RTÜK AKP’nin, Külliyenin hoşlanmadığı kanalların programlarına beşer program durdurma yani çirkin bir sansür kararı verdi.

Ben de, daha önce hiç merak etmemiştim, RTÜK’ün sitesine girdim ve Türkiye’nin içine sürüklendiği, düşürüldüğü acı manzaraya bir kez daha şahit oldum. 

Türkiye’de hukuk devletinin geldiği noktayı daha net görmek isteyen herkese de boş vakitlerinde RTÜK sitesini ziyaret etmelerini öneririm.

Sonra, bir Külliye görevlisi, Fahrettin Altun’un, iletişim sorumlusu galiba, Boğaziçi ön görünümde çok kesin inşaat yasağı olan bir yeri ihaleye girerek kiralıyor ve mangal yapmak için bir şeyler oluşturuyor, CHP İstanbul ve Üsküdar örgütleri de bu kaçak işin fotoğrafını çekiyorlar.

Bu aşamada dünyanın başka hiçbir yerinde görülemeyecek, yaşanamayacak bir hikâye başlıyor, bu sefer RTÜK değil ama Basın İlan Kurumu (bundan sonra BİK) bu haberi veren Cumhuriyet gazetesine 35 gün ilan yasağı getiriyor.

Dün Artı Gerçek sitesinde Celal Başlangıç yazdı, Cumhuriyet gazetesine gönderilen tekzipler nedeniyle bu gazete iki gün aynı manşetle çıktı, dünyanın başka yerinde görülemeyecek bir hikâyeyi boşuna dememişim. 

Tekzip mahkeme marifetiyle geliyor ama gerekçe de çok ilginç, haberde kamu yararı görülmemiş; bir hâkim (!) bir haberde kamu yararı olmadığını söyleyemez, gazetecilik meselesinin özüne aykırıdır, yapabileceği tek şey haberde bir suç unsuru olup olmadığına karar verebilir, haberde kamu yararı olmaması başka şeydir, suç başka şeydir.

Bu sefer de BİK’in sitesine girdim, orası da çok ilginç bir site.

BİK Kanununda da var, ilgili yönetmelikte de var, BİK fikri ya da bedeni basın çalışanlarına borç veriyor; miktar da çok düşük bir miktar ama bu krizde önemli olabilir, faizsiz borçlar bunlar ve iki seneye kadar vadesi var.

Bu basın çalışanlarının listesini asla istemiyorum, merak da etmiyorum, borç kullanan basın çalışanlarının özel hayatının mahremiyetinin ciddi ihlali olur.

Ancak, BİK’in faizsiz borç verdiği bu basın çalışanlarının ait oldukları kurumların dökümünü merak etmekten de kendimi alamıyorum.

Sayısını da bilmediğim bu borç kullanan basın çalışanlarının ait oldukları kurumların bir dökümünü alsak karşımıza yine ilginç bir manzara çıkacağını tahmin ediyorum. 

Dünyanın her yerinde, her demokratik hukuk devletinde haber olacak bir konunun (Fahrettin Altun meselesi) yayınlanması üzerine Cumhuriyet gazetesine 35 gün ilan yasağı getiren bir kurumun (!) yani BİK’in bu küçük de olsa kaynak verme tercihini nasıl kullandığını görmek isterim doğrusu.

Neden mi?

BİK’in sitesine girdiğinizde bir “Kamuoyuna duyuru” çıkıyor karşınızda.

Konu yine Fahrettin Altun meselesi ve cumhuriyet gazetesi.

Cumhuriyet gazetesi kendine verilen bu ağır ceza karşısında bu konuyu haberleştiriyor ama tarafsızlığı esas olması gereken bir devlet kurumu BİK Cumhuriyet’in bu haberine aşağıdaki yanıtı veriyor: 

“Cumhuriyet Gazetesi’nin “Saraydaki gücünü kullanan Fahrettin Altun istedi” üst başlığıyla verdiği “Rekor ‘Altun’ cezası” manşeti, “Haberciliğe sopa” spot başlığı ve ifadeleri, Cumhuriyet Gazetesi’nin daha önce de ceza almasına neden olan taraflı, kışkırtıcı ve hedef gösterici dil ve üslubuna örnek teşkil etmektedir.”

Cumhuriyet gazetesinin eleştirisini “taraflı, kışkırtıcı ve hedef gösterici dil ve üslup” diye yanıtlayan BİK’in kararlarının artık tarafsız ve hukuki olmasını beklemek biraz zor değil mi?
Habercilik bir süre daha RTÜK ve BİK’in cenderesi altında yaşayacaktır.

Yapılması gereken kanımca RTÜK’ün sadece frekans, BİK’in de resmi ilan tahsis eden bir kurum haline getirilmesi, bu tahsislerin de çok belirli ve saydam esaslarla gerçekleşmesi, cezalandırmanın da tamamen yargıya bırakılmasıdır; yargı da cezaları cezanın şahsiliği ilkesi çerçevesinde hakaret gibi gerekçelerle kişilere şikâyet üzerine verebilmelidir.

Program kapatmak, ilan sınırlaması getirmek sadece vatandaşın haber alma hakkına saldırıdır.
Yoksa, temel amaç da bu mu?