Bilge Konfüçyüs iyi yönetimi şu şekilde tarifi eder: “yakındakileri sevindirir, uzaktakileri oraya çeker”. Bu veciz tariften hareket ederek eğer yakındakiler mutsuz ve ülkeden gidiyorsa orada kötü yönetim olduğu söylenebilir. Sadece Kolombiya’ya 800 bin toplamda 1.5 milyon Venezüellalının  gittiği, Ocak 2017 itibarı ile enflasyon oranının yüzde 700 olduğu (daha da yükseleceği tahmin ediliyor) temel gıda maddelerinin bile karaborsaya düştüğü, onsekiz saat elektrik kesintilerinin ve sekiz saat su kesintilerinin olduğu bir ortamda Venezüella Başkanı Nicolas Maduro ülkesinin içindeki bütün problemleri ve şikayetleri emperyalistlerin kendisine düşman olduğu klişesini kullanarak püskürtmeye çalışıyor. Ne ilginçtir ki kendisi, özellikle Filistin ile ilgili haklı itirazlarının da katkısıyla belki, Türkiye’de hem bazı sol cenahlarda hem de hükümet taraftarı medyada kabul görebiliyor.

Yaklaşık 300 milyar varille dünyanın en büyük petrol rezervine ve dünya rezervlerinin %20’sine sahip olan Venezüella’nın hiper enflasyon ve kıtlığın, olumsuz sosyo-ekonomik şartların sebep olduğu büyük sosyal hareketlenmelerin üstesinden gelmek için kuşatıcı davranması gerektiği açıkken tam tersi bir siyaset izlendiğini görüyoruz. Nisan 2013’de seçimleri kıl payı ve yolsuzluk söylentileri arasında kazanan Nicolas Madura’nın 2015’de Meclis seçimlerinde çoğunluğu kaybetmesinin ardından Meclis’in yetkilerini kısıtlaması adeta devre dışı bırakması,  muhalefette büyük umutsuzluk yaratmış ve yüzlerce insanın öldüğü sokak hareketlenmelerine yol açmıştı. Buna ilaveten Meclis’in yetkilerini kısıtlamak için yeni bir Anayasa yapmak üzere kurucu meclis oluşturmak için 31 Temmuz 2017’de seçimlere gitmesi kuşatıcı siyasetin çok uzağında olduğunu göstermiştir.  Kurucu Meclis seçimlerini muhalefetin boykot ettiği, resmi kaynaklara göre bile katılım oranının  yüzde 40’da kaldığı ve bazı kaynaklara göre 15 kişinin öldüğü gerilimli seçim sürecinin meşruiyet probleminin fark edilmemiş olması büyük eksiklik.  Anayasanın yeniden yazılması için seçilen 545 üyeli bu Meclis’de Maduro’nun oğlu ve eşi de olduğu söyleniyor. Seçimin ardından hafta sonu Valencia’da ordudan atılmış bir teğmen ve yanındaki yirmi kadar asker kıyafeti giymiş bir grup sivilin askeri üsse saldırısı, “Maduro yönetimine  ABD destekli darbe girişimi” olarak değerlendirildi ve bastırıldığı ifade ediliyor. Bu küçük olayın bastırılması büyük problemlerin çözüldüğünün bir ispatı olarak gösteriliyor ve sorunların gözden kaçırılması için adeta kullanılıyor.

Hem içerdeki büyük hoşnutsuzluklar hem de kurucu meclis ile ilgili tartışmalı seçim uluslararası açıdan Venezüella’yı derinden etkileyecektir. Biliyoruz ki ABD yaptırımlar olacağını duyurdu. İhracat gelirlerinin yüzde 95’inin petrolden sağlandığı Venezüella, petrol ihracatının %40’ını ABD ile yapıyor. Yani ihracatının yarısını yaptığı en büyük müşteri ABD artık petrol almayacağını bildiriyor. Benzer şekilde, ABD’den ithal edilen ve ekonominin dayandığı tek madde olan petrolün işlenmesinde kullanılan hafif petrol de Venezüella için çok önemli.  Dış ticaretinin yarısını yaptığı bir ülke ile, ABD ile ilişkilerin sonlanmasının zaten çok kötü durumda olan ekonomiyi nasıl kötü etkileyeceği açıktır ama uluslararası yaptırım uygulayan tek ülke ABD değil. Venezüella’nın MERCOSUR ( Orta ve Güney Amerika Ortak Pazarı) üyeliği de askıya alındı, kurucu üyeler ülkede demokratik esaslara uyulmadığı gerekçesiyle süresiz olarak askıya aldı. Daha seçimden önce Arjantin, Peru, Kolombiya ve Panama bu seçimleri tanımayacağını duyurmuştu.

Meclisin yetkilerini kısıtlamak isteyen, muhalefet parti liderlerini hapseden, basına baskı yapan ve desteği de ciddi oranda azalan Maduro’yu desteklemek için Filistinle ilgili İsrail’i ağır eleştirileri ve ABD’nin kendisine karşı olması yeter mi? Bu ifadeler ABD’nin Latin Amerika ülkelerine askeri darbeleri  organize etmesini, darbecileri desteklemesini  veya Küba lideri müteveffa Fidel Castro’ya  sayısız suikastlere girişimleri gibi geçmişte ve yakın zamandaki müdahalelerini meşru görmek olarak anlaşılamaz. Bütün bunları akılda tutarak Venezüella yönetimine katılımcı, muhalefeti hesaba katan, devre dışı bırakılan Meclis’e saygı duyan ve “orada yaşayanları sevindiren uzaktakileri de kendine çekecek” iyi yönetim için bir çağrı olarak anlaşılmasını isterim. Tabii bu çağrı sadece Venezüella yönetimi ile sınırlı değildir. Hukuk devletinin ciddi oranda zedelendiği, muhalefet ve basın ile ilgili baskıların arttığı OHAL düzeninde Türkiye yöneticilerine yönelik bir çağrıdır aynı zamanda.