2020’de Ermenek madencileri yollardaydı. Bağımsız Maden İş Örgütlenme Sekreteri Kamil Kartal’ın “Öyle mi Alay Komutanı?” diye seslendiği Ankara yürüyüşü akıllarda kaldı. Somalı madenciler tazminat hakları için eylemdeydi. Vedat Akgiray’ın iflas etmiş şirketi Bimeks’in çalışanları uzun zamandır nöbetteydi. Uzel işçileri, A101, Sinbo, Cargill ve Atlas Global çalışanları mücadeledeydi. Baldur Süspansiyon işçileri, K.T Deri işçileri direnişteydi. Birçok kez işçiler, sendikacılar gözaltına alındı. Çadırları, nöbet yerleri dağıtıldı.

Patronlar da sendikalaşmaya karşı teyakkuzdaydı. Tek Gıda-İş’e üye oldukları için işten atılan Cargill işçilerinin direnişi devam etti. PTT, taşeron işçilerin 2 yıl önce kurduğu sendikanın yöneticilerini işten attı. Systemair HSK ve Arsan Kauçuk'ta sendika üyesi işçiler, fesih yasağına rağmen işten çıkarıldı. Ekmekçioğulları Metal’de Birleşik Metal-İş’e üye oldukları için işten atılan işçiler, direnişteydi. Çerkezköy’de MTN Plastik’te 25 işçi, Bursa'daki Üç Yıldız Sünger’de 270 işçi, sendikaya üye oldukları gerekçesiyle işten atıldı. Gates Hortum’da işçiler, sendikalaşama haklarını kullandıkları için işten çıkarıldı, bazı işçiler istifaya zorlandı. Dinarsu Akal Tekstil’de sendika çalışması, işten atma tehdidiyle karşılaştı. ICK Enerji’de sendikaya üye oldukları gerekçesiyle 6 işçi işten çıkarıldı… Bunlar haberlerden bildiklerim. Google’a, “Sendikalı oldular, işten atıldılar” yazın, yıllardır patronların iş yerlerine sendika sokmamak için nasıl tehditler geliştirdiğini göreceksiniz. En bilinen yöntem “kod 29” gerekçesiyle (“Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller, davranışlar”) iş akdi feshi.

Bu direnişlerin, hak eylemlerinin birçoğu devam ediyor. Birgün yazarı Atilla Özsever’e izlenimlerini sordum. İşçi, emekçi eylemlerinde artış mı var? Salgın nedeniyle özellikle hizmet işkolunda, marketlerde hak ihlallerinin arttığına dikkat çekti. “Kriz çalışma koşullarını ağırlaştırdı. Kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamaları çok düşük gelire mahkum etti çalışanları. Büyük hak kayıpları oldu. Bu son dönem eylemlerini çoban ateşlerine benzetiyorum. Daha geniş işçi eylemlerine de dönüşebilir. Lokalize olmak yerine birlikte hareket etmenin yollarını bulmak lazım. Sendikalar ortak hareket ettiklerinde sonuç alabiliyorlar. Belirli süreli iş sözleşmesi konusunda oldu bu. Asgari ücrette de birlikte hareket ettiklerini gördük. Çok zaman DİSK dışındakiler geri atım atıyor. Sendika bürokrasisine eleştiriler de var. Bu tür yapılar doğru, aktif sendikacılığın önünü tıkıyor. Ayrı sendika kurmalar oluyor ama mevcutlarda yönetim değişikliği için de mücadele gerekiyor. 1989 bahar eylemleri, birçok sendikada yönetimlerin değişmesine yolaçmıştı” dedi.

Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi, Birgün yazarı Doç. Dr. Aziz Çelik de emek eylemlerini takip eden akademisyenlerden. “Toplumsal ve sınıfsal dinamizmin arttığını” işaret etmekle birlikte, “Pandemide artan hak kayıplar ve yoksullaşma ek tepkiler yarattı ancak yeni bir dalgadan, yükselişten söz edilemeyeceğini” belirtti. Çelik, “Uzun süredir devam eden eylemlilikler var. Yeni dönemin özelliği dağınıklar, organize değiller. Tekil parlamalar ve sönmeler var. Örgütlü işçi hareketinde hak kayıplarına karşı yeni bir direniş dalgasından söz etmek iyimserlik olur. Toplam fotoğraf bu değil. Kıpırdanmalar olduğu söylenebilir. 2020’de kıdem tazminatı, esnek çalışma konularına sendikaların direnişi, işçi hareketini biraz daha görünür kıldı. Bazılarını popülerlik konuşturdu. Bazıları görünür olamadı, bir duygu da yaratmadı. Örgütlülük ihtiyacından söz edebiliriz. Bağımsız sendikalar çıkıyor ama bu alanda da çok azı başarılı oldu. PTT Sen büyüdü, iş yerlerinde çoğunluk almalarının yasal, teknik zorlukları var. Bazıları dernek formunda sendikalar” dedi. 

Çelik’in, Birgün röportajındaki değerlendirmesi de dikkatimi çekti:
(Soru: Bu yıl Bağımsız Maden-İş, PTT-Sen gibi bağımsız sendikaların mücadelesini yükselttiğine tanıklık ettik. Yılın ikinci yarısında birçok yeni bağımsız sendika kuruldu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?) Bu durum her şeyden önce artan toplumsal ve sınıfsal dinamizme işaret ediyor. Sınıfsal talepler kendine uygun örgütsel formlar arıyor. Sendikalaşma çabalarında belirgin bir artış olduğu, işçi direnişlerinin salgının bütün olumsuzluklarına rağmen durmadığı görülüyor. Yeni sendikaların kurulması ve mücadele eğiliminin güçlenmesi önemli. Ancak bağımsız tekil sendikacılık sonuç alıcı olmaz. Bu çabaların birleşmesi lazım. Bağımsız ve mücadeleci birikimlerin benzer eğilimlere sahip sendikalarla birlikte olması gerekiyor.

(Soru: Salgın sürecinde Atlas Jet işçilerinin kurduğu A.Z.A.P, Turizm İşçileri Dayanışması, Kafe-Bar İşçileri Dayanışması gibi sendika dışı örgütlenmelerin de yaygınlaştığını görüyoruz. Bu yeni arayışlar, yeni örgütlenme/direniş pratikleri neye işaret ediyor?) Sendikaların eski refleksleri ve alışkanlıkları nedeniyle etkili ve hızlı davranamadıkları, zaman zaman rehavete kapıldıkları görülüyor. Bu açığı resmi sendika biçimi dışındaki işçi örgütlenmeleri alıyor. Ben bunları olumlu görüyorum. Kuşkusuz bu eylemlerin sendika çatısı altında yürütülmesi yeğdir. Ancak bunu sağlayacak enerjik, seri ve mücadeleci dinamikler her zaman söz konusu olmuyor. Bu yeni tip arayışlar ile eski sendikal yapıları karşı karşıya değil, yan yana koymak lazım.”
Artı TV Emek ve Hayat programının yapımcısı Dilek Dindar, sahada da bu gelişmeleri takip eden gazetecilerden biri. “2020 yılında emek mücadelesi açısından dikkatle okunması gereken pratiklerin ortaya çıktığını” belirtiyor. Şöyle dedi: “Uzun zamandır sendikal alanda hakim olan ‘yasalar çerçevesindeki mücadele hattı’nın yanısıra ‘hak temelli bir anlayış’ın örneklerine tanıklık ettik. Soma ve Ermenekli madencilerin yürüyüşü bunun en görünür haliydi. Eskişehir’den Gebze’ye metal işçilerinin direnişi; Bimeks, AtlasGlobal, Uzel işçilerinin mücadelesi de aynı anlayışın örnekleri olarak yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Yani ‘yasa değil hak, masa değil sokak’ diyorlar… Bir başka örnek ise 3 yılı bulan Cargill direnişi. İşçilerin, sendikal gerekçelerle işten atıldığı yıl içinde sonuçlanan mahkemeyle tescil edildi ve sendikal tazminata hükmedildi. Yıllardır kabul edilen ve başarı sayılan bu noktaya direnişteki işçilerin yanıtı ‘tazminat değil hak’ oldu ve direnişe devam kararı aldılar. Bu ve benzeri örnekler sendikal alanda bir yarılma yaratır mı, ibre haktan yana döner mi bilmem ama bu dalga yayılıyor, orası kesin.”
Dönemsel olarak işçi hak eylemleri daha görünür oldu. Bunun salgın ile olduğu kadar yıllardır süren hak kayıplarının derinleşmesiyle de ilgisi düşünülebilir. Sendikalaşma çabaları, yeni bağımsız sendikaların kuruluşu, yeni dayanışma yapılarının ortaya çıkışı, sendikaların emek hareketinin yakıcı taleplerine cevap verememesiyle ilgili olsa gerek.