüzde 30’a tırmanıyor.

Merkez Bankası bankaları yüzde 14 faizle istedikleri kadar fonluyor, amaç da piyasalara ucuz kredi dağıtılması.

Ama bankaların gözü özel sektöre açılacak kredilerde değil, devlette.

Yüzde 67 enflasyon oranında (yarın itibariyle piyasa beklentisi) bankalar yüzde 60 ile, yüzde 50 ile devleti (Hazine, bütçe) fonlasalar, alan razı, satan razı olacak.

Bankalar yüzde 14 faizle aldıkları fonu Hazine’ye yüzde 50 ya da yüzde 60 ile satsalar Hazine negatif faizle fonlanmış oluyor, özel bankalar da büyük paralar kazanıyorlar.

Birisi neden Merkez Bankası Hazine’yi doğrudan fonlamıyor o zaman diye sorabilir ama Merkez Bankası kanununda buna engel bir madde var, bu engel de Kemal Derviş zamanında getirilmiş idi ve iyi ki de getirilmiş idi.

Muhtemelen bir torba yasanın bir yerine konacak bir madde ile Merkez Bankası kanununun bu maddesi de kanımca sessiz sedasız ortadan kaldırılacaktır bir vadede.

Kaldırılır ama enflasyon da üç hanelerde bile yukarılara tırmanır, ne gam.

Gelelim Pegasus çalışanının iş akdinin feshine.

Sabancı Holding’in bünyesindeki bir bankanın bu kadar büyük karları bu saçma sapan düzenlemelerle elde ettiği bir yerde aynı Holding’in başka bir şirketi de bir çalışanını Kadir gecesi yaptığı bir paylaşım nedeniyle işten atıyor.

Sıkar mı tersi?