Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre TL’deki “köpüğün” alınmasının ardından enflasyon tarafında vatandaş 2022 bahar aylarına doğru rahatlama hissedecek. Hatta Cumhurbaşkanı enflasyonda da oluşan “köpüğün” yakın zamanda aynı TL’de yapılan gibi alınacağını söyledi. Kendisi de seçimlere geri sayım döneminde enflasyonun oy kaybı yaratan önemli bir neden olduğunu bildiğinden olsa gerek, ikinci açıklamasında enflasyonda “şişkinlik” olduğunun farkında olduklarını ve az bir süre içinde sorunu çözeceklerini ekledi.

Cumhurbaşkanı’nın “Kur Korumalı Mevdust” gibi finansal ürün tasarımcıları arasında çok muhtemel yer alan Finans Ofisi Başkanı Göksel Aşan da birkaç hafta önce enflasyon konusunu TV’lerden gündeme taşımıştı. Aşan’ın yeni yıldan hemen önce yaptığı açıklamalara göre Ocak 2022 enflasyonu negatif gelerek yıllık TÜFE’de önemli bir düşüş gerçekleşecekti. Bir ihtimal Aşan 31 Aralık gece yarısı gelen %127 elektrik zammından önceden haberdar olmamıştı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’na geldiğinden beri her fırsatta TV’ler açıklamalar yapan Nebati ise dün itibarıyla Ocak 2022’de enflasyonun “pik” (zirve) yapacağını açıkladı. Zirveden geri dönüşün nasıl olacağı net olmasa da Bakan, Haziran 2023 seçimlerine Türkiye ekonomisinin tek haneli enflasyon seviyesi ile gireceğini ilan etti.

Bir aydan kısa sürede yapılan açıklamalara bakınca hükümet kanadında enflasyon konusunda kafalar oldukça karışık görünüyor.

Enflasyondaki artışı faizin yüksekliğine bağlayan ve enflasyonla mücadele için bilinen her yöntemin aksine faiz indiren AKP yöneticilerinin enflasyondaki yükseliş karşısında kafalarının karışık olması da doğal aslında.

Keza, TCMB son Aralık 2021 toplantısında üç ay kadar faize dokunmayacakları izlenimi vermişken, meşhur 20 Aralık öncesi Erdoğan TV’lerde serbest kur rejimi olduğunu ve faiz indirimlerine devam edeceklerini yüksek perdeden söylemişti. Dün Bakan Nebati, merkez bankası “bağımsız” olduğu için ne faiz kararı alacaklarını bilmediğini, ama en azından Ocak-Mart döneminde yeni bir indirim yapılmamasında fayda olduğunu gördüğünü söyledi.

Aralık toplantısı öncesi Nebati’nin kardeşinin açıkladığı 100 baz puan indiriminin gerçekleştiğini düşünürsek, Bakan’ın dünkü açıklamalarından sonra da 20 Aralıktaki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısından faiz indirimi çıkmayacağı varsayımı yapmamız gerekir. Ancak, yapamıyoruz. Çünkü Erdoğan faizlerin indirilmesinden yana. Yine de piyasanın öngörüsü politika faizinin %14’te kalacağından yana.

Bakan Nebati’nin açıklamaları içinden açıkça söylemese anlaşılan da zaten Mart’a kadar %14’te faiz sabit kalsa bile mart ayından sonra indirimlere devam edileceği. O nedenle faizin %14’te ilk çeyrek boyunca tutulmasının da hiçbir ekonomik etkisi olmayacak.

Diğer yandan, paradoksal bir şekilde faiz indirimleri yoluyla politika faizi hariç akla gelebilecek tüm faizlerin tam ters hareket ettiği bir dönemden geçiyoruz. Haftalık repo faizinin %19’dan %14’e çekildiği Eylül-Aralık 2021’de tahvil faizleri, kredi ve mevduat faizleri anlamlı seviyede yükselmiş durumda. Türkiye’nin risk primi CDS 550-600 arasında gidip gelirken, dış borcunu çevirmede en riskli ülkeler arasında Türkiye’nin görüldüğünü anlatıyor.

Dün itibarıyla, bankalarda şirketlerin kullandığı rotatif kredilerde faiz %46’ya çıkmış durumda. Tükeitici kredilerinde durum çok farklı değil. İhtiyaç kredisi yıllık faizleri %39’a, taşıtta yıllık faiz %30’a ulaştı. Konut kredilerinde ise durum az farklı. Kamu bankalarında en düşük yıllık faiz oranı %14,4 olurken özel bankalarda %30-33 arası.

Mevduat faizleri ise bir süredir %20 bandının biraz üzerinde. İki yıllık tahvil faizi %23,6’ya, 10 yıllık tahvil faizi ise %23,97’ye ırlamış durumda.

Kısaca faiz indirimi ekonomide genişlemeci değil daraltıcı bir etki yaratmış durumda.

Enflasyon konusuna dönersek, hükümet kanadından gelen karışık beklentiler bir yana gerçekler ocak ayında da en az %9 civarında bir aylık TÜFE enflasyonu geleceğine işaret ediyor. TL’de 2021 boyunca yaşanan değer kaybı, TL/doların sene başındaki 7,00’li seviyelerden sene sonunda 12’li seviyelere ulaşan değer kaybı yanlış para politikası ile birleşince maliyet artışlarının son ürün fiyatlarına daha fazla, daha hızlı aktarılması sürecini tetikledi. Bu da 2022 ilk çeyrek sonunda yıllık TÜFE enflasyonunun %50’nin altında gerçekleşmesini imkânsız hale getirmekte.

TL’nin değer kaybetmeyeceği varsayımını yapmak da kolay değil. Bugün dünyada tartışılan, ABD merkez bankası Fed’in martta başlayacağı faiz artışlarını 2022’de en az dörde tamamlayacağı. 8,8 trilyon dolarlık bilançosunu da Temmuz 2022 itibarıyla daraltmaya başlayacağı. Bunun anlamı sıkılaşan para politikası, azalan likidite demek.

Marttan öteye (en iyi olasılıkla marttan) faiz indirimlerinin yeniden devreye gireceği, yıllık TÜFE enflasyonunun hızla %50-60 arasına oturacağı 2022 ilk yarısında TL/doların da 14 civarı kalması kolay değil. 2022 son üç ay temposunda olmasa da TL’nin 2022 boyunca daha yavaş ama emin adımlarla bu para politikasıyla değer kaybetmesi kaçınılmaz.

2018 kur krizinden bu yana tempolu şekilde devam eden TL’deki değer kaybının 2022’de de devam edeceği; enflasyonla mücadele etmeyen bir para politikası yanına genişlemeci maliye politikalarının KGF liderliğinde eklenmesi 2023 seçimlerinde enflasyonun tek hane olmasını imkânsız hale getiriyor.

Bakan Nebati’nin tek haneli enflasyon hayali satması işte bu nedenlerle gerçekçi değil.