31 Mart yerel seçimlerine iki aydan az bir süre kaldı.

31 Mart yerel seçimlerinde oy dağılımının, yaşadığımız son seçimlere göre çok büyük ölçüde değişmeyeceğine ilişkin değerlendirmeler var.

Ne yalan söyleyeyim, zaten 31 Mart yerel seçimleri sonuçları ne olursa olsun, kısa vadede siyasi dengelerin değişeceği yönünde çok ümitli değilim ama seçimlerin boykot edilmesine de taraftar değilim, İstanbul ve Ankara’nın büyükşehir belediyelerinin el değiştirmesinin orta vadede önemli olumlu sonuçları olabilir.

Ancak, İstanbul ve Ankara belediyelerinin AKP’den geri alınması, hatta başka büyük belediyelerin, mesela Bursa, mesela Antalya’nın da muhalefete geçmesi büyük ölçüde muhalefet partilerinin başarısı olmayabilir.

Başlıkta da belirttim, 31 Mart seçimlerinde AKP oylarının önemli ölçüde gerilemesi muhalefetin başarısı değil, vatandaş vicdanının isyanı olacaktır kanısındayım.

Vicdan faktörü kanımca çoktan devreye girmeli, 2017 referandumunda, 24 Haziran cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de önemli rol oynamalı idi ama olmadı.

Aslında vicdan faktörünün ne ölçüde gündemde olduğunu da tam kestiremiyoruz, acaba bu faktör devrede olsa AKP’nin, Cumhur İttifakı'nın oy oranı ne olurdu, bunu galiba hiç bilemeyeceğiz.

Yine ancak, yaşanan, yaşadığımız, muhtemelen daha da yaşayacağımız olayları, haksızlıkları, hapiste bulunan insanları, haklarında hâlâ iddianame bile hazırlanmadan bir seneyi aşkın süredir içeride olanları, sorgusuz, sualsiz, yargı kararı olmaksızın işlerini kaybedenleri, görevden el çektirilen belediye başkanlarını, kayyım atanan yerleri, yüzde on beşe yaklaşan tarım dışı işsizliği, çok pahalı tarım ürünlerini düşündüğünüzde vicdan faktörünün daha henüz gerektiği kadar devreye giremediğini varsayıyorsunuz.

Bunun nedeni de muhtemelen başka türlü analizler gerektiriyor, bu yazıda işim de bu değil.

Bir toplumun, seksen iki milyonluk nüfusun, altmış milyona yaklaşan seçmenin vicdanlarının tamamen körleştiğini söylemek de muhtemelen topluma büyük bir haksızlık.

Başka faktörler, tarihten tevarüs ettiğimiz bazı konular vicdan faktörünün bugünkü büyük, hatta inanılmaz haksızlık manzarasına rağmen yeterince devreye girmesini engelliyor anlaşılan.

Yolsuzluklar, haksızlıklar, hakkaniyet duygularını çok büyük ölçüde rencide eden konular, kamu kaynaklarının kamusal konular dışında kullanımı, kent rantlarının vergilendirilmemesi, siyasi ahlak yasasının çıkmaması, ihale kanununun değiştirilmemesi daha doğrusu AB modeline uyumlaştırılmasının AKP tarafından engellenmesi bakalım 31 Mart yerel seçimlerinde oy dağılımını nasıl şekillendirecek?

İçinde yaşadığımız topluma inancımızı yitirmemek için söz konusu vicdan faktörünün artık ağırlıklı olarak devreye girmesi lazım.

Ben, 31 Mart gecesi sonuçları izlerken, hangi parti ne kadar oy aldı, hangi kentte hangi parti belediye başkanlığını kazandı gibi konulardan çok bu vicdan meselesini izleyeceğim.

Vicdan faktörünün 31 Mart gecesi de sandıklara uğramaması durumunda çok önemli değerlendirmeler yapmak durumunda kalacağız.

Ya toplumu ve siyasal davranış kodlarını yeniden gözden geçireceğiz, ya da kendi değer yargılarımız ile toplumun değer yargıları arasındaki muhtemel farkı bir kez daha mercek altına alacağız.

31 Mart seçimleri yerel değil vicdan seçimleridir kanımca.

Benzer bir yazıyı Parlamenter Sistem'den Başkanlık Sistemi'ne geçtiğimiz referandum öncesi de yazmıştım, sonuçlar malum.

Bakalım bu kez ne olacak?