Bugün muhalefette iki farklı blok ve birkaç toplumsal dinamik olduğu söylenebilir.

CHP ve diğer sağ muhalefet partilerinden oluşan birinci büyük bloğu “orta-sağ” muhalefet; HDP ve diğer sol muhalefet parti ve gruplarından oluşan ikinci bloğu ise “orta-sol” muhalefet olarak adlandırmak mümkündür. Belki 1960 sonlarının terminolojisidir bu ama Türkiye’nin 50 yıllık sağa kayış sürecinde o zamanki siyasi konumlanışlara bir hayli denk düşmektedir. Türkiye’de sol neredeyse silinmiş ve o zamanki CHP’nin “ortanın solu” çizgisine benzer ılımlı sol bir çizgide tutunmaya çalışır olmuştur günümüzde.

*

Sağ, geleneksel muhafazakâr tutumuna uygun olarak “liderlik kültü”ne dayanır. Bu yüzdendir ki, bugün ortaya çıkan sağ muhalefet partilerinin her biri bir siyasi liderin çevresinde toplanmıştır ve onunla temsil edilmektedir: Akşener, Davutoğlu, Babacan, İnce, Sarıgül, Erbakan vb vb… Yeni kurulmuş bu sağ partilerin, İyi Parti dışındakilerin isimleri bile bilinememekte ve liderlerinin adıyla anılmaktadırlar. “Orta-sağ” muhalefet partileri içinde bir tek CHP bir misyon partisi görüntüsü vermektedir.

*

Siyasi yelpazenin en solunda, seçimle iktidar değişimi bakış açısını reddeden ya da buna önem vermeyen, yukarda sözünü ettiğim toplumsal dinamikler yer almaktadır. Bunların en güçlülerinden biri kadın hareketidir. Geniş bir toplumsal tabana dayanan HDP’nin dışındaki sol grupların yapay kadro eylemlerinden oldukça farklı gerçek bir toplumsal harekettir bu ve ademi merkeziyetçi örgütlenme tarzıyla anında harekete geçip anında dağılabilme yeteneğine sahiptir. Benzer bir şekilde LGBTİ hareketi de gerçek bir toplumsal temele dayanmaktadır ve ademimerkeziyetçi tarzıyla eylemlerde etkili olabilmektedir. Son derece dağınık gibi görünen ama aslında dağınıklığı gücünü ve yaygınlığını da oluşturan ekolojist yerel gruplar ağı da önemli bir toplumsal dinamiktir. Onların görünmez ağları toplumu gün be gün sarmaktadır ama bu ağın siyasal mücadelede kendini gösterme şansı neredeyse hiç yoktur. Anarşistler, tek tek bireyler olarak bu her üç dinamikte de yer almaktadır.

*

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu geçtiğimiz aylarda “Helalleşme” atılımını başlatarak bence akıllıca bir girişimde bulundu. Bu, iktidarın sonunun yakın olduğu ilan eden bir atılımdı. Çünkü iktidara yürüyen bir güç, o zamana kadar iktidarın kanatları altında yer almış birtakım güçlere “hesap sorulmayacağı” yolunda güvence vermek zorundadır. Bu güvenceyi vermediği zaman, bu güçler iktidar değişimine karşı can havliyle şiddetli bir direniş gösterirler, bu da hem kargaşalığa ve daha kötüsü iç savaşa yol açabilir hem de yıkılmakta olan iktidar güçlerinin işine yarar.

Örneğin Mao zedung, Çin Kızıl Ordusu 1949’da Pekin’e girmeden önce, telaş içinde Pekin’i terk etmeye ya da direnmeye hazırlanan Çan Kay Şek bürokrasisine, kimseye dokunulmayacağı güvencesi vererek, iktidarı direnmesiz ve kan dökülmeden almanın üstesinden gelebilmiştir. Son dönemden bir örnek olarak, o kadar korkulan Taliban, iktidara gelirken eski muhalifleriyle işbirliği yapabileceğini ilan ederek eski iktidar mensuplarının, ABD’nin de çekildiği koşullarda direnmesiz teslim olmasını sağlayabilmiştir.

*

Son zamanlarda “ortanın solunda” bir “kimlik sorunu-sınıf sorunu” tartışması dikkati çekmektedir. Bu tartışmanın, “ortanın solunda” yer alan bazı sol partiler tarafından yapay olarak körüklendiğini düşünüyorum. Amaç, HDP’den ayrı bir “sol” blok oluşturmaktır. Elbette, isteyen istediği bloku oluşturabilir ama yapay gündemlerle olmaz bu. Neden yapay gündemdir? Çünkü kimlik politikasıyla sınıf politikası arasında çelişki değil, tam tersine birlik vardır. Ezilen kimliklerin savunucusu olan bir siyasal ya da toplumsal güç kaçınılmaz olarak ezilen sınıfların da yanında yer alacaktır. Sırf ezilen kimliklerin çıkarları açısından bile böyle bir tutum alınması zorunludur. Sınıfsal çıkarlar da kimlik çıkarlarıyla çelişmez, birlik oluşturur.

Öte yandan bazı sol ya da orta-sol partilerin “sınıfın tek temsilcisi”ymiş gibi ortaya çıkmaları sadece gülünçtür. Adını “işçi” ya da “komünist” koydun diye işçi sınıfının temsilcisi olamazsın. Tamam, işçilerin haklarını savunabilirsin ama temsilcilik öyle kolay iş değildir. Bolşevikler bile, ancak 1917’nin ikinci yarısında işçilerin çoğunluğunu kazanabildikleri zaman işçi sınıfının temsilcisi olduklarını ileri sürebilmişlerdir.

*

Önümüzde, büyük ihtimalle iktidarın değişmesine yol açacak bir seçim dönemi var. Bu dönemde, “ortanın sağı” ve “ortanın solu” bloklarının yıkıma gitmekte olan iktidara karşı ittifak yapması çok önemli. Bu ittifakı şu ya da bu şekilde sekteye uğratacak her türlü sekter tutum iktidarın işini yarayacaktır. HDP, büyük bir ihtimalle %15’lik oy oranıyla Meclis’te önemli bir güç kazanacaktır. Sol, en ılımlısından en radikaline kadar HDP’nin arkasında yer almalıdır. Başkanlık seçimlerinde de orta-sol blokla orta-sağ blokun zimni de olsa anlaşarak tek adaya oy vermesi, Tayyip Erdoğan’ı alaşağı edecek bir potansiyele işaret ediyor. Çökmekte olan iktidarın beklenmedik (ya da beklendik) her türlü oyununu boşa çıkartmak için de zorunludur bu potansiyelin birlikte hareket etmesi.

www.gunzileli.net

[email protected]