Türkiye’de yolsuzluk süreçleri maalesef evet maalesef hep “illegal” yasa dışı süreçler olarak algılana geldi.

Oysa, ülkemiz Türkiye’de yolsuzluk süreçlerinin çok ama çok büyük bölümü legal süreçlerle yürür.

Resmi gazete koleksiyonlarına farklı açılardan bakılabilir ama benim üzerinde özellikle durduğum konu bu koleksiyonun aslında bir ölçüde bir suç envanteri oluşturmasıdır. 

Başka bir ifade ile de bizim yolsuzluk süreçlerimiz şimdilik kaydıyla savcılık kurumunun ilgi alanı dışındadır.

Ancak bu cezasızlık süreci kısa vadeye ilişkin bir niteliktir, orta vadede ne olacağı belli olmaz.

21 Ağustos tarihinde bir firma, büyük bir firma, televizyonları var, bir ihale kazandı (!!!).

Kazandı kelimesinin yanına kaçınılmaz olarak ünlem işaretleri koyuyorum çünkü bu ihale de davet usulü ile yapılan bir ihale.

Ama, Allah için, ihale yasal çünkü malum ihale kanununun yine malum maddesi ile kazanılıyor bu ihale.

Yasal ama meşruiyet sorunu ne olacak?

Türkiye’nin az konuşulan temel bir meselesi yasal olan ile meşru olanı arasında makas her geçen gün yasalın aleyhine açılması.

Çok net söylüyorum, davet usulü ile yapılan ihalelerin kısm-ı azamı yolsuzluk kokuyorlar.

İhalenin bedeli de dokuz buçuk milyar TL.

İlginçtir, 9 Ekim tarihinde de yine Resmi Gazete'de yayınlanan bir resmi belge ile bu firmaya tam da dokuz buçuk milyarlık bir vergi istisnası tanındı.  

Yine, Allah için, bu vergi istisnası da yasal çünkü kapı gibi Resmi Gazetede yayınlanıyor.

Firmanın adını vermiyorum çünkü yargıya (!!!) yayın yasağı koydurtmuş.

Ne ihale hakkında ne de Resmi Gazete'de yayınlanan vergi istisnası için savcılık kurumunun bugün için yapabileceği bir şey yok.

Olsa da bu yolları işletecek savcılık kurumu da pek yok galiba.

Ortada çok açık bir yolsuzluk var ama tüm unsurları ile yasal çerçevenin koruması altında.

Bir zamanlar bir sermaye birikim modeli olarak benimsenmiş bu model artık olsa olsa sadece bir yolsuzluk modeli.

Bu durum çok büyük ölçüde bize ya da bizim gibi ülkelere özgü bir durum, yolsuzluklar yasal kılıfa sokulmaya çalışılıyor.

Dışa açık rekabetçi piyasa ekonomilerinde bu durumlar kurumsal engeller nedeniyle pek yok.

Necip ülkemiz Türkiye’de de dışa açık piyasa ekonomisine, mesela tüm kurum ve kurallarıyla AB tam üyeliğine karşı çıkan ve çok farklı siyasi kanatlara aitlermiş gibi duran kesimlerin ortak ve yaşamsal paydası bu tür ihale rejimleri, bu tür vergi düzenlemeleri üzerinden merkezi devlette ya da yerel devlette rant üretmek ve bu rantı bölüşmek.

Hukuk devleti eksikliği ya da artık yokluğu da bu süreçlerin desteği.

Bir ihale ve bir vergi teşvik yönteminin, hepsi resmi süreçler, bir hakim tarafından yayın yasağına tabi kılınmasını da anlamak mümkün değil.

Kapalı ekonomi, iç rekabete bile sıkı sıkı kapatılan ihale sistemi, yarı ahlaksız vergi teşvik sistemleri ve hukuk devleti kepazeliği.

Birbirlerine ne kadar da yakışıyorlar. 

Türkiye usulü yolsuzluk da bu işte.