Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Genel Direktörü Guy Ryder, 7 Nisan'da açıkladıkları raporu revize etmek zorunda kaldıklarını açıkladı. Direktörün yeni açıklamasında ortaya koyduğu tablo, -bu tip raporlarda genellikle olduğu gibi muhafazakâr tahminler olduğu kaydıyla söyleyelim- korkunçtur! Direktör özetle şunları söyledi:

  • Korona virüs salgını nedeniyle küresel çapta iş saatlerinde yüzde 10.5 daralma yaşanacak. Bu da 305 milyon tam zamanlı çalışanın işsiz kalmasına denk düşüyor.
  • Küresel iş gücünün neredeyse yarısını oluşturan kayıt dışı ekonomide 1.6 milyar işçi, geçim kaynaklarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Bu tablo, dünya tarihinde görülmemiştir! 1929 Buhranı’nda 50 milyon kişi işini kaybetmişti. Dünya ekonomisi 90 yıl öncesine göre çok çok daha büyüktür ancak, salgın, birçok analizde öngörüldüğü gibi eğer yeni dalgalarla bir – iki yıla yayılırsa, sonuçları ILO öngörülerini de 1929 Buhranı’nı da çok çok aşabilir. Bu takdirde, şimdiden ürettiği sonuçların ağırlaşacağını söylemek bile fazla.

Tek tek ülkelerin ve sonuçta küresel ekonominin, ticaretin daralması…

Emtia fiyatlarında çöküş,

Şirket iflasları, kredi batakları, finansal kriz!

Yeni iş alanları ve fırsatlar yakalayanlar, dolayısıyla büyüyenler de olur ama küresel ekonomi ve ticaret küçülürse, bakiye her zaman şudur: Milyonlarca şirket de küçülür, bilançosu bozulur, krizin derinliğine göre yüzbinlerce, belki milyonlarca şirket açığa düşer, iflas eder, batar! Buna eşlik ederek milyonlarca çalışan da işini, gelirini kaybeder!

Fakat unutmamak gerekir ki iki taraf için ürettiği sonuçlar aynı yakıcılıkta değildir. İşlerini kaybetseler de şirket babalarına her zaman dünyalıktan fazlası kalır. İşini ve gelirini kaybeden çalışanlar ise çıplak bir açlıkla yüzleşirler!

Böyle durumlarda… Kapitalist devletlerin klasik refleksi, çıkışı, her zaman şirketlere destekte, başka bir ifade ile üretime destekte arar. Batıklarını satın alır, kamulaştırır, borcunu üstlenir, keş para verir, kredi olanakları sağlar… Böylece kamu kaynakları esasta şirketleri ve bankaları kurtarmaya gider. 

Devletleri yönlendiren dar görüşlü, gözü kara kapitalist kâr hırsı, kendi iktisadi mantığını da (üretim ve tüketimin ayrılmazlığını) yener, sakatlar; kaynakların tüketim tarafına (çalışanlara, hane halkına, tüketiciye) yönlendirilmesine, gelir kaybı yaşayanların desteklenmesine tahammül edemez! Önemsiz bir yüzde düşer milyonlarca çalışanın, yoksul hane halkının payına… Bu krizde de gördük… Değişen ölçülerde, ekonomiyi desteklemek için ayrılan kaynakların yüzde 70 – 80 – 90’ı, bizde olduğu gibi yüzde 95’i şirketlere gitti.

Salgında, devletlerin kamusal sağlık yatırımlarını terk etmiş olmalarının ölümcül sonuçlarının yanı sıra bir de bunu… Bütçe kaynaklarının şirketlere akıtılmasını yeniden deneyimledik. 

Dünya… Bu tabloya nasıl bir tepki verecektir? 

Hepimiz aynı gemide değiliz!

Çalışanlar, ücretliler, çiftçiler, sendikalar, işini kaybedecek 305 milyon kişi, gelirini kaybedecek 1.6 milyar kayıt dışı çalışan nasıl bir tepki verecek? Peki, ya işverenler, milyarderler, AŞ’ler, Corp’lar, Inc’ler, GmBH’lar, AG’ler, SRL’ler… Devasa uluslararası fonlar, para babaları, spekülatörler, bankalar… Teknoloji zenginleri Musk’lar, Zuckerberg’ler, Gates’ler, Bezos’lar, Jack Ma’lar nasıl bir tepki verecekler? 

Ne olacak?

Bugünden yarına, dünyanın; kapitalizmin adaletsiz, berbat, kıyıcı bir sistem olduğuna karar vererek, yeni bir sistem arayışına gireceğini beklemek elbette hayal. Böyle, sonunda uzlaşılarak kalkılacak bir pazarlık masası yok! Ama ücretlilerin, yoksulların, dezavantajlı kesimlerin sırtı duvara dayanmış gözüküyor! Kavganın sertleşeceğini öngörmek yanlış olmaz.

2009 krizinin geldiğini tahmin ettiği için “Kriz kâhini” olarak adı çıkan Prof. Nouriel Roubini, koronavirüsün küresel ekonomide 10 yıl sürecek bir buhrana yol açacağı, mevcut 10 riskin küresel ekonomiyi umutsuz bir 10 yıla sürükleyebilecek kusursuz bir fırtınaya neden olabileceği görüşünde. O takdirde bu 10 yılın derin sistemsel sorgulamalar, sarsıntılar yaratabileceğini öngörmek yanlış mı olur?

The Guardian’da yayımlanan yazısında, 1929 Buhranı’ndan "daha büyük bir buhranın kaçınılmaz" olduğunu ileri süren Roubini, bunun gündeme getirdiği 10 riski şöyle sıralıyor: (1)

  1. Borç krizi iflasları tetikleyecek: Salgın önlemleri zaten kamu borç seviyeleri birçok ülkede yüksek ve sürdürülemez seviyelerdeyken, bütçe açıklarını ciddi şekilde artırıyor. Birçok kişi ve firma için gelir kaybı, özel sektör borçlarının da sürdürülemez seviyelere geleceğini gösteriyor. Bu, kitlesel iflaslara neden olabilir. 2008 krizi sonrasında yaşanan hızlı toparlanmanın aksine uzun süreli durgunluk yaşanabilir.
  2. Gelişmiş ülkelerdeki demografik saatli bomba: Salgın, sağlık sistemlerine çok daha fazla harcama yapılması gerektiğini gösteriyor. Gelişmiş ülkelerin çoğunda nüfus yaşlı olduğu için, sağlık giderlerini fonlamak da borçları artıracak.
  3. Emtia fiyatları ve ücretler düşecek, iflaslar artacak: Salgın derin bir durgunluğun yanı sıra, petrol ve endüstriyel metaller gibi emtialarda fiyat çöküşlerine neden oluyor. Bu durum hem ürünlerde hem de ücretlerde deflasyona neden olabilir. Bu da borç ve iflas riskini artırıyor.
  4. Para birimlerinin değeri düşecek, stagflasyon olacak: Merkez bankaları deflasyonla mücadele etmeye ve faiz oranlarının artışı riskini önlemeye çalışırken, para politikaları geleneksel formların daha da dışına çıkacak. Hükümetler, açıkları kapatmak ve buhranı önlemek için kısa vadede para basılmasına ihtiyaç duyacak. 
  5. Dijitalleşme ekonomik bozulmayı ve işsizliği artıracak, ücretleri düşürecek: Milyonlarca insan işini kaybederken, milyonlarca kişinin de ücretleri düşecek. Gelir ve servet eşitsizliği artacak. Arz zincirindeki şoklara karşı gelişmiş ekonomiler, üretimi düşük maliyetli bölgelerden yüksek maliyetli kendi ülkelerine çekecek. Bu, otomasyonu artıracak ve ücretler üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturacak. 
  6. Küreselleşmenin geri çevrilmesi: Salgın, Balkanlaştırma ve parçalama eğilimlerini hızlandıracak. Korumacılık önlemleri artacak. Ürünlerin, hizmetlerin, sermayenin, emeğin, teknolojinin, verinin ve bilginin dolaşımı üzerindeki kısıtlamalar sıkılaşacak. Küreselleşmeden geriye dönülmesi ve artan korumacılık kaynaklı kalıcı arz şoku, stagflasyonu (durgunluk ile yüksek enflasyonun birlikteliği) kaçınılmaz kılacak.
  7. Popülizm, milliyetçilik, yabancı düşmanlığı artacak: Popülist liderler ekonomik zayıflıktan, kitlesel işsizlik ve eşitsizlikten çoğu örnekte faydalanıyor. Artan ekonomik güvensizlik ortamında, krizin sorumlusu olarak yabancıları gösterme eğilimi güçlenecek. Mavi yakalı işçiler ve orta sınıf, mültecilerle ilgili popülist söyleme daha duyarlı hale gelecek.
  8. ABD - Çin ayrışması şiddetlenecek: ABD ile Çin arasındaki jeostratejik ayrılık artacak. İki ülke arasında ticaret, teknoloji, yatırım, bilgi ve para politikalarındaki ayrışma şiddetlenecek.
  9. ABD ile rakipleri Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore arasında yeni bir soğuk savaş: ABD başkanlık seçimlerinin yaklaşmasıyla, siber savaş riski artıyor ve bu durum askeri çatışmaya bile dönüşebilir. Teknoloji, geleceğin endüstrilerinin kontrolünde ve salgınlarla mücadelede kilit silah olduğu için, ABD’de özel teknoloji şirketleri giderek ulusal güvenlik sisteminin daha fazla parçası haline gelecek.
  10. Çevresel bozulma finansal krizden çok daha fazla ekonomik tahribat yaratabilecek: Salgınlar gibi iklim krizi de insanların neden olduğu felaketler. Zayıf sağlık ve hijyen standartları, doğal sistemlere zarar verilmesi, bu felaketlere yol açıyor.

(1) Sözcü Gazetesi’ndeki çeviriden özet.