Türkiye, yalnızca rejim tartışmasında, “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” denilen ama aslında “Erdoğan ne derse o rejimi” diyebileceğimiz sultanist totaliter rejime karşı veya taraf olmak yönünden ikiye ayrılmıyor. Her meselede iki ana blok halinde ayrışıyor. Her mesele gündeme geldiğinde iki ayrı dünya, iki ayrı kültür, anlayış, seviye ortaya çıkıyor.

Diyelim İpek Er meselesi. Hemen ikiye ayrışıyor toplum!

Adalet arayan, ölüme sürüklenmesinden azap duyanlarla ırkçı kutlamalar alan kurtçu Musa Orhan’ın destekçileri…

Ayrım hemen ortaya çıkıyor: Musalara cesaret veren kafayla toplum içinde istemeyenler ayrışıyor.

Kim, neyin yanında, neyin karşısında belli.

Kim tacizci tarikat lideri Nurullah’ı destekliyor, müsamaha gösteriyor, göz yumuyor; kim taciz ettiği çocuk için adaletin peşinde, belli!

Her olayda kime göre ne mübah, mümkün, hatta gayet iyi bir şey, başarı; kime göre kirli, ahlaksızca veya suç, görebiliyoruz.

Ayrışma hayatımızın her katmanına yürüyor.

İpek Er için adalet arayanların… Mesela kamu hizmeti, kamu görevlisinin sorumluluğu konusunda da başka bir seviyeyi temsil ettiklerini görüyoruz. Bakanların karanlık, kriminal tiplerle, janti fırsatçı yeni yetmelerle muhabbetli görüntülerine de tepki gösteriyorlar. İki farklı kültür dünyası hemen ortaya çıkıyor.

Mesela şu Erkam Yıldırım olayı… Ziyaretin asıl amacı hakkındaki tartışmaları bir yana bırakalım. Ama dikkat buyurun… Her şeyden önce Erkam Bey’in, Venezuela’ya parlamento heyetine yamanarak gitmesi var.

Babası Binali Yıldırım bir kamu görevlisi. Ve sanki hiç sorun yokmuş gibi, oğlunun heyetle yeni “ticaret fırsatlarını değerlendirmeye gittiğini” söylüyor.

Ayrışma hemen gerçekleşiyor: Erkam Bey’in resmi heyete katılmasını nüfuz ticareti olarak görenlerle bunda hiçbir sorun görmeyenler.

Bir taraf, Nadira Kadirova, Yeldana Kaharman, Rabia Naz Vatan, Burak Oğraş, Gülistan Doku, Şenyaşarlar ve daha niceleri için adalet arıyor. Diğer yandan adı geçen, itham altındaki kişiler AKP’de ‘sayın’lardan sayılıyor.

Sezgin Baran Korkmaz’ın otelinde kaldığı iddia edilen hakim, “Hakim ve savcıları araştırın, yüzde 25’i benden daha pahalı arabaya biner” diyor. Arabası 300 bin TL’ymiş. Hakim ve savcıların yüzde 25’i daha lüksüne biniyormuş. Ve hakim bu feci tablo içinde 300 bin liralık araca binmesini haklı gösteren gerekçeler olduğunu düşünüyor. Bu hakim, davası olan bir müteahhidin yaş günü partisine, proje açılışına katılıyor.

Ayrışma hemen ortaya çıkıyor! Adaleti, gözleri kapalı Themis’in adil ve temiz takdiri olarak anlayanlar vurgun yemiş gibi oluyor.

Ama dikkat edin… Bu tabloya isyan edenler aynı zamanda İkizdere’de Cengiz yıkımına da direniyor! Dipsiz Göl’ü, Salda Gölü’nü, Kaz Dağları’nı savununlar da onlar!

İçişleri Bakanı, TV programında bir siyasetçinin Peker’den ayda 10 bin dolar aldığını söylediğinde, bu bilgiye çoktandır sahip olduğu halde işleme koymayıp kendine sakladığı ortaya çıktığında bunun hukuksuz olduğunu düşünenler de onlar.

AKP’nin siyaset ve ahlak dünyasında milletvekili Tolga Ağar, babasının çöktüğü iddia edilen Yalıkavak Marina’da yönetim kurulu üyesi olabiliyor? TÜVTÜRK muayene istasyonu sahibi olabiliyor. Hangi parayla aldığını sormak, bu girişimcinin parlak başarısına gölge düşürmek oluyor. Üstüne alkış isteniyor yani.

Ama diğer yandan Ensar görevlisi sapığın peşine düşenlerin, Soma’da, Aladağ yurt yangınında, Çorlu tren kazasında adaletin peşinde olanların kültür dünyasında bu olabilir bir şey değil.

Suç örgütü liderinden düzenli fon sağladığı iddia edilen Metin Külünk, İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olanların, çocuk yaşta kız çocuklarıyla, üç - dört kadınla evlenilebileceğini savunanların kültür dünyasında kusurlu veya suçlu görülmüyor. Ama Şimuni ve Hürmüz Diril’e adaletin peşinde olanlar için iddialar çok ciddi ve Külünk’ün, derhal adaletin önüne çıkarılması gerekiyor.

Önceki Kiptaş yönetimi ve bir hacıyatmaz AKP’linin, kurumu büyük zarara uğrattıkları ileri sürülüyor. Ama bu Boynukalın, Erbaş ve Demirkan için hiç sorun değil. Ensar, Menzil, Cüppeli takımı için de hiç sorun değil.

Bundan kim rahatsız oluyor? Kim araştırılmasını istiyor? Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarının çarçur edilmesinin hesabının sorulmasını isteyenler rahatsız oluyor. Deprem vergileri nerede diye soranlar rahatsız oluyor.

İki dünya çıkıyor ortaya… Tebaa olmayı sindirenler ile yurttaş olmakta direnenler!

Burhan Kuzu ile yemekli muhabbetinin fotoğrafları yayımlanan uyuşturucu Baronu Zindaşti’nin tahliye edilerek kaçmasına fırsat verildi.

Sezgin Baran Korkmaz’a iddiaya göre bakanlığa çağırılarak “git” denildi.

Müebbet cezası alan Galip Öztürk’ün, cezası kesinleştiği halde hakkında yakalama kararı çıkarılmadı, yurtdışına kaçmasına fırsat verildi.

Sedat Peker, kendisine “hakkında dosya hazırlanıyor, git, nisanda döneceksin” denildiğini iddia ediyor.

Bu nasıl bir manzaradır? Bu nasıl bir ülkedir?

Şimdi de öğreniyoruz ki Paramount Otel’i gasp edenler arasında, Interpol’ün aradığı bir yabancı suçlu da var ve bu kişiye “hatırlı kişilerin araya girmesiyle” Türkiye’de vatandaşlık verilmiş. İddia böyle.

Dedim ya iki dünya var.  Bu işler bir tarafın alnını çatlatıyor, diğer taraf için normal. Bir tepki veya eleştirilerini görmüyoruz.

AKP, suç örgütü liderinin fabrikasından aldığı kahveleri dağıtarak siyaset yapıyor! Aynı kişinin kendisine destek mitingleri yapmasına ses çıkarmıyor. Suç örgütü liderine koruma veriyor. Suç örgütü liderinin parasıyla Alman makamlarının suç örgütü kabul ettiği bir yandaş grubu besliyor! Başbakan Yardımcılığı da yapmış bir kişi, bir siyasi parti lideri… Bahçeli, bir suç örgütü liderini ziyarete gidebiliyor, özel af çıkarılabiliyor… Onlara normal ama işte o diğer dünya küçük dilini yutuyor. O diğer dünya dediğim, 8 can vererek, İstanbul’un tek meydanına AVM dikilmesine karşı çıkanlar!

Bir siyaset ve kültür dünyasına göre Boğaziçi gibi bir kuruma Melih Bulu rektör olabiliyor. Bir tek makalesi olmayanlar rektör, dekan olabiliyor. Prof’u olmayan fakülteler de fakülteden sayılabiliyor. Sahte tez yazan bürolar açılabiliyor. Bakan, bakanlığına kendi şirketinden mal satabiliyor. Ticarete atılan tarikat lideri rüyada peygamber gösteren, eve hırsız sokmayan terlik satabiliyor.

Bunları mübah ve olabilir görenler Kanal İstanbul’a da karşı çıkmıyor. Ucuza kapatılmış arsaların belediyelere beş kat fiyata satılmasına, kentlerin laz müteahhitlerin talanına açılmasına, İstanbul’un siluetine kule saplanmasına, acele kamulaştırma diye milletin malına mülküne el konulmasına, vergilerin 5 müteahhide akıtılmasına, bütçenin 150 milyar dolar garanti yükü altına sokulmamıza da karşı çıkmıyor.

Karşı çıkanlar kim? Karşı çıkanlar aynı zamanda gazeteci Kutlu Savaş’ın katillerinin yargılanmasını da isteyenler, üzerine suç yıkılmış 82 yaşındaki hasta tutuklunun durumunun acilen ele alınmasını da isteyenler, kaderlerine terkedilmiş SMA’lı bebeklerin için kampanyalar düzenleyenler… Karşı çıkanlar, ağır suç iddialarına muhatap olan Egemen Bağış’ın büyükelçi yapılması nedeniyle tansiyonu yükselenler, ülkesi için utananlar…

Üç saray 8 uçakta, 50, 60, 80 araçlık konvoylarla milletin vergisinin çatır çatır yakılmasında, belediye başkanlarının altına 3 – 4 milyonluk lüks araba çekmesinde, şatafatta, bir şirkete 40 ihale verilmesinde, türedi AKP zengini çocuklarının şımarık gösterilerinde, ayrıcalıklı AKP sınıfının yasa – kural tanımamasında, evlerinde, ofislerinde ayda 5 – 10 test yaptırabilmesinde, sıra beklemeden 2’şer 3’er aşı yaptırmasında sorun görmeyenler asker bölüklerine Peker marşı söyletilmesinde de bir sorun görmüyor.

Ama diğer dünya… Yani KKTC’li Falyalı gibileri gördüklerinde gözleri büyüyeler diyelim, kamu hizmetinde kör kuruşa sahip çıkılmasını, suç örgütleriyle ittifak veya temas değil müsamahasız mücadele istiyor. Kamu görevlisinden yasalara, kurallara yüksek, örnek titizlik talep ediyor.

AKP’nin kadro çevresinde çığırından çıkmış bir ikbal avcılığının çarpıcı örneklerini izliyoruz. Ezan, cami, bayrak, vatan, millet, yedi düvel hamaseti eşliğinde bir çökme, kapma, Ali Babacan’ın dediği gibi bir nemalanma seferberliği, telaşı ve yarış içindeler. Liderlerini, Türkiye’nin varlıklarını, makamlarını, paralarını, işlerini istediğine, istediği şekilde dağıtma, verme, üleştirme yetkisinde gördükleri için… Liderin takdir ve tensipleri ile paylarına düşeni meşru ve hak sayıyorlar. Kendi kafalarından bulaştıkları yolsuzluklar olduğunda da liderin koruyucu kalkanı yargılanmalarına izin vermiyor. Sistem kendisini abartarak çalışıyor. Yolsuzluk, hırsızlık iddiası var diye kimseye hesap sorulamıyor. Meclis’te eller inip kalkıyor. Kendi şirketinden kendi bakanlığına ürün satan bakan bile soruşturmadan kurtuluyor. Önceki gün Demirören’e çiftçinin bankasından Doğan Grubu medya şirketlerini alsın diye verilen 750 milyon dolarlık kredi ile ilgili araştırma önergesi reddedildi. İki dünyadan birisi bu. Diğeri, siyasetin de müsilajdan temizlenmesini isteyen dünya.

Daha göreceğimiz kaldı mı bilmiyorum ama eğer dibi gördüysek bu iyi… Çıkışa doğru yürüyüş kortejine bölük bölük katılım izliyoruz.